'Susturun Şu Kadını'...
'Başörtülü aday yoksa oy da yok!'...
Yazıyı yazmak üzere bilgisayarın başına geçmişken, önce şöyle bir göz atayım dedim, bugünkü basın açıklamasının internet medyasında yansıması ne oldu diye.
Haber, Sibel Eraslan'ın başta içinde olduğu bu girişimde artık olmadığını haber veriyordu.
Anlayabildiğim kadarıyla mesele şu:
Başta Meclise kadın vekil sokma girişimi olarak başlayan inisiyatifin, "Başörtülü aday yoksa oy da yok!" şeklini alması Sibel Eraslan'ın içine sinmemiş.
Bence slogan tam da bu amacı, meclise kadın vekil sokma amacını anlatıyor. Başka bir şey değil.
Kanımca bir reklam ajansına verilse bu iş, oradan çıkacak slogan da bu olurdu.
Arı, duru, kısa, öz, hedefi on ikiden vuran bir slogan: "Başörtülü aday yoksa oy da yok"
Buluşan Kadınlar Platformu'nun "Başörtülü aday yoksa oy da yok" sloganıyla ortaya koydukları inisiyatif, 21 Mart 2011 günü Taksim Hill Otel'de basın açıklaması yaptı.
Ben de oradaydım.
Katılımcı ve düzenleyicilerin ortak kaygıları kayıtlara geçti, haber ajansları gazetelere servis etmiştir, gizli saklı bir ajanda yoktu.
"Herhangi bir hukuki engel ve mevzuat olmamasına rağmen başörtülü kadınların seçilme hakkının olmamasının psikolojik bir bariyer meselesi olduğu" vurgulandı.
Bütün partilere "seçim meydanlarında konuşmaya başlamadan önce oylarını isteyeceğiniz başörtülü kadınların seçilme hakkını da teslim edin" denildi.
Basın açıklamasıyla ilgili 'şahitliğimi' site okurlarıyla paylaşmak istedim.
Gelelim meselenin kendisine"
Bundan yaklaşık bir ay kadar önce KADER'in öncülüğünde "Meclis'te 275 kadın vekil istiyoruz" girişimi gündeme gelmişti. İş ve sanat dünyasından, medya ve akademiden çok sayıda kadının ortaklaşa başlattığı girişimde Nihal Bengisu Karaca da vardı.
Nihal'ın oradaki varlığının bir anlamı da o 275 kadın arasında başörtülülerin de olmasının gerekliliğiydi. Bu 'yeni Türkiye' için bir olmazsa olmazdı.
Nitekim "Başörtülü aday yoksa oy da yok!" girişimi tam da bu gerekliliği anlatıyor.
Bu bir çağrı, bir hatırlatma"
Her tahammülün bir sınanma sınırının olduğunun hatırlatılması.
Siyaset böyle bir şey işte.
Sıvasınlar kolları siyasetin saygıdeğer aktörleri.
Başörtülüler bu ülkenin her yerindeler.
CHP! Oy şeridin olan sahillerde"
BDP! Diyarbakır'da Hakkari'de, Batman'da"
MHP! Bir bir düşen İç Anadolu'daki kalelerinde"
HAS Parti, Saadet! Karınca kararınca, ama her yerde"
Ve AK Parti! Türkiye'nin her ilinde, her ilçesinde, her köyünde, her mezrasında"
Milyonlarca başörtülü var.
Hani Mustafa Kemal kadınlara seçme ve seçilme hakkı vermiş ya, işte o seçilme hakkını 80 yıldır kullanamamış!
Bir kere seçilmiş, o vakit de haddi bildirilmiş.
"Susturun şu kadını" denilip benim, senin, onun oyu, o kutsal mekandan, halkın iradesinin yansıması gereken Meclisten kovulmuş.
İşte o günden bu güne, başörtülü kadınlara her seçim hadleri hatırlatılıyor.
Seç ama seçilemezsin!
Sen otobüse arka kapıdan binmek zorundasın.
Sen yemeğini salonda değil mutfakta yiyeceksin, deniliyor.
Biz senin haklarını senin yerine koruruz, deniliyor.
Kimileri de, biraz daha sabret, şimdi değil, diyor.
Şimdi değilse ne zaman?
Bu safça soruyu sormak bile onur kırıcı.
Bence aklı olan yarışa girsin, başörtülü aday gösterme yarışına.
Mesela AK Parti, bugünden tezi yok, Ayşe Böhürler'i aday göstersin. O istemiyorsa Serap Yaşar'ı.
AK Parti kurucuları arasında yer alan, MYK üyesi kadınlar tanıyoruz, gözünü budaktan sakınmayan, her işin üstesinden gelecek, vitrin süsü olmayacak, çalışkan kadınlar.
Ankara'dan Fatma Bostan mesela, biçilmiş kaftan. Üstelik aday adayı.
Hatta Sibel Eraslan, herkesten daha çok hak ediyor Mecliste siyaset yapmayı.
Siyasetin ateşten gömlek olduğu zamanlarda köy köy dolaşıp gönüller fethetmiş biri.
Daha ne duruyorsunuz.
Bu safça soruyu sormak bile onur kırıcı ama"
Şimdi değilse ne zaman?
Halime KÖKCE / Rotahaber
