Abdurrahman Dilipak:ABD-İsrail, Türkiye!

Abdurrahman Dilipak:ABD-İsrail, Türkiye!

Habervakti.com yazarı Abdurrahman Dilipak'ın yazısını iktibas ediyoruz

ABDURRAHMAN DİLİPAK:ABD-İSRAİL, TÜRKİYE!/HABERVAKTİ.COM

Olaylara bakarak olanları okuyacak olursak ABD ile İsrail karşı karşıya geldi. ABD İsrail’e karşı Türkiye’yi seçti. “Terörsüz Türkiye” projesi devam ederken, ABD SDG ve PYD’nin Suriye topraklarından Irak’a sürülmesine göz yumdu, hatta Türkiye ve Suriye güçlerine engel olmadı, destek oldu. İsrail’de fanatikler ise Türkiye’ye karşı ateş püskürüyor.

ABD ile İsrail, Trump ile Netanyahu arasında şöyle bir sorun var: Netanyahu “patron benim. ABD’yi biz kurduk, ABD bize bağlı olacak, çünkü biz kutsanmış bir aileyiz ve Tanrı böyle istiyor” diyor. Hatta ABD buna karşı çıkarsa, ABD’yi dağıtmakla tehdit ediyor. Bunlar “düşman kardeşler”. Ama öte yandan ikisi de birbirine muhtaç! Müslümanlara karşı birlikte hareket ediyorlar. Öte yandan ABD ile İsrail arasında bir kehanet yarışı var. Kriz sadece siyasi değil, aynı zamanda Teolojik!

Trump da “Hayır patron Amerika olacak, Patron benim. Ey Netanyahu, sen her şeyi yüzüne gözüne bulaştırdın. Bir Gazze konusunu bile halledemedin. Ben Rab İsa Mesih’in yeniden dönüşünün müjdecisiyim. Sen kırmızı düveyi bile kurban edip, Mesih’in dönüşü için sır kapısını açamadın, Ben Mesih adına konuşuyorum. Rab İsa Mesih, sizin de beklediğiniz Meşiah’ın ta kendisidir. Siz Tanrının ailesi iseniz, biz de Tanrının çocuklarıyız. Siz bu işi yüzünüze gözünüze bulaştırdınız, bir çatışmanın eşiğine getirdiniz, Kudüs’te, bölgede yerleşik Hristiyanlar bile size karşı Müslümanlarla birlik olarak kendilerini savunmaya çalışıyor, İsrail, Siyonizm hiç bu kadar aşağılanmadı, Yahudiler hiçbir zaman bu kadar yalnız bırakılmadı. Bütün bunlar senin yüzünden oldu. Şimdi köşene çekil, söz dinle, bundan sonraki süreci ben yöneteceğiz. Hristiyanları ve Musevileri birleştirerek Kudüs’ü birlikte ve yeniden inşa edeceğiz” diyor.

Aslında, bizi de garantörü yapmak istedikleri “Başkenti doğu Kudüs olan (!?) kukla Filistin devleti projesi”nin arkasında Evengelik Siyonistler ve onların adamı Trump vardı. Mesih’in dönüşünü hızlandırmak için “Tanrıyı kıyamete zorluyorlardı”. Kushner-Dahlan projesi böyle bir proje idi. Chabat onun için Türkiye’ye sokuldu. Onun için, bugünkü ABD Büyük elçisi ve bundan önceki 3 elçi’nin üçü de Siyonist, ABD’li Yahudi ve aynı zamanda Chabat / Epstein çetesinin üyesi, idi. Bölgeyi ifsat etmek için çalıştılar.

Trump için Filistin topraklarında ayak basacağı kendine bir yer lazımdı. “Dostumuz Trump” onun için Gazze’yi istiyor. Orada üs/karargâh kuracak. Güneyde Şarm el Şeyhe kadar uzanmak istiyor, Kuzeyde Litani Irmağı’na kadar. Doğu da Şam’ı, batıda Kıbrıs’ı istiyor.

