Abduurahman Dilipak: Evet! Gerçekten bu bir Savaş...

Abduurahman Dilipak: Evet! Gerçekten bu bir Savaş...

Habervakti.com yazarı Abdurrahman Dilipak'ın yazısını iktibas ediyoruz

Evet, gerçekten bu bir savaş!
“Ol mahiler ki derya içredirler de deryaya bilmezler!”
Biyolojik bir savaşın içindeyiz. İnsanlar ölüyor. Ölen niye öldüğünü, öldüren niye öldürdüğünü bilmiyor. Bu bir kimyasal savaş, bu bir siber savaş. Tarihin en büyük terör eylemi ile karşı karşıyayız. Bu aynı zamanda bir savaş, bu savaşta soğuk savaş, sıcak savaş yöntemleri, kimyasal savaş biyolojik savaş, elektronik savaş yöntemlerinin tamamı kullanılıyor, ayrıca uzay savaş yöntemleri, psikolojik savaş ve siber savaş imkanları da kullanılıyor.

Bakın dünden bugüne dünyada neler oldu?
Bu günkü Demokrasi, insan hakları, özgürlük yalanları ile maskelenen düzen nasıl kuruldu ve gizlenen gerçekler neler?
Bugünkü sonuç ne ve bu sonuç nasıl hazırlandı?

Faşizmin insanlığın başına nasıl bir bela olduğunu biliyoruz! Musolini 400.000, Hitler, 17 milyon, Japonya 8 milyon insan öldürdü.
Ardından ABD Nagazaki ve Hrişomaya atom bombası attı. Bakın 1. Dünya savaşında günde ortalama 6.000 kişi öldü.
Sakat, yaralı, kayıp, hasta sayısı bilinmiyor ama 10 milyondan fazla asker 7 milyon sivil ölüden bahsediliyor. Askerlerin yaklaşın dörtte biri, ölü, yaralı ve kayıp olarak kayda geçti.
2. Dünya Savaşı boyunca 65 milyondan fazla insan yaşamını yitirmiştir. Toplumsal siyasal ekonomik ve kültürel yıkımlar ise cabası…
Kapitalizm hepsinden beterdi. Ölen niye öldüğünü, öldüren niye öldürdüğünü bilmedi.
“Nefes alıp vermekle canlı mı sayılır sanki şerir. Demirci körüğü de hava alır verir!”

Evet! Gerçekten bu bir savaş...Abdurahhman Dilipak /HABERVAKTİ.COM

Terör artık bir savaş tekniği. Silah kaçakçılığı dev bir sektör. Uyuşturucudan, alkolden her sene milyonlarca insan hayatını kaybediyor. Kimi cinayet, kimi intihar, kimi altın vuruşla, kimileri ise trafikte ölüyorlar. Ana rahminde ölen çocukların sorumlusu fuhuş sektörü.
mRNA terör mü savaş mı? DSÖ terör örgütü mü, savaş karargahı mı?
ABD de mRNA teröründen ölen insan sayısı 600 bini geçti ve artarak devam ediyor. Kayıtlara kalp krizi olarak geçiyor. Bizde de ilaç, gıda, kozmetik, ev ve tarım kimyasalları terörü ile ölenler kalp ve kanser diye kayda geçiyor.


Çoban Turan yazmış: Dünya Sağlık Örgütü "Küresel Dijital Sağlık Sertifikasyon Ağı"nın lansmanını duyurdu: AB başlangıcı olacak ve her yere yayılacak olan CoVID sertifikası "Yeşil Pasaport" / “HES Kodu” benzeri bir pasaport geleceğini bildirmişti ve geldi”.
Herhalde artık Gaziantep belediyesi “Performans Pass.”ı ilk kullanacak ülke olmak için DSÖ’nün kapısını çalar. Basın açıklamasına göre: “AB dijital sertifika ağı”nın büyük başarısını temel alan DSÖ, tüm Üye Devletlere Gelen haberlere göre, bu konuda “açık kaynaklı bir dijital sağlık aracı”na erişim sağlamayı planlamaktalar. Bu araç hakkaniyet, yenilikçilik, şeffaflık, veri koruma ve mahremiyete saygı ilkeleri üzerine inşa edilecektir. (Oysa biz biliyoruz ki, bilgisayar ortamındaki her veri, Yapay zeka ve nano Chip tekniği ile üretilen Quantum girişlerine açıktır) Yeni dijital sağlık ürünlerinin geliştirilmesi, dünya çapındaki insanların kaliteli sağlık hizmetlerine hızlı ve etkili bir şekilde erişmesine yardımcı olmayı amaçlamaktadır.” (Bu iddia, ilgili ülkeler Digital Stratejik eylem planı ve kalkınma programlarında, ayrıca AB ve NATO stratejik eylem planlarında da vardır)


“Bu girişim AB Küresel Sağlık Stratejisi ve DSÖ Dijital Sağlık Küresel Stratejisi üzerine kuruludur. Dr Kyriakides ile Küresel sağlık konularında stratejik iş birliğini geliştirmeyi hedefleyen DSÖ başkanı Tedros Adnahom Ghebreyesus bu işbirliği sayesinde DSÖ'nün merkezi bir rol oynadığı ve sağlık ortamını daha da güçlendirmek için güçlü bir AB tarafından desteklenen sağlam bir çok taraflı sistem oluşturulacağını açıkladı. AB bu girişimde merkezi bir rol oynamaktadır. Küresel sağlığı iyileştirmek için çabaları aktif olarak ilerleten kilit bir aktör olarak hareket eder. Taahhüdü ve işbirliği sayesinde AB, bu girişimin hedeflerine ulaşılmasına ve sağlık sisteminin küresel düzeyde güçlendirilmesine önemli bir katkı sağlamaktadır.”


Gördüğünüz gibi, “ağuyu altın tas içre sunuyorlar, bal da onun suç ortağı.” “Islah edicileriz” diye geliyorlar. Oysa onlar “bozguncuların ta kendileri.” ''Bilim adamı, doktor, sağlıkçı, eczacı, gazeteci, STK temsilcisi, din adamı” kimliği de taşıyor olabilirler.

Burada asıl hikaye şu: Dünya 1000 yılda bir gerçekleşen kozmik döngü ile korkunç bir kırım yaşayacak. Bu kanaate teoloji, kehanet, astroloji, mitoloji ve bilim yoluyla ulaşıyorlar. Onlar Mesih’in dönüşüne inanıyorlar. Gog-Magog ve Armagedon (Kıyamet savaşı), Anti Chirist yani kendilerine göre bir Deccal inancı var. Yahudiler ise bunu Meşiah ve Mabedin yeniden inşası ile ilişkilendiriyor.
“Tarihin sonu”, “Medeniyetlerarası çatışma”, Yuhanna vahyinde anlatılanlar hepsi bu konu ile ilgili. Bunların ezoterik yorumları ve evren gözlemeleri, bir takım hadiseler buna işaret ediyor. Evengelikler, ansızın böyle bir durumla karşılaşmak yerine, işlerin insan iradesi ile düzenlemeyeceği bir noktaya gelmesi ve Tanrı kabul ettikleri Mesih’in gelişini çabuklaştırarak, Onun önderliğinde bu felaketten, düşmanlarından kurtulmak istiyorlar. Akıllarınca “Tanrıyı kıyamete zorluyorlar”

Onlardaki bu hareketlilik, bana onlar eli ile bizi bize kırdırmak için bir kadrolu Mehdi (!?) olayını bize karşı örgütleyebilecekleri endişesine sevkediyor.

Bizde ayrıca, Mehdi, Mesih, Yecüc-Mecüc, Dabbetül arz, Melheme-i Kübra ve Deccal ile ilgili beklentiler var.