Sivil Özerk Diyanet Kurulabilir mi?

1970"li yılların ortalarındaydı. Avusturya hükümeti İslâm"ı, devletin kabul ettiği dinler listesine almış ve çeşitli Müslüman derneklerinin ve cemaatlerin bir araya gelerek bir başmüftü seçmelerini istemişti. Tarih belirlenmiş, mekan belirlenmiş, tesbit edilen günde cemaatlerin ve derneklerin temsilcileri gelmişti. Müzakereler esnasında hava kısa zamanda elektriklenmiş, önce münakaşalar, sonra kavgalar başlamıştı. Konuyla ilgili bir fotoğraf görmüştüm: Birbirlerinin üzerine sandalyalarla saldıran Müslümanları ayırmak için Avusturya polisi,   zincirlerini zor zapt ettiği kocaman kurt köpekleri kullanmak zorunda kalmıştı. Sanırım mekan da bir cami idi...

Müslümanlarda ümmet şuuru zayıflar, cemaat ve hizip asabiyeti alabildiğine güçlenirse durum böyle olur.

Şöyle bir senaryo düşünelim:

Bizdeki rejim liberalleşti ve gerçek bir demokrasi haline geldi. Din işlerini ve hizmetlerini sivilleştirmek kararı alındı. Müslümanlara “Buyurun, kendi dinî cemaat teşkilatınızı kurun, hür seçimlerle başınıza ehil bir dinî/ruhanî reis seçin...” denilse ne olur?

Ya Müslümanlar, çeşitli cemaatler aralarında ön müzakereler yaparlar, anlaşırlar, uzlaşırlar ve Kur"an, Sünnet, icma-i ümmet esaslarına uygun bir teşkilat kurarlar; ehliyetli, liyakatli, faziletli, hikmetli, muktedir, müdebbir, kâmil, faziletli bir zatı reis seçerler...

Yahut birbirlerine girerler, teşkilatı ben kontrol edeceğim, benim dinbaşım başkan olacak... Hayır siz değil, biz... Biz çok iyiyiz, siz hainsiniz... kavgaları çıkacak, fitne ve fesat zuhur edecek.

Gizli Yahudiler uzun bir müddet açıkça ve sinsi bir şekilde çalışarak Müslümanları bölmüşler, birbirlerine düşman ve rakip kamplara ayırmışlardır.

Müslümanları yıkmak için ümmet şuurunu (bilincini) dinamitlemişler, yıkmışlar, onun yerine cemaat, hizip, fırka, grup asabiyeti, militanlığı, fanatizmini teşvik etmişlerdir.

Bu şartlar altında, yukarıda anlattığım sivilleştirme hayata geçirilmek istense, Müslümanlar ehil, layık, vasıflı, kudretli, alim, arif, zahid, erdemli bir zatı dinî reis yapabilirler mi? Yapamazlar. Çünkü bu konuda birleşemezler.

Her büyük cemaat, sivil din teşkilatına hakim olmak için var gücüyle çalışacaktır.

Arkalarına Siyonistleri ve Evangelistleri alan Diyalogçular (ABD ve İsrail"in destek ve talimatıyla) sivil Diyanet"i ele geçirmek savaşına girişeceklerdir.

Şer güçleri, sivil Diyanet"in mezhepsizlerin, reformcuların, dinde yenilik ve değişiklik taraftarlarının, bid"atçilerin, tarihselcilerin, kriptoların eline geçmesini isteyecekler ve ağırlıklarını koyacaklardır.

Müslümanlar son elli yıl içinde, bir gün sivil bir din teşkilatı kurulursa, bunun başına geçebilecek çapta ve vasıfta güçlü ve üstün şahsiyetler, kadrolar yetiştirmişler midir? Belki istisnaî olarak birkaç kişi vardır ama onlar da kıyıda köşede, inzivada kalmıştır, yüzlerine bakan yoktur.

İster inanın ister inanmayın, Sabataycılar bile kendi ilahiyatçılarını yetiştirmiş bulunuyorlar. Günün birinde sivil bir Diyanet kurulursa başına onlardan birini geçirebilirler. Oh ne âlâ!.. Hem İslâm hocası, hem “Sazan”... Cuma günü camide, cumartesi günü gizli Sabataycı sinagogunda... Bundan iyi dinlerarası diyalog ve hoşgörü olur mu?

Siyonistlerin müstakbel Halife adayları bile belli...

İslâmî camiada kaç adet “Hocaların hocası” var?

İlahiyatçı müctehidlerin bini bir paraya...

İslâm"da tesettür yoktur, bu adet bize Yahudilikten geçmiştir diyeni bile var.

Korkarım, sivil Diyanet, gerçek laiklik derken yağmurdan kaçarken doluya tutulacağız, Dimyat"a pirince giderken evdeki bulgurdan olacağız.

İslâmî kesimdeki bazı meşhur   kişilerin  dinî bakımdan bozuk inançlara sahip olduğunu biliyor musunuz?

Adam hem dindar geçiniyor, hem de “Allah gerçek bir Janus"tur...” (iki yüzlü bir Roma putu) diyen Ali Şeriatî"yi taparcasına seviyor...

Meselenin finansla ilgili yönü de var: Özerk ve sivil Diyanetin dehşetli bir geliri, kabarık bir bütçesi olacak. Büyük mafyacılar, çeteler, kokuşmuşlar, rantçılar bu konuya kesinlikle ilgisiz kalmazlar.

Biz Müslümanlar iki ateş arasında, örs ile çekiç arasında kalmışız da haberimiz yok

Düşmanlarımız, şeytanlar, nefs-i emmarelerimiz bizi bölmüş, parçalamış... Şeytanların maskarası olmuşuz.

Din konusunda cehalet gırtlağa kadar.

Ümmet şuuru yitirilmiş... Ehl-i Sünnet hassasiyeti kalmamış...

Birilerinin dini para, kıblesi karı olmuş... Sünneti bırakmışlar, bid"atlere sapmışlar... Üniter İslâmî hiyerarşi yıkılmış. Bir sürü zirzop naylon müctehid peydahlanmış. İrili ufaklı binlerce hizip, fırka, cemaat, grup, klik. İşimiz zor, işimiz zor...

Şehirde Birkaç Saatlik Bir Cevelan

SALI günü öğle yemeği için Kasımpaşa"ya gittim. Yonca lokantasını (Türabî Baba türbesi, Lemar market civarında) beğeniyorum, yemekleri lezzetli. Bir yere davetliyim, henüz vakit var, Dolapdere Yenişehir"deki hurdacıya uğradım. Üzeri işlemeli küçük bakır bir tepsi ile Kürtçülerin yayınladığı tarihî bir albüm (1900"den 2000"e Kürtler. Kronolojik Albüm, Özgür Bakış yayınları) aldım. Tepebaşı ile Kasımpaşa arasındaki mahallede Sürurî Camii"nde öğle namazını kıldım. 16"ncı asırda yapılmış, banisi Şehzade Mustafa"nın hocasıymış. Sonra yanmış yıkılmış, elli sene önce kubbeli olarak müceddeden inşa edilmiş temiz bir cami. Girişinde bâni-i cami merhum Sürurî efendinin kabri var. Yanında Latin yazılı bir kitabe. Ya Rabbi, bu kadar kısa bir metne bu kadar imla ve noktalama yanlışını nasıl sığdırmışlar!.. Canım sıkıldı, üzüldüm.

Selçuk Üniversitesinin reformcu ilahiyatçılarından Doçent Şahin Filiz"in “Başörtüsü Söyleminin Dinsel Temelsizliği ve İslâm Felsefesi Açısından Eleştiri” başlıklı 114 sayfalık kitabını aldırttım (Yeni çıkmış). İsminden bozuk bir kitap olduğu anlaşılıyor. Doçent cenapları İslâm"da başörtüsü olmadığını iddia ediyor. Cahiller cesur olurmuş. Başörtüsü ve tesettür Kur"an ile, Sünnet ile, 14 asırlık icmâ-i ümmet ile sabit dinî bir farzdır. Münkiri (inkar eden) dinden çıkar. Kitabı tedkik ettikten sonra belki küçük bir reddiye kaleme alırım.

Bu devirde Müslümanlar iki dinî değere çok büyük önem vermekle mükelleftir. Birincisi beş vakit namazı cemaatle kılmak, ikincisi kadın ve kızların tesettürü. Bu konuda hem nazarî, hem amelî (aksiyona yönelik) büyük bir seferberlik başlatılmalıdır.

Sırf Allah rızası için ve Peygamber Efendimizin sünnetine uymak maksat ve niyetiyle hasbeten lillah tesettüre giren kadın ve kızlarımız inşaallah şehid sevabı kazanırlar.

Tesettürü ve başörtüsünü siyasete, maddeye, kişisel menfaate alet etmemek gerekir.

Bir giyim firması mankenlere tesettürlü defile yaptırmış... Zaman zaman bikini mayo da teşhir eden kadınlara başörtülü kıyafetler sergiletmişler. Bu hatunları erkekler de “ilgi” ile seyr etmiş. Böyle bir şey dine, Kur"an"a, Sünnete, Şeriata, fıkha, ahlâk-ı islâmiyeye kesinlikle aykırıdır, haramdır.

Memleketin haline, halkın haline, Müslümanların haline canım çok sıkılıyor. Uzaklara kaçsam, gazete okumasam, kulaklarımı haber ve havadislere tıkasam diyorum. Nereye gitsem?
 
 
milligazete

Bu yazı toplam 175 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar