Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Oyun içinde oyun

Gazze'de her şey başa döndü

Artık Siyonistler de Netenyahu’yu eleştirmeye başlayınca, öyle anlaşılıyor ki, “uluslararası sistem”in İnsin Şeytanlarının Cin’nin Şeytanları ile birlikte Büyük Şeytanının başkanlığında toplanıp son kararı verdiler ve başa döndüler.

Halbuki, son BM genel kurulunda çok umutluydular. Zaten Yeni Delhi G20’de yol haritasına son şeklini vermişlerdi programın. Ama evdeki hesapları çarşıya uymadı. Allah oyunlarını bozdu. Allah (cc) oyun bozanların. En hayırlısıdır. Allah onların yüreklerine korku saldı. Akıllarını karıştırdı, bazılarını bazılarının başına musallat etti de birbirlerine düştüler.

Aslında GreatResetçi’lerin, sıfır atıkçı iklimcilerin, Karbon ayak izi, Akıllı şehirler, 5G, TransHumanizm lobilerinin de başına gelen de aynı. mRNAda da aynı şey oldu. Deşifre oldular ve birbirlerini suçluyorlar.. Hepsi birbirine düştü. Liderlikte anlaşamıyorlar, yol haritasında anlaşamıyorlar, nihai hedefte anlaşamıyorlar.

Tabi, onların lisanı ile Armagedon’a giden yolda, kurtarıcı olarak Meşiah’ın gelmesi için “gökten mesaj” gelmişti, ama kızı düveyi kurban edemediler. Süleyman Mabedinin inşası için temeli atamadılar. Başında beri takvimlerini sürekli revize ediyorlar. Haziran ortasında ortak para ve bundan sonrası adımları yönetmek üzere bir asamble kuracaklardı, onun akıbetini de haziran ayında göreceğiz.

Şimdi Gazze’de, Dahlan projesine, en başa geri döndüler. İsrail Cumhurbaşkanının Ankara’ya gelişinin ardından Abbas yönetimi ile HAMAS yöneticileri bu plan için bir araya gelmişti. FKÖ ile HAMAS anlaşınca Netenyahu gelecek, Filistin’in bizdeki tek parti dönemi CHP’si FKÖ, HAMAS ve Habatçı Siyonist Netenyahu 3’lü masada Türkiye’nin Garantörü olduğu bir yol haritası için mutabakat belgesi imzalayacaklar, Başkenti Doğu Kudüs’te (bir yer olan) Filistin devletinin kuruluşu ve eş zamanlı olarak Filistin ve İsrail’in birbirinin varlık ve meşruiyetini kabul ettikleri bir beyanname Erdoğan’ın Kudüs’ü ziyaretinde Erdoğan ve Netenyahu tarafından açıklanacaktı.

İşte İzzeddin Kasam tam bu aşamada, Ankara’da görüşmeler devam ederken harekete geçti. O günlerde bize birileri ne diyordu, onları hatırlayın, onların kim olduklarını araştırın. İhvan’ı ve HAMAS’ı İngilizler örgütlemişti. Hatta İsrail kurdurtmuştu. HAMAS’ı İran kışkırtıyordu. Bu saldırıyı MOSSAD örgütlemişti, şimdi İsreail bu bahane ile gidip Gazze’yi bir haftada yerle bir edip işgal edecekti. Kassam’ın yaptığı akılsızlıktı, ABD ve İngiltere’nin AB’nin desteklediği, Siber kubbe ile korunan İsrail karşısında koskoca devletler bile bir şey yapamazken bir Avuç Gazze’li aslında bu şekilde intihar ediyordu. İmamoğlu, Özel ve daha birileri HAMAS’ı terörist örgüt olarak tanımlıyordu. Bunlar işin psikolojik harp kısmıydı.

Ankara anlaşmasının mutabakat metni imzalandığında, asrın anlaşmasının ardından Suudlar, Mısır ve daha birçok Arap ve İslam ülkesi İsrail’i ve Filistin’i tanırken, Erdoğan ve Netenyahu Nobel Barış ödülü alacaktı. Tabi bu senaryonun bir de Gülen versiyonu vardı.

Bakın size bir bilgi daha vereyim. 15 Temmuz darbesi başarılı olsaydı, Netenyahu Humeyni’nin Tahran’a dönüşü gibi alayı vala ile dönecek. Her hafta bir İslam ülkesinden birileri gelip efendi hazretlerine tabiiyetlerini bildirecekler, zatı devletleri her ay bir ülkeyi ziyaret ederek orada o ülkelerle anlaşmalar imzalanarak, Türkiye’de “The Hilafet” ilan edilecekti. Ortodokslukla birlikte “Karay Birliği” yanında Rus, Gürcü, Türk, Ermeni, Fars, Arap, Kürt Yahudilerinin birleşmesi ile “Hazara Birliği” kurulacak, eş zamanlı olarak İstanbul, “Nuhi yasalar” şemsiyesi altında Müslüman, Hristiyan ve Yahudilerin birlik olduğu “Dinlerarası Diyolog ve İşbirliği Merkezi” kurulacaktı. 3 Dinin tek bir merkezde birlikte ibadet edecekleri “Yeni Darusselam” İstanbul’da inşa edilecekti.

Bu senaryonun o kadar farklı boyutları var ki, Mesela Çin’den gelip Londra’ya gidecek olan İpek yolu projesinin yanında Hindistan üzerinden gelip, ayrıca Basra ve Kızıldeniz koridorundan gelip Gazze’den Kıbrıs’a oradan Avrupa’ya, Denizden. Cebeli Tarık’a uzanacak başka bir “yol” de planlanıyordu. Mısır’ın Sina’sı, Mısırın borcuna karşılık, bu projeye devredilecek, böylece İsrail’in sınırları Sina’ya kadar uzayacaktı. Lübnan’ın işi bunun için bitirilmişti, ilk etapta Hizbullah bölgesi ve Falanjist bölgesi bu projeye katılacaktı. Bekaa’da yeni kurulacak kukla Filistin devletine verilecekti. Gazzeliler büyük ölçüde Sina’ya tehcir edilecek, 1 Milyon kadarının da Türkiye’ye tehciri söz konusu olacaktı. KKTC’de HABAT üzerinden yeniden yapılanma başlatılmıştı bile. Doğu Akdeniz bu proje ile büyük öcüde İsrail’in Münhasır bölgesi olacaktı. Kıbrıs Akdeniz’in ortasında Büyük İsrail’in ileri karakolu olacaktı, aynı zamanda FreeShop’u, eğlence ve kumar merkezi. Bu projede Türkiye dini ve siyasi açıdan mihver ülke. BOP bunun için önemli idi. Basra Körfezine kadar olan bölge son derece önemli. Lübnan, Suriye, Ürdün, Irak, Kürt politikası, Kuveyt ve İran’ın Teo Politik, JeoPolitik ve JeoStratejik açıdan önemi çok büyük. Hazara ve Karay coğrafyası da. Yemen ayrıca büyük bir ödeme sahip. Orası Aden Körfezi ve körfez ülkeleri açıdan stratejik önemi kadar, Teo Politik açıdan Mekke ve Medine’ye açılan bir kapı olması açısından da önemli. Mısır ve Sudan’da olup bitenleri hatırlayın. Kızıldeniz’den, ve Nil’in geçtiği ülkelerden Basra Körfezi’ne (Körfez ülkeleri: İran, Irak, Umman, BAE, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan) , Hazar Denizi’nden Karadeniz’e, oradan ege üzerinden Akdeniz’e uzanan su yolu bu projenin kapsamı içindedir. Aden Körfezindeki ülkeleri hatırlayın: Yemen, Somali, Eritre ve Cibuti. Bu ülkelerde yaşanan olayları hatırlayın. Yani İsrail ve Filistin sorunu Asya, Avrupa, Afrika’ya yayılan 3 kıtayı ilgilendiren bir sorun.

Ve tabi bu bölgedeki Filistin ve İsrail’in, Gazze’nin yeniden imarı işi Türkiye’ye verilecekti. Bu şekilde hem Tehcir ve hem de İmar faaliyetleri sonucu, Hazara ve Karay projesi kapsamında Türkiye’ye yüz milyarlarca dolar gelecek ve biz de mali krizden, iktisadi krizden kurtulmuş olacaktık(!?). Dinimizi-Ahiretimizi satıp, dünyamızı kurtaracaktık (!?) Ama olmadı. Allah izin vermedi. İsrail ve Siyonizm ilanından bu yana en büyük yenilgiyi aldılar. Bütün dünyada İsrail ve Siyonizm lanetleniyor. Onların dostları da rezil oldular. İslam dünyasının liderleri, media’sı, sermayesi, STK’sı, Akademya’sının büyük ölçüde dilsiz Şeytana dönüştüklerini gördük. Epstein kasetleri, HABAT dosyaları birilerinin gözlerini kör, kulaklarını sağır, dillerini lal ve kalplerini hissiz bıraktı. Allahtan korkmayanlar İsrail’den korkar oldular.(!?)

Bu senaryo için yeni bir süreç başlatılıyor. (Sahi, Türkiye’de bu yeni bir anayasa tartışması, bu global komplolarla ilgili bir ön hazırlık gayesi güdüyor olmasın) “Peki şimdi ne olacak?” derseniz, BM’nin ani bir şekilde Filistin’in BM üyeliğini kabul ederek bir devlet olarak tanımasına bakın. BM, Gazze’yi Filistin’e dahil bir toprak olarak tanıyarak TEK DEVLET kapsamı içinde üyeliğe kabul etti. Şimdi FKÖ’nün bu topraklarda, BM’nin gözetimi ve desteğinde bir polis ve Jandarma gücü oluşturup güvenliği sağlaması gerek. İlk yapılacak iş nüfus sayımı, arkasından güvenliğin sağlanması için silahların toplanması. Kimlik tanımlaması. Bu aşamada Terörist kabul edilenlerin, Yani İzzeddin Kasam üyelerinin yakalanarak Filistin Polisi tarafından yakalanarak sorgulanması, İsrail’le yapılacak suçluların iadesi anlaşması çerçevesinde İsrail yönetimine verilmesi ya da yargılanarak Filistin hapishanesinde tutulması. Yine aynı şekilde HAMAS üyelerinin Terör örgütüne yardım ve yataklık ettiği gerekçesi ile tutuklanmaları ve yargılanmaları. Bu aşamada Gazze’deki kendi konumunu riskli görenlerin Gazze’den ayrılmaları için bazı koridorları açık tutarak onların bazı ülkelere gitmelerine imkan sağlanması ve onların gittikleri ülkelerde infaz edilmesi veya o ülke polisine yapılacak ihbarlarla taciz edilmeleri ve yakalanmalarının sağlanması sözkonusu olabilir. Büyük bir kısım Gazzeli’nin de Türkiye, Mısır gibi ülkelere tehciri, isteyenlerin Sina’ya iskan edilmesi konusu daha önce gündem olmuştu. Tabi Tehcir sonrası seçim için seçmen kartı verilecek Filistinliler için de, Dindar Filistinlilerin temsil edileceği (!?) bir Parti kurulabilir ve onlar da toplamda sıran ufak bir parti içinde temsil edilebililer ama temel politikalar konusunda bir ağırlıkları olmaz.

Bu konu burada bitmeyecek, yarın da devam edelim. Daha anlatacağım çok önemli şeyler var. Yarın buluşmak üzere, Allaha dayanalım, sa’ye sarılalım, hikmete ram olalım inşallah.. Selam ve dua ile.

Bu yazı toplam 209 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar