Prof. Arslan “Köylü Cumhuriyeti” diyor

Prof. Arslan “Köylü Cumhuriyeti” diyor

 

BİZDEKİ son vahim kriz gibi bir rezalet şehirli/medenî kültüre sahip bir ülkede olabilir mi? Kesinlikle olamaz. Çünkü öyle ülkelerde hiçbir şahıs ve kurum bu gibi çılgınlıklara cesaret edemez.

Hele bir teşebbüs etsinler, milyonlar ayağa kalkar. Milyonlarca vatandaş yürüyüşler ve mitinglerle protesto eder. Milyonlarca mesaj çekilir.

Binlerce büyük aydın, düşünür, gazeteci, profesör, filozof lanetler. Demokrasi halk iradesi rejimidir. Şehirli/medenî bir halk kendi rejimini korur.

Taraf gazetesinin 4 Haziran 2008 nüshasında Neşe Düzel"in Prof. Ahmet Arslanla yaptığı bir röportajın ikinci kısmı yer alıyordu. Başlığı şuydu: “Yaşadığımız şey köylü İslâmı...” Bu röportajı okumanızı tavsiye ederim.

Bendeniz de defalarca yazmışımdır. Köylü İslâmı...

Prof. Arslan “Yüksek dindarlığı kim temsil ediyor?” sorusuna şu cevabı vermiş;

“Hiç kimse... Yaşanan İslâm köylü İslâmıdır, kasaba İslâmıdır. Yaşanan cumhuriyet de köylü cumhuriyetidir...”

İşte Türkiye"yi bugünkü hale getiren bu kırsal kesim, taşra, varoş, gecekondu kültürü ve zihniyetidir.

Ezici çoğunluğu Müslüman olan bir İslâm ülkesinin halkı kültür itibarıyla kırsal kesim kafalı olursa orası iflah olmaz.

Türkiye"nin kurtulması için birinci şart yüksek şehir/medeniyet kültürünün, zihniyetinin ve kafasının ülke idaresine hakim olmasıdır.

Demokrasi sadece yüzdelerle ifade edilen bir kemiyet ve kelle sayısı çokluğu hesabı değildir. Demokrasinin başı keyfiyettir, vasıftır, yüksek ve ince kültürdür,

Türkiye Müslümanları elli seneyi aşan bir müddetten beri kırsal kesim/bedeviyet çemberini kıramamıştır.

Kültür değiştirme işini bizatihi kendileri kırsal kesimli olan popülist ve demagog politikacılar ve aydınımsılar yapamazdı.

Kötü bir ideoloji, kötü bir eğitim, kötü bir idare ülkemizde kaç neslin zekasını dumura uğrattı.

Bir ülkenin durumunu anlamak için oradaki liselerini eğitim ve ahlâk/karakter terbiyesi seviyesine bakmak yeterlidir.

Evet bizde olup bitenler Almanya"da, Avusturya"da, İspanya"da, İtalya"da, İngiltere"de ve benzeri medenî/şehirli ülkelerde olmaz. Çünkü orada haklarını, hürriyetlerini, haysiyetlerini korumaya azimli milyonlarca vatandaş vardır. Yüz binlerce seçkin ve aydın vardır.

Haklarını, hürriyetlerini korumayan, koruyamayan bir toplum her zillete, her esarete, her mağlubiyete, her darbeye layıktır.

Küçük Bir Pazar Gezintisi

PAZAR günü öğleden sonra saat dört buçuk sularında biraz hava almak için sokağa çıktım, bir taksiye atlayıp Beyoğlu"na gittim. Taksi şoförü yolda “Size bir şey sormak istiyorum “ diyerek şöyle bir soru yöneltti:

“Küçük yaşımdan beri gece gündüz, durup dinlenmeden çalışıyorum, yine de rahat ve refahlı bir hayat süremiyorum. Halkın çoğu da benim gibi. Ülkemiz çoğunluğu fakir. Acaba neden?..”

Özetle şu cevabı verdim:

Ülkemizin geliri, eşit ve âdil şekilde paylaşılsa bütün vatandaşlara yeter de artar ama bu konuda maalesef adalet yok. Küçük bir azınlık gelirin yüzde 60"ını alıyor, geriye kalan yüzde 40 halka kâfi gelmiyor. Bunun sebebi de ülkemizin kötü bir sistem ile kötü idare edilmesidir. Bir de bizim, üretmeden tüketmek gibi çok kötü bir huyumuz var...

Şoför tekrar sordu:

“Ülkeyi iyi idare edecek ve sosyal adalet sağlayacak vasıfta politikacılar, bürokratlar yok mudur?”

Yeterli miktarda yoktur dedim. Bunları yetiştirecek eğitim sistemi de yoktur.

Otomobil Galatasaray"a gelmişti, adamcağıza hayırlı ticaretler dileyerek indim,

Avrupa Pasajı"na girdim, Ergun Hiçyılmaz beyin dükkanından birkaç eski resim, bir porselen tabak, bir de Osmanlıca “Hanımlara Mahsus Gazete” nüshası aldım. (6 Kânun-i evvel 1324 - 13 Zilkade 1325 tarihli. Miladî tarih yazılı değil, çünkü o devirde Müslümanlar Frenk takvimini bilmezler ve kullanmazlardı...)

Tabloid boy gazetenin baş tarafında şu satırlar yer alıyor:

“SELAMLIK RESM-Î ÂLİSÎ - Şehriyar-ı âlempenah, Padişah-i mekârim-iktinah Veliyyini"met-i biminnetimiz, veliyinimet-i âlem Efendimiz hazretleri geçen cum"a kemâl- şevket ü şan ile Hamidiyye Cami-i şerifine bîl"azime farîza-i mukaddese-i salatı eda eylemişler ve yine vüfur-i ikbal ve iclal ile saray-ı saadet-ihtiva-i Hümayunlarına muavedet buyurmuşlardır.”

Bundan yüz sene önceki bu Türkçe metni bugün kaç kişi anlar?..

(Bugünkü arı, duru, sade, uyduruk Türkçe ile özeti: Velinimetimiz Padişah Efendimiz hazretleri geçen Cuma şan ve şerefle Hamidiye Camii"ne gitmişler ve kutsal Cuma namazını kıldıktan sonra Sarayına dönmüşlerdir.)

Başka bir dükkandan birkaç eski eşya aldım, oradakilerle biraz sohbet ettim.

Tophane"ye giden yokuştan indim, ikindi namazını Tomtom Kaptan Camii"nde kıldım, tramvaya bindim eve döndüm.

Yolda karşılaştığım, dükkanlarda görüştüğüm herkes memleketin ve devletin hali ne olacak diye kara kara düşünüyor.

Ticaret ve iş hayatı genellikle durgunmuş.

Kimse geleceğimizi parlak görmüyor.

Müslüman bir gazeteci “İstikbal çok parlaktır. İleride çok iyi şeyler olacaktır...” şeklinde müjdeli haberler vermiş... Doğrudur, ileride iyi günler görülecektir ama korkunç hadiselerden, ihtilal ve iğtişaşlardan, dünya allak bullak olduktan sonra. Sağ kalanlar görecektir...

 

milli gazete

Bu yazı toplam 565 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar