Abdurrahman Dilipak
Media, eğitim, kültür vs..
Biz işgalin sadece toprakda gerçekleşeceğini sanıyoruz ama aslında en büyük işgal beyinlerde başlıyor, midemiz, damarlarımız işgal ediliyor daha sonra. Bu işgaller gerçekleştikten sonra zaten siz “öz yurdunda garib, öz vatanında parya” oluyorsunuz. Din, ahlak, gelenek ve biyolojik cinsiyetinden bağımsız, şahsiyetsiz, kişiliksiz, gelenekten kopartılmış, gelecek tasavvuru olmayan, cinsiyetsiz birer BİREYe dönüşüyorsunuz.
O zaman toprak işgaline gerek kalmıyor, siz kendi topraklarınızda emperyal güçlerin AB ve Korede olduğu gibi “ucuz işgücü” “ucuz askeri” oluyorsunuz. Bir çok ülkede bu iş” Milli eğitim” (!?) ile başarılır. “Tom Amca” olmanız için sanat, mizah, Media, Moda, her yol denenir. Spor hem fiziki anlamda biyolojik yapınızı endüstri toplumunun ihtiyacı olan normlara uydurmak için okullara kadar sokulur. Takım tutarak, aslında aidiyet duygunuz, din, ahlak, gelenekten bağımsız hayali zaferler ve başarılara yönlendirilerek duygusal olarak sömürülürsünüz öte yandan.
Kültür sizin algı dünyanızı, geçmiş ve gelecek algınızı manipüle etmek için kullanılır. Kültür Moda’nın rehberliğinde bir yaşam tarzına dönüşerek adeta dinin yerine ikame edilir.
Estetik kaygıların yerini beden ya da mekanlarınızı süsleyen kozmetik ikonagrafik objeler belirliyor. Kendinizi, marka ürünler, marka mekanlar, Piercing, Tatto gibi şeylerle, sembollerle ifade ediyorsunuz.
Bu şekilde, Harfinizi, kelimeleriniz, hukukumuz, kıyafetimiz, Takvimimiz, ölçülerimiz her şey değiştirildi.
Sadece eğitim değil, Media, Cemaatlar, siyasiler, meslek odaları, STK’lar, firmalar algınızı dönüştürmek için lobi şirketleri, Reklam ajansları, Halkla İlişkiler uzmanları, toplum mühendisleri, Psikologlar, Sosyologlar ile çalışıyorlar. İpnoz yöntemlerini kullanıyorlar. Propogandacılar Troller, hemen hepsi bu işle meşguller.
Bir takım Stratejisk ünvanlı kişiler aslında zamane kahini gibi, kimi din adına, kimi bir takım yöntemler kullanarak geleceğe ilişkin fal bakar gibi kehanette bulunuyor.
Din, Mezheb, Tarikat, Cemaat, Siyaset, İdeoloji gibi herşeyi kullanıyorlar. En çok da yabancı istihbarat örgütleri ve siyasiler beyin manipülasyonu konusunda bir çok imkan geliştirdiler. Bir dönem ilaç ve uyuşturucu, gıda katkı maddeleri kullanıyorlardı, şimdi büyük ölçüde RF üzerinden biorezonans yöntemini kullanıyorlar. Kimi sihir-büyü ile bunu yapmaya çalışıyor, kimi Transndantal meditasyon, psikolojik danışmanlık adı altında Astral yolculuklar, Lucid Dreamlarla, ya da ipnozla, NLP yöntemleri ile karşık ipnoz yöntemleri ile kitleleri bir yerlere yönlendiriyorlar.
Bakın, hep söylüyorum, FETÖ’yü kim örgütledi ise, BÇG’yi de onlar örgütledi. Buna “kontrollü bunalım stratejisi diyorlar. “Tavşana kaç, tazıya tut” diyorlar. Soğuk savaşta sağ-sol kavgası da böyle bir şeydi aslında. İnsanları önce kendi inanç, tarih, gelenek, medeniyet bağlarından kopartıyorlar. Sonra gelecek tasavvurlarını yönlendiriyorlar. Bunu yaparken atomize ettikleri toplulukları hem kendi içlerinde tartıştırıyorlar, hem de ötekilerle çatışmaları için kışkırtıyorlar. Bu şekilde nötralizasyon sağlanıyor. Bunun bir adım sonrası Agnostizm. Yani neye inanacağını şaşırmış insanlar sürüleştiriliyor ve kolay bir şekilde yönlendirilebiliyorlar.
Çevrenize bakın, Mezheb ve Tarikatlar kendi içlerinde kaça ayrılmışlar. Ya da ideolojik grublar. Onlar da aynı durumda. Siyasete bakın, bunu hemen göreceksiniz. Her parti kendi içinde birkaç gruba ayrılmış durumda. “Kol kırılır yen içinde kalır” düşüncesi ile dışa karşı tek vücud gibi davransalarda kendi içlerinde bir çok parçaya ayrılmış durumdalar.
Herkes kendi içlerindeki yolsuzlukları, çarpıklıkları, rüşveti ve torpili, kayıt dışı işler ve ilişkileri bilselerde bunu gizlemeye çalışırken, rakiblerinin bu tür ilişkilerini deşifre etmeye çalışırken, hukuk ve ahlak sınırlarını zorluyorlar. Gerçek ötesi yalan beyanlar ve iftiralarla aslında bütün söylenenlerin inandırıcılıklarna ve ciddiyetine gölge düşürüyorlar.
Şunu yavaş yavaş görmeye başladılar, herkes ötekini suçlarken aslında bütünü ile siyaset ya da tarikat ve cemaat yapıları, ideolojik topluluklar bindikleri dalı kesiyorlar. Savundukları örgütlerin, kişilerin ve fikirlerin değer kaybetmesine sebeb oluyor.
Bugün siyaset ve cemaat yapıları bu anlamda çok büyük bir itibar kaybına uğradı. Bunun asıl sebebi de bu.
Şunu görelim artık, bu toplum mühendisliği, algı yönetimi için kullanılan elamanlar, troller, kiralık kalemler, sporcular, bilim adamları, iş adamları, sivil toplum aktörlerinin yapmaya çalıştıkları şey aslında beyin kontrolü için büyücülükten , sihirbazluktan başka bir şey değil. İnsanların iradelerine baskı yaparak onları kendi irade ve tercihlerine boyun eğmeye zorluyorlar. Bu tam da Şeytani bir metot. Bunu yaparken de kendilerinin “ıslah edici” olduklarını söylüyorlar, oysa yaptıkları şey bozgunculuktur. Kendi yanlarına alamadıkları kişiler ve toplulukları itibarsızlaştırmak için her yolu deniyorlar. İftira ediyorlar, onun zaaflarını kullanarak fuhuş, uyuşturucu ve kumar üzerinden rakiblerine “bal tuzakları” kuruyorlar, sonra da onları kaydedip, tehdit ve şantajlarla susturuyorlar ya da kendi yanlarına alıyorlar.
Bugün Epsteinin yaptığı şey de bu değil mi idi?
İnsanların algıları ile oynamayın. Bu Şeytani bir iştir. Modern bir Tekno Sihirbazlıktır bu! Zaten gelinen noktada, NeuraLink ve Nesnelerarası iletişim ve 5G üzerinden insanların ve hayvanların kafasına Chip takıp, onları biyonik robotlara dönüştürmek istemiyorlar mı?
Aman dikkat edelim, zamane büyücülerinden, sihirbazlarından uzak duralım. Aklımıza mukayyed olalım. Her duyduğumuza inanmayalım, her okuduğumuza da. Fasıklar bize bir haber getirdiklerinde hemen inanmayalım. CoVID günlerini, mRNA rezaletini hatırlayın, sonra “hapı yutarsınız”!? Selam ve dua ile.