Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan bellidir!

Görünen köy kılavuz istemez” diye bir söz vardır. Onun için “görünen köy’ün hikayesi çoktur. Ama yine de geçmişin bilgi birikimi ve bir gelecek tasavvuru yanında, bugünün gerçeklerine şahitlik ve sorumluluk duygusu ile gelecek hakkında bilgi ve hikmet yoluyla bir tahminde bulunmak mümkün.

Hiç kimse dünyada olup bitenleri görmezden, duymazdan, bilmezden gelme hakkına sahip değildir. Tarih de övgü ya da sövgü kitabı değildir. Tarih bir toplumun ortak hafızası ve tecrübeler birikimidir. Doğru bir tarih bilgisi ve bugüne ilişkin adil bir şahitlik ve bir gelecek tasavvuru bir öngörüde bulunurken bu düşünceyi eyleme dönüştürmek, bizim için dini ve ahlaki bir sorumluluk sebebi olması gerekir.

Birçok kişi, dünya nereye gidiyor, bölge nereye gidiyor, ülkemiz nereye gidiyor bunu merak ediyor. Ama kendi de hiçbir sorumluluk üstlenmiyor. Sadece şikâyet ediyor ve daha iyi bir gelecek talep ediyor. Ve yine insanların birçoğunun kafaları kirada. Kendileri için “idol edindikleri özellikle de din ve devlet büyüklerinin her dediğini tekrar ederek aslında görevlerini yaptıklarını düşünüyorlar. Soru sormuyorlar, itiraz etmiyorlar, istişare ve şura yapmıyorlar.

Bakın, biz ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Ülkemizin, bölgemizin ve dünyanın gidişatı iyi değil. Ama öte yandan bizim “ha madem bu böyle, o zaman yapacak bir şey yok, ben ne yapabilirim ki, gemisini kurtaran kaptan” mantığı ile hareket ediyor.

Şunu görelim, bu saatten sonra tek başınıza kurtulamazsınız. Allah’ın yardımı olmadan da kurtuluş zor. Onun için hem biz Allah’ın ipine tutunacağız ve insanları bu ipe tutunmaya çağıracağız. O zaman Allah’ın(cc) yardımı ile en azından Allah’ın ipine tutunanlar olarak Allah bize bir kurtuluş yolu gösterecek. İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden onların başına gelecek felaketlerden kurtulmuş olacağız.

Hep söylüyorum, daha akıllı, daha cesur ve daha bilgili olacağız. Allah cc cahillere ve zalimlere yardım etmeyecek. “Alemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmeti” olarak Bilgi, hikmet, akıl, ahlak ve irade sahibi cesur insanlardan iman edenlerle “Müttehid”, iman etmeyen ama dine ve dindarlara karşı düşmanlık beslemeyen ahlaklı ve akıllı insanlarla erdem temelli ittifaklar kurmalıyız. “Müttefik” olmalıyız. Yine dine ve dindarlara düşman olmayan ama kimsenin de aleyhinde ve lehinde olmayan kişi ve topluluklarla ise, ortak hareket edecek bir alan açılmasa da saldırmazlık temelinde bir İtilaf kurulabilir.

Bizim bu anlamda boşa geçirecek 1 saniye zamanımız, boşa harcayacak 1 kuruş paramız, feda edecek bir tek insanımız bile olmamalı.

Her şey yeniden yapılanacak, ekonomi, siyaset, toplum hayatı, Milletlerarası ilişkiler, yediklerimiz, içtiklerimiz, bilim sanat, teknoloji kavramları ve kurumları her şey.

Bakın dünü ve bugünü doğru okuyorsanız, bugünü anlamak zor olmayacaktır ve kökü mazide olan aati anlayışına sahip biri içinde yarının bu gidişle çok da iç açıcı olmadı çok açık. Tabi ama yine de geleceği yalnız Allah bilir. Gelecek için iyi şeyler düşünmek için sadece baştaki yöneticilerin değişmesi yetmez. Halk olarak bizim değişmemiz gerek bizim. Hz. Yunus kavmi gibi silkinip ayağa kalkabilecek miyiz?

Eski Pegida üyesi, halen Avrupa Parlamentosu üyesi Christine Margarete Anderson Büyük Sıfırlama / Global Reset karşıtlığının en sesli ve sert isimlerinden biridir. Defalarca “Stand up now!” (Şimdi ayağa kalkın!), “Resist!” (Direnin!), “We will not comply!” (Uymayacağız!) gibi çağrılar yapıyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) ve Klaus Schwab’ın GlobalReset çağrısına karşı defalarca sert açıklamalar yaptı. WEF’in geleceğe ilişkin tasavvurunu “totaliter kontrol”, “insanlığa karşı savaş” ve “yeni karanlık çağ” olarak tanımlıyor. CoVID Pandemisi’ni (!?) bu planların bir “test balonu” olarak görüyor ve insanlara diz çökmemeleri, direnmeleri çağrısı yapıyor. O Great Reset, WEF, 15 dakikalık şehirler, aşılar ve küresel elitlere karşı en sert seslerden biri. Bu kadın, batı kamuoyuna Avrupa parlamentosunda karşısındaki, belki de en azından bir kısmı Epstein suskunu siyaset esnafına şöyle diyordu: ​"Tanrı aşkına, boyun eğmeyi kesin! Artık itaat etmeyin, isyan edin! Siz direnmediğiniz sürece, sizi yok etmek için üzerinize gelmeye devam edecekler." Sözde "pandemi", seçilmemiş küresel zorbalar tarafından sahneye konan devasa bir laboratuvar deneyiydi. Bu, uydurma bir "küresel acil durum" maskesi altında, toplumların totaliter bir kontrol mekanizmasına ne kadar kolay teslim olacağını ölçen bir beta testiydi. Maskeler sadece yüzlere değil, özgürlüğün ruhuna takılmak istendi. Bu karanlık ajandanın nihai durağı bellidir: Özgür ve demokratik toplumlarımızı, her nefesimizin kayıt altına alındığı totaliter bir hapishaneye dönüştürmek. İnsanlık tarihinin tozlu sayfalarını karıştırın; halkın refahını, sağlığını veya huzurunu dert edinmiş tek bir "siyasi elit" göremezsiniz. Dün neyseler, bugün de aynısılar. Size uzatılan yardım eli değil, bileğinize takılacak kelepçedir. ​Eğer bugün ayağa kalkmazsanız, yarın diz çökecek bir toprağınız bile kalmayacak.”

Yakında yeni bir pandeminin çıkması sürpriz olmayacak “Zombi geyik” ya da bir başka salgın. Bill Gates Hindistan’da büyük bir laboratuvar kurdu, bir yandan modifiye edilmiş bir mikrop üretmeye çalışıyorlar, öte yandan tercine mühendislikle onun aşısını yapmaya çalışıyorlar. 3. Grup ise hedef ülkelerdeki büyük kitlelerin ölümüne sebep olacak, mikrop ve aşının negatif etkileşimi, ölüm ya da kısırlık, tedavisi uzun sürecek ve pahalı olacak, oto finansmanı projeleri üzerinde çalışıyorlar.

Bakın bu sefer, daha yaygın ve şiddetli gelecekler. Daha önce ülkelerin halklarının genetik haritasını çıkarttılar. Risklerini biliyorlar. Ülke yöneticilerinin, Medyasının, STK’larının, Cemaatlerin, Medya’larının, Akademistler’inin, iş dünyasının muhtemel tepkilerini öngörebiliyorlar. Ve bugün ellerinde Epstein dosyaları gibi büyük bir şantaj ve tehdit imkanına da sahipler.

5G’yi kullanmayalım, Chemstrails’e hayır diyelim, Nesneler arası iletişimin nesnesi olmayalım. Trans Hümanizme razı olmayın. “Hayır” diyelim. Emperyal dayatmalara “hayır” diyen bir halk, “hayır” diyen bir ülke olalım ve insanlığa, Alemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmeti olarak güzel örnek olalım. “LA ilahe İLLALLAH”! Birilerinin çocuklarımızın kanları ve gözyaşları, çalınan alın terleri üzerine kendilerine servet ve iktidar üretmesine razı olmayalım. Bize İlahlık ve Rablik taslayanlara “LA” diyelim.

Yarın da şu “Hanta Virüs” konusunu yazayım inşallah. Selam ve dua ile.

Bu yazı toplam 49 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar