SADULLAH ZAREİ MEKKE ANLAŞMASINI DEĞERLENDİRDİ
Batı Asya uzmanı Sadullah Zarei, Mekke Güvenlik Anlaşması’nın önceki diğer ittifaklara benzediğini ve kalıcılığı konusunda şüphe bulunduğunu belirtti.
Sadullah Zarei, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında güvenlik anlaşmasının imzalanmasıyla ilgili olarak Tesnim Haber Ajansı’nın muhabirine yaptığı açıklamada, “Bu anlaşmanın kendine özgü özellikleri ve nitelikleri bulunuyor. Birincisi, anlaşmanın Mekke’de düzenlenen toplantıda ele alınması, bu anlaşmada Suudi Arabistan’ın ağırlığının Pakistan ve Türkiye’nin ağırlığından daha fazla olduğunu gösterdi” dedi.
Mekke Güvenlik Anlaşması, bölgede NATO’nun tamamlayıcısıdır
Zarei, “Bu anlaşmanın ikinci noktası, NATO üyesi olarak Türkiye’nin bulunmasıdır. Bu da bunun bölgemizde NATO’yu tamamlayıcı nitelikte bir güvenlik anlaşması olduğunu gösterdi. Dolayısıyla bağımsız bir anlaşma olarak değerlendirilemez” ifadelerini kullandı.
Bu paktın İran karşıtı yönü hafife alınacak düzeyde değil
Batı Asya gelişmeleri uzmanı, Mekke Anlaşması’nı imzalayan ülkelerin İran’ın güneyinde (Suudi Arabistan), doğusunda (Pakistan) ve batısında (Türkiye) bulunmasını bu anlaşmanın üçüncü noktası olarak değerlendirdi ve şunları söyledi: “İster istemez bu pakt, İran’ın ulusal güvenliği çerçevesinde tanımlanmamaktadır. Her ne kadar bunlar Mekke Anlaşması’nın herhangi bir ülkeye karşı olmadığını açıklamış olsalar da bu anlaşmadaki üç üyenin coğrafi konumu, paktın İran karşıtı yönünün hafife alınacak düzeyde olmadığını gösteriyor.”
Mekke Anlaşması’nın dağılmasından endişe ediliyor
Zarei’ye göre dördüncü nokta, tarafların Mekke Anlaşması’nın daha yolun başında dağılmasından endişe etmeleridir. Bu nedenle söz konusu anlaşmanın savunma paktı olduğunu ve herhangi bir ülkeye karşı olmadığını vurguladılar. Oysa bu anlaşmanın eksenini oluşturan ülkenin zihninde herhangi bir şüphe bulunmuyorsa, bunun bir güvenlik paktına doğru ilerlemesinin bir anlamı ve kavramı bulunmamaktadır.
Mekke Anlaşması, ABD’nin yenilgisi ve İran’ın zaferi gölgesinde imzalandı
Zarei, “Son nokta ise Mekke Anlaşması’nın İran ile ABD arasındaki savaş sırasında ve ABD’nin yenilgisinin, İran’ın ise zaferinin kokusunun alındığı bir ortamda imzalanmış olmasıdır. Dolayısıyla Mekke Anlaşması, Washington’un bu savaştaki yenilgisinin ardından ortaya çıkan endişelerin sonucu olabilir. Anlaşmanın önemi doğrultusunda ifade edilebilecek genel hususlar bunlardır” dedi.
Mekke Anlaşması’nın kalıcılığı ciddi tehdit altında
Batı Asya gelişmeleri analisti, Mekke Anlaşması’nın devamlılığı ve kalıcılığı hakkında da şunları söyledi: “Geçmişe baktığımızda daha önce de bu tür pakt ve anlaşmaların bulunduğunu, hatta bazılarının Mekke Anlaşması’ndan daha güçlü olduğunu görürüz. Örneğin 2015 yılında Yemen savaşı sırasında 19 ülkeden oluşan bir koalisyon kuruldu. Bu koalisyonda Pakistan, Türkiye, Ürdün, Körfez’in güney kıyısındaki ülkeler ve hatta Mısır yer aldı. Bazı Avrupa ve Batı ülkeleri de Suudi Arabistan öncülüğündeki bu koalisyona katıldı. Ancak sonunda 19 ülkeli koalisyon, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri koalisyonuna dönüştü. Son olarak Riyad ve Abu Dabi arasında anlaşmazlık çıktı, BAE Yemen’den çekildi ve Suudi Arabistan Yemen’de yalnız kaldı. Dolayısıyla mevcut geçmiş ve tecrübeye bakıldığında Mekke Anlaşması’nın kalıcılığı konusunda şüphe bulunduğu görülüyor.”
Zarei, “İkinci nokta ise bu ittifakın (Mekke Anlaşması), metinde belirtildiği üzere ortak bir savunma paktı olması halinde, üye ülkelerin Yemen savaşı ve Sana ile Riyad arasındaki çatışmalar karşısındaki durumunun yine belirsizlik içinde olmasıdır. Bildiğiniz üzere Yemen ile Suudi Arabistan arasında çatışma yaşanıyor ve bu çatışma geçmişten beri mevcut. Aslında bu çatışmalar 2005 yılında başladı ve 2015 yılında Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki savaşa dönüştü. Şimdi şu soru gündeme geliyor: Mekke Anlaşması’nın anlamı, Pakistan ve Türkiye ordularının Yemenlilerle çatışmaya girmesi midir? Bu konuda herhangi bir şey söylenmedi” ifadelerini kullandı.
Zarei şunları söyledi: “Bugün Yemen’de tanık olduğumuz şey, Yemenlilerin iki konuya ulaşma çabasıdır. Birincisi, 12 yıldır devam eden Yemen hava ve deniz ablukasına son verilmesi meselesidir. İkincisi ise Sana hükümetinin yetkisinin (egemenlik uygulamasının) Yemen topraklarının geri kalanına genişletilmesidir. Bunun anlamı, konunun iç mesele olduğudur. Nitekim Yemen ablukasının sona erdirilmesi de bir iç meseledir.”
Mekke Anlaşması hangi durumda geçerliliğini yitirir?
“Mekke Anlaşması dikkate alındığında Türkler ve Pakistanlılar Yemen’deki çatışmalara müdahil olacak mı?” sorusunu gündeme getiren Zarei, “Burada iki durum söz konusu. Birincisi, Türkiye ve Pakistan’ın Yemen’deki çatışmaya müdahil olmasıdır. Böyle bir durumda bunun anlamı, iç savaşa girmiş olmalarıdır ve bir iç savaşa dahil olmak Türkiye ve Pakistan açısından temel bir meydan okuma teşkil eder. Yani İslamabad ve Ankara açısından başka bir ülkenin iç çatışmasına girmek kolay bir tercih değildir.
İkincisi, Türkiye ve Pakistan’ın Yemen’deki çatışmaya müdahil olmaması ve ‘Bu çatışma geçmişe aittir, hiçbir anlaşma geriye dönük uygulanmaz; dolayısıyla biz bu çatışmaya dahil olmayacağız’ demesi ya da ‘Bu, bir ülkenin başka bir ülkeyle çatışması değildir’ şeklinde gerekçe sunmasıdır. Bu durumda Mekke Anlaşması konusuz ve etkisiz hale gelir ve esasen etkisini kaybeder” dedi.
Mekke Anlaşması kavramsal açıdan ve uygulama alanı bakımından soru işaretleri ve zorluklarla karşı karşıya
Batı Asya gelişmeleri uzmanı, Mekke Anlaşması’nın kavramsal açıdan ve uygulama alanı bakımından soru işaretleri ve zorluklarla karşı karşıya olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Mevcut koşullarda bu anlaşmanın temel bir pakt olduğunu kesin olarak söylemek mümkün değil. Özellikle anlaşmada ekonomik konulara da değinilmiş; altyapı geliştirme ve ekonomik ilişkilerden, bazı yerlerde ise ‘kapsamlı’ ve ‘teknoloji’ ifadelerinden söz edilmiş. Bu da Pakistan ve Türkiye’nin Mekke Anlaşması’nı ekonomik çıkarları için imzalayıp imzalamadığı konusunda soru işareti oluşturuyor. Gerçekte güvenlik alanına bakmıyor, ekonomik çıkarları gözetiyor olabilirler. Özellikle de güvenlik anlaşması Pakistan’a herhangi bir katkı sağlamıyor.”
Türkiye ve Pakistan’ın niyetleri belirsiz
Zarei, “Pakistan’ın Hindistan ile çatışması halinde Türkiye veya Suudi Arabistan Pakistan lehine Hindistan’a karşı savaşa girer mi? Kesinlikle hayır. Öte yandan Türkiye herhangi bir yerde çatışmaya girerse Pakistan ve Suudi Arabistan Ankara’nın yardımına gelip onun lehine müdahale eder mi? Elbette hayır. Dolayısıyla burada mesele Suudi Arabistan ve karşı karşıya olduğu yeni ortaya çıkan tehditlerdir. Buna rağmen Suudilerle Mekke’de oturup bir belge imzalayan Türkiye ve Pakistan’ın niyetinin ne olduğu belli değil” ifadelerini kullandı.
Mekke Anlaşması Riyad’ın endişelerine bir yanıt
Batı Asya gelişmeleri uzmanı, Mekke Anlaşması’nın savaş sonrası işlevi hakkında şunları söyledi: “Bu anlaşma, Riyad’ın endişelerine bir yanıttır. ABD’nin bölgedeki varlığının zayıfladığı, Suudi Arabistan’ın güvenlik yapısının Körfez ve Batı Asya’daki ABD sistemiyle derin bağlara sahip olduğu ve şu anda bu sistemin çökmekte olduğu dikkate alındığında, Suudiler endişe duyuyor. Çünkü tehditler karşısında tek başlarına kendilerini savunabilecek durumda değiller. Bu nedenle alternatif projelere yöneldiler ve kendi görüşlerine göre Pakistan ve Türkiye askeri güç açısından önemli ülkeler.”
Riyad, ABD’nin oluşturduğu güvenlik boşluğunu doldurmanın peşinde
Zarei sözlerini şöyle tamamladı: “Suudi Arabistan, ABD ile kurduğu güvenlik sisteminin çöküşünden kaynaklanan boşluğu bölgesel bir güvenlik sistemiyle doldurmak istiyor. Ancak soru şu: Pakistan veya Türkiye, Suudi Arabistan’ın endişelerini ne ölçüde paylaşıyor? Bana göre Türkiye hiç endişe duymuyor çünkü NATO sistemine bağlı. Pakistanlıların da ülkeleri içinde nispeten güçlü bir yapıları var ve tek güvenlik tehditleri Hindistan. Onu da yönetmeyi başardılar. Dolayısıyla Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasında güvenlik kaygısı, ortak görüş ve ortak bir hissiyat bulunmadığı için Mekke Anlaşması’nın varlığı ve özellikle kalıcılığı ciddi bir tehdit altında bulunuyor.”
www.kudusgunu.com
