Abdurrahman Dilipak: Zilhicce Yazıları 5

Abdurrahman Dilipak: Zilhicce Yazıları 5

Habervakti.com yazaraı Abdurrahman Dilipak'ın yazısını iktibas ediyoruz

Abdurrahman Dilipak: Zilhicce Yazıları 5 /HABERVAKTİ.COM

Bugün size Adil Ömer”den bir menkıbe aktarmak istiyorum. Konunun başlığı şöyle olabilir: “Hz. Ömer'in Rüyası, Suikasta Uğraması ve Vasiyeti”.
Ma'dan b. Ebi Talha el-Ya'meri aktarıyor: Hz. Ömer hutbe vermek üzere kalktı. Allah'a hamdu senada bulundu, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve Ebu Bekr'i hayırla yad etti ve şöyle dedi: "Rüyamda bir horozun beni iki defa gagaladığını gördüm ve bunu ecelimin yaklaştığına yordum. Bazıları benden sonraki halifeyi seçmemi istiyor. Oysa Allah hilafetini, dinini ve Nebi'i (SAV) ile gönderdiğini heba edecek değildir. Şayet başıma bir şey gelirse de halifeyi belirleyecek olan şura o altı kişidir ki Resulullah vefat ettiğinde bu altı kişiden razıydı. İçlerinden kime biat ederseniz emirlerini dinleyip ona itaat edin. (…)''

Ömer bu hutbeyi Cuma günü verdi. Zilhicce ayının bitmesine dört gün kala bir Çarşamda günü suikasta uğradı. Bir başka kaynakta o horozun kırmızı bir horoz olduğu söylenir. Yaralandıktan sonra yanına gelenlere şöyleder: "Bize nasihatte bulun" dedik. Bizden başka da kendisinden nasihat isteyen olmamıştı.
Bize: "Allah'ın Kitab'ına sarılın! Zira ona tabi olduğunuz sürece yoldan çıkmazsınız" dedi.
Bir daha: "Bize nasihatte bulun" dediğimizde:
"Muhacirlere iyi davranmanızı istiyorum. Zira insanlar çoğalırken onlar azalmaktadır. Yine Ensar'a iyi davranmazını istiyorum. Zira müslümanların sığınağı olmuşlardır. Bedevilere iyi davranmanızı istiyorum. Zira onlar sizi ayakta tutacak olan dayanağınızdır. Zımmilere de iyi davranmazını istiyorum. Zira onlar da Nebi'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) emaneti ve aileleriniz için geçim kaynağıdır" dedi.


Şu'be der ki: Daha sonra Ebu Cemre'ye bu hadisi sorduğumda rivayet ederken: "Bedevilere iyi davranmazını istiyorum. Zira onlar sizin kardeşleriniz ve düşmanlarınızın düşmanlarıdır" lafzını kullandı.

Bu rüyamı Ebu Bekr'in hanımı Esma binti Umeys'e anlattığımda: "Seni Acemlerden bir adam öldürecek!" şeklinde yorumladı.

Bunun üzerine kendine bir grub sahabi gelip, “madem acemlerden biri”. Biz gidip acemleri toplayalım ve sizin bulunduğunuz yere acemden birilerinin girmesine engel olalım. Hz. Ömer ''hayır'' dedi. Eğer eceli gelmişse o olacaktır. Firavuna kahinleri, “sen bugün ana rahmine düşecek bir beni İsrailli öldürecekler“ dediler. Firavun bütün israiloğullarını bir meydana davet etti ve sabaha kadar oradan ayrılmalarına izin vermedi ve bir süre sonra da doğan bütün erkek çocukların öldürülmesine karar verdi. Ama Hz. Musa doğru ve Firavun'un ölümüne sebeb oldu.


Bir Farisi bu işi yapacaksa onun kim olduğunu bilmiyoruz ki. Böyle bir endişe ile hiçbir suçu olmayan Farisi bir anne-babadan doğdu diye nasıl suçlayabiliriz. Kaldı ki o kişi burada yaşayanlardan biri de olmayabilir. Bir şüphe ile, kesin olmayan bir zan ile hüküm vermenin doğru olmadığını söyledi. Kendi de Hz. Muhammed'i öldürmeye giderken Müslüman olmuştu. Belki bir Farisi böyle bir şey düşünüyor olabilir ama o son anda fikrini değiştirip iman edecekse!
Hz. Ömer bu teklifi reddetti.
Peki bizim zan ve şüphe’den yola çıkarak, önleyici vuruş yapmamız mümkün mü?

Ömer bu hutbeyi Cuma günü verdi, ve 5. Gün Çarşamda günü de suikasta uğradı.
Hz. Ömer’in rüyası Rüyayı sahiha idi. Firavun'un kahinleri bir istihraçda bulunmuşlardı ve beni israilden birilerinin kendinin ölümüne sebeb olacağını söylemişlerdi. Bu bilgi ona bir şekilde ulaştı. Bu konuda Kur’an-ı Kerim'de mealen şöyle denir: “Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki: ‘Seni ve tanrılarını bırakıp yeryüzünde bozgunculuk çıkarsınlar diye mi Mûsâ’yı ve kavmini serbest bırakacaksın?’ Firavun, ‘Biz onların oğullarını sürekli öldürüp kızlarını sağ bırakacağız. Elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz’ dedi.”(Araf 127) Şeytanları ve Cinlerin de Rabbi Allahtır. Allahın izni ile meleklerden biri, bunu Cinlerden birine bir şekilde iletmiş de olabilir. Bu sonuçta neticesi Allah tarafından bilinen ve zatının takdiri olan bir bilgidir.


Hz. Yakub’un Rüyası’nda Hz. Yusuf’un kuyuya atılmasına işaret vardır. Sonra Hz. Yusuf hapiste iken mahkumların rüyalarını yorumlar. Bundan Firavun’un haberi olur ve o da gördüğü bir rüyanın Hz. Yusuf’tan yorumunu ister. Hz. Ömer şehid edileceğini rüyasında görür ve onun yorumunu da Hz. Ebubekir’in hanımı yapar.

Hz Ömer kesin bir bilgi, açık ve yakın bir tehdit, belge, tanık olmadan bir operasyona razı olmadı. Haklı olmak, başkalarının hakkını ihlale sebeb olmamalı idi. Bir Farisi'nin bir cinayet ihtimali var diye, bütün Farisileri cezalandırmak mümkün olabilir mi? Bizim yakın tarihimizde bir Dersim olayı var. Firavun'un böyle bir durumda neler yaptığını biliyoruz. Doğduğu ana babayı, zamanı, mekanı, derisinin rengini ve cinsiyetini insan kendi mi seçti. Hz. Ömer'in kendisi de işlemediği bir cinayet için, delil yokken şüpheli olarak alınıp cezalandırılması kabul edilebilir mi? Hz. Ömer onlardan biri değildi. Doğru olanı yaptı. Ama ecel gelmişti, rüyadaki bilgi ve yorum gerçek oldu. Hz. Ömer şehid oldu. Suçlu da daha sonra yakalanıp cezalandırıldı. İslam düşüncesinde, “Hz. Ömer şüphelileri o gün toplasaydı, şehid olmayacaktı” bir akıl yürütme müfsittir. O zaman babam kız olsaydı ben kim olurdum. Geriye dönük, gerçekleşen kader üzerinden ihtimal hesabı yapılamaz.


11 Eylül terör saldırılarından sonra Bush tarafından “Pre-emptive Strike” olarak formüle edilen “Önleyici Vuruş Doktrini”, devletin gerekli gördüğü hallerde dünyanın neresine olursa olsun, 'tek yanlı' müdahale etme ve 'düşman'ı kendi belirleyeceği zamanda 'önceden vurma' hakkı(!?)na sahip olduğu konseptine dayanmaktadır. ABD kendinden menkul bu hakka dayanarak (!?) “İhkak-ı hak” yöntemi ile terör örgütleri ne karşı operasyon gerekçesiyle, onlara yardım ve yataklık ettikleri bahanesi ile bazı ülkeleri işgal etmiştir. Yine İsrail’in Lübnan ve Filistin topraklarında, ABD’nin Irak ve Afganistan’ın yanısıra bazı güney Amerika ülkelerinde ve Libya’da bu hakkı (!?) kullandılar.

2002 ABD “Ulusal Güvenlik Stratejisi” dokümanına göre “ön alıcı ve önleyici saldırı” diğer emperyal ülkelerde de taraftar bulmuştur. Devletlerarasında güç kullanma çerçevesi BM antlaşmasında belirlenmiştir. Zaten o da BM Güvenlik Konseyi, Lahey Adalet Divanı, NATO mekanizması içinde Hak temelli bir uygulama değil, siyasi bir karara dönüşmüştür.

Japonyanın ABD’ye Atom bombası atması da, hem daha fazla insan ölmesin diye savaşı bitirmek, bu anlamda “kızım sana söylüyorum gelinim sen dinle “ kabilinden tüm dünya hükümet ve halklarına karşı meydan okuma, güç gösterme anlamı taşıması yanında, ABD lilerin iddiasına göre, Japonya durdurulmasa idi, Japonya Çin'in içlerine doğru ilerleyecek ve bu savaşta çok daha fazla insan ölecekti. Yan, ABD Atom bombası atarak daha kötü bir sonucu önlemek için daha az kötü olanı seçmiştir. Yani kendine göre, bu bir ehveni şerdir. Tabi burada önemli olarak, ABD’nin Japonyaya yönelik iddiası bir varsayım, Japonların yaşadıkları ise bir gerçekti.


Hani, ha bire her konuda strateji belgeleri yayınlıyoruzda, bunların dini, ahlaki, hukuki, insani, felsefi temeli ne olacak, bunları düşünüyor muyuz, bunlar üzerinde çalışıyor muyuz, böyle bir endişemiz var mı? Batıdan ithal bu stratejik belgeleri sonucu başımıza bela edilen CoVID mRNA aşı, maske, mesafe gibi konulara bir takım hacı-hoca, kimi kolaya kaçıp ul'ul emr üzerinden, kimi zaruret kimi ilim üzerinden mazeret uydurmaya kalkmadılar mı. Masiyet böylece korunmadı mı?

5G, Starlink, GENOM, İklim, NeuraLink için strateji belgelerinde bu fesat hareketleri için açık kapı bırakılmadı mı?

Keşke Zilhicce vesilesi ile tevbe etsek de aklımızı başımıza toplasak.
İktidar sahipleri, uluslararası sistemin dayatmalarına karşı toplumsal tepkileri kontrol altına tutmanın bedelini bu dünyada ve ahirette ağır şekilde ödemek zorunda kalacakları işlerden uzaklaşmak için bu günleri fırsat olarak kullanabilirler. Yoksa halimiz yaman.
İstanbul sözleşmesi, Lanzarte örneğinde olduğu gibi, içimizdeki, kendilerini “ıslah edici” gibi gösteren beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helak etme Allah’ım!

Selam ve dua ile.