İran’ı vurup, İran Kürdistanı ile Barzani’nin Irak Kürdistan’ı birleştirip bağımsız bir Kürt devleti ve yine Irak topraklarında Arap Şiası’nı örgütleyerek Necef/Kerbela’da “Kutsal Şia devleti”ne giden yolu açmak için hazırlık yapıyor. Onun için SDG ve PYD’ye destek vermedi, Türkiye ve SDG’nin önünü açtı ve hem İŞİD ve hem de PYD unsurlarını Irak’a yönlendirdi. Irak senaryosu tamamlandıktan sonra artık var olan Kürdistan devleti üzerinden Suriye’deki Dürzi’ler, Nusayri’ler, Gayri Müslim unsurlar, Kürt kartı, Levanten unsurlar, Suriye ve Irak diasporası gündeme alınacak. İhvan-ı Müslimin terör örgütü ilan edildiği için onların dönüşü engellenecek. Trump için, Teo Politik açıdan Ayn el Arab /Kobani’den daha önemli bir yer “El Bab”! Muhtemelen Şam’ı eski Berlin gibi bu kez 2’ye değil 3’e bölecekler. Tabi onların planı, Onların bir hesabı varsa Allah’ın (cc)da bir hükmü var. Bu arada Körfezin Şiileştirilmiş devleti Bahreyn durduk yerde Kushner/Dahlan senaryosuna dahil edilmedi. BlackWater BAE’de faaliyet gösteren bir özel güvenlik şirketinden çok daha fazlası. Ve Epstein lobisi ayrı bir bela. Bu süreçte, Belücistan, Huzistan, Azerbaycan ve Kürdistan’a dikkat. Bu arada bölgede örgütlenmiş Mehdi, Mesih, Deccal fitnesine ve tetiklenmiş tabii afetlere hazır olun.

ABD’nin İran’a saldırısına gelince, hareketlilik, yığınak devam ediyor, ama saldırı Ramazan Bayramı ertesi. Ramazan ayında İran’da muhalif halk hareketlerini körükleyebilirler. Nokta hedeflere saldırı, suikastlar, terör saldırıları, faili meçhul cinayetler yaşanabilir.

Trump’a göre İran’da rejim değişikliği en iyi seçenek! Ama tabi İran’ın sınır, rejim ve iktidar yapısının yeniden değerlendirilmesi gerek. Yani istenen “Fars baharı”. Bunun anlamı şu, savaş olmayacaksa halk ayaklanması sonucu biz destek verelim, darbe yapılsın. Trump, İran’da sıfır uranyum zenginleştirme istediğini söylüyor. İran bunu kabul etmiyor. Şahinlerden senatör Lindsey Graham, İran’la ilgili dedi ki “İnsanları sokaklara çıkmaya çağırıp, yardımın yolda olduğunu söyleyip sonra hiçbir şey yapmamak olmaz.” Trump’un kafasında bir Brezilya benzeri İran operasyonu hayali de var bu arada.

Bu arada kovboy dünyanın en büyük ABD uçak gemisi Gerald Ford’u, Orta Doğu’ya doğru yola çıkarttı. Zaten bölgede ayrıca bir de ABD uçak gemisi Abraham Lincoln vardı. Trump Ramazan’da bir saldırı başlatıp bütün İslam dünyasını karşısına almak istemiyor. Bu arada eğer İran’la anlaşma olmazsa, yani İran teslim olmayı kabul etmezse saldıracaklar! Bunun için ABD Ocak ortasından bugüne 150’den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleşmiş ve bölgedeki Amerikan üslerine takviye devam ediyor.

Türkiye bu saatten sonra artık mayınlı tarlada top oynayan bir ülke konumunda. “Terörsüz Türkiye bir toplum mühendisliği projesi. Halka umut vermek ve pasifize etmek için bulunmuş bir bir şey. ABD ve İsrail Türkiye üzerinde daha fazla baskı kurmak istemiyor. Chabat faaliyetlerine devam ederken Bakü Ceyhan’dan İsrail’e petrol sevkiyatı devam ediyor. ABD’de Kushner lobisi iyi polisi, Netanyahu’nun desteklediği Siyonist lobi kötü polisi oynuyor.


Suriye artık Türkiye için bir dış politika sorunu değil iç politika ile içiçe geçmiş Matruşka bir sorun. Suriye'deki herhangi bir hareketlilik, anında Türkiye içinde ekonomik, sosyal ve politik olarak yankı bulacaktır.

Ankara bir yandan ekonomi, öte yandan siyasi, toplumdaki gerilimle baş etmek zorunda. Erdoğan sonrası tartışmalar, bu durumu daha kırılgan hale getiriyor. Kronikleşen, aile, gençlik, yargı, maliye, yolsuzluklar, mafyalaşma giderek politik ve bürokratik anlamda kurumsal zafiyete dönüşüyor algısı hâkim toplumda. İran savaşı sonrası yaşanmasından korkulan süreç, “Terörsüz Türkiye” projesinin başarısız olmasının ardından ne olacağı konusundaki belirsizlik insanları endişelendiriyor. Bölgedeki gözlemcilere göre “Ankara'nın stratejik endişesi sadece istikrarsızlık değil, Kuzey Irak'ın silahlı Kürt hareketleri için kalıcı bir platform haline gelme ihtimalinin ötesinde genişleme ve bağımsızlığa giden yolda ilerliyor olmasıdır. Türk stratejik düşüncesindeki korku, Suriye ve Irak üzerinden İran’a uzanacak “Birleşik Kürdistan” Ankara’da siyasi çevrelerce endişe ile izlenmektedir”.

İran Türkiye için bugün en zor sınır bölgesini temsil ediyor. Oysa dün bu sınır bölgesi, bu anlamda daha güvenli idi. Bugün Ankara için gerçek tehlike İran'ın gücü değil, çöküşüdür! İran'da bir savaş veya iç karışıklık, mülteci akışlarını, sınırda düzensizliği, milis güçlerinin yayılmasını ve İran toprakları içinde Kürt özerklik hareketlerinin güçlü bir şekilde yeniden canlanmasına sebep olacaktır ki, ABD ve İsrail buna oynuyor.

Ukrayna'daki kriz Karadeniz'i askeri bir stratejik koridora dönüştürdü. NATO üyesi olan ve Rusya ile derin ekonomik ve enerji bağları bulunan Türkiye, hassas bir denge kurmak zorunda kaldı. Bu durum Türkiye’nin elini güçlendirmiyor, taraflardan birini tercih etmesi durumunda ötekinin husumetini çekmek gibi bir durumla karşılaşmaktan endişe ediyor. Batı Türkiye’yi yanına alarak Rusya’ya karşı asker deposu olarak kullanmak istiyor. Ve tabi Rusya’nın yumuşak karnını cırmalamak istiyor.

Batıda, Yunanistan ile başımız belada, Yunanistan ABD ve İsrail’in desteğinde adaları silahlandırdı ve Türkiye ile ilgili bir kriz durumunda, kara sularını 20 Mile çıkartarak çatışma çıkartmak için hazır bekliyor.

Kürt sorunu Ankara'nın en büyük endişelerinden biri. SDG/PYD/KCK aslında ABD, AB ve İsrail’in icat ettikleri bir Truva atı! Bu dış aktörler tarafından desteklenen kalıcı bir jeopolitik gerçekliğe dönüşebilecek silahlı veya siyasi Kürt özerkliğinin kurumsallaşmasıdır. SDG / PYD konusu bugün ABD’nin İran politikası için ertelenmiş bir kriz olarak masada duruyor. Yani, İsrail Arz-ı Mevud talebinden vazgeçmediği gibi bu talebin içinde yer alan Dürzileri de içine alan SDG projesi hala masada, Davud koridoru da.

Öte yandan özellikle Gazze bağlamında, Trump’un başını çektiği bir oyun oynanıyor. Türkiye Satanist Pedefolik Siyonist Trump’ın, Kushner’in başında bulunduğu bir projede, masada Ankara’da da var. Ancak Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim ve Trump’ın kaba ve tehditkâr uyarıları Türkiye’nin masadaki etkisini ciddi anlamda sınırlandırabilir. Masadaki diğer temsilcilerin profiline bakıldığında bunu görmemek mümkün değil. Türkiye bu anlamda dört bir yandan, İsrail’in başını çektiği malum lobilerin yönlendirmesiyle, potansiyel bir risk alanı olarak bir ateş çemberinin içine alınmış durumda. Epstein dosyaları, bölgedeki ülkelerin liderlerinin kâbusu olduğu bir süreçte evdeki hesapların çarşıya uymasının pek mümkün olmadığı da bir gerçek.

Bölgede Irak, Suriye, Lübnan ve Ürdün konusu ile ilgili senaryoların hepsinin merkezinde yarınki İran var. Karadeniz'in militarizasyonu, Yunanistan'la rekabet ve İsrail'le gerilim hepsi birbiri ile ilişkili çok büyük bir komplonun halkalarını oluşturuyor. Bölgeyi yakından izleyen çevreler “Bunlardan hiçbiri tek başına temel bir tehdit oluşturmasa da birden fazla krizin senkronize olup birbirini güçlendirdiği, tetiklediği ve Türkiye'yi proaktif strateji yerine reaktif güvenlik yönetimine zorladığı bir yere götürüyor”. Evet; “Bu durumda Türkiye, tek bir savaş alanının kenarında değil, istikrarsız bir çemberin merkezinde yer almaktadır”. Söz konusu “Ateş çemberi” tarihsel birikimler, konjonktür, teopolitik kaygılardan beslenmektedir. Ankara'nın tavrı ve bölgede yaşanacak olaylar ve bölge üzerinden plan yapan ülkelerin çıkar hesapları sadece Türkiye’nin geleceğini değil, bölgenin geleceğini etkileyecektir. Selam ve dua ile.