Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Ölüm üzerine

Derin Gerçekler

Kitap, “bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir” der.

Öte yandan Resulullah: “Ölmeden önce ölünüz” der. Allaha adanmış canlar, cihad’dan gazi olarak döndüklerinde artık onlar, yaşayan şehidlerdir. Ölümün en büyük ibret dersi olduğunu anlatır hadislerinde. Evet, evet, “ağzınızın tadını kaçıran ölümü sıkça anınız” ki, dünya heva ve hevesleri, tutkularından başınızı kaldırıp ebedi bir hayat için için hazırlık yapasınız.

Gönül ehli de der ki: “Ölüm asude bir bahar ülkesidir bir rind’e”

Mevlana “Şeb-i arus” der, ölüm gününe, dünya sürgününün sona erip, sevgiliye kavuşma günü, düğün gününe döner böyle bakarsanız.

Cündüllah için, ölüm yoktur, ölüm dedikleri ölümsüzlük şerbetini, ab-ı hayat iksirini içmektir, Şehadet yolculuğu ile. Hani bin atlı akınlarda çocukları gibi şendi” onlar. Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yenmişlerdir. Şehitler ise 7 kat arşa yükselmişlerdi o hızla.

Şaire göre “Ölüm güzel olmasaydı, ölür müydü peygamber”.

Kuşkusuz ölüm mü’minler için cennet bahçelerinden bir bahçe, münkirler için ise cehennem çukurlarından bir çukurdur. Ölümü öldürdüyseniz, ölüm size ne yapabilir ki! Evet; “Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş kalelerde olsanız bile...”

Ölümden korkulmaz. Ondan kaçış da yok. Korkmayın, ecelinizden önce ya da sonra ölmeyeceksiniz. Allah’ın verdiği canı Allah alır. Rızkınızdan az ya da çok yemeyeceksiniz. Kaderinizden başka bir kaderiniz de yok. Ve sizin, kadere, rızka, ecele hükmeden bir Allahınız var, ne gam! Niye “ölüm korkusundan gözünüzün feri söner, dudaklarınız titrer ve ayaklarınız birbirine dolaşır ki! Biliyorum Mal, mülk, para, server, şehvet iktidar aklınızı başınızdan aldı. Kaybetmekten korkuyorsunuz ve kazanma konusunda ihtirasınız sınır tanımıyor. Çoklukla övünmekten, geçmişinizle övünmekten ya da geçmişinize kahretmekten vazgeçmiyorsunuz. Tutkularınız aklınızı ve vicdanınızı esir almışa benziyor. Sabretmeyi, şükretmeyi bilmiyorsunuz.

Tarihle övünülmez ve tarihe küfredilmez. Her zaman ve her yerde inanan ve salih amel sahibi insanlar da vardı, Allah’ın ipini bırakıp, cahillerden, zalimlerden, münkirlerden olanlar da vardı.

“Allah sizi, kişi, aile, topluluk, bir halk ve ülke olarak mallarınızla, canlarınızla, sevdiklerinizle, kimi zaman artırarak ve kimi zaman eksilterek imtihan edeceğini” söylerken, siz sanki göklerin hazinelerinin anahtarı ya da göklerin ordularının komutası sizin elinizdeymiş gibi, nasıl gelecek hakkında ileri-geri konuşuyorsunuz! Sadece Allaha ait olan “Ezel” ve “ebedi” kendi dünyevi ihtiraslarınız için kullanabiliyorsunuz!

“Allah servet ve iktidarı halklar ve ülkeler arasında evirir, çevirir” bunu bilmez misiniz. Havk ile reca (Korku ve umut) arasında bir yerde durmanız gerekirken, iktidar şehveti ve sarhoşluğu ile neler söylediğinizin, neler yaptığınızın farkında mısınız?

Bakın bu dünyada yaptığınız ve yapmanız gerekirken yapmadığınız, söylediğiniz ve söylemeniz gerekirken söylemediğiniz her şeyin sorulacağı bir gün var! Farz-ı ayn’lar değil, farz-ı kifaye’lerden de hesaba çekileceksiniz, onları kendi aranızda taksim etmezseniz. Asaleten yaptıklarınız yanında, vekaleten ve emanetinizde olan ailenizden başlayarak, komşular ve akrabalarınızdan da hesaba çekileceksiniz.

Ne demişti Hz. Ömer (ra) “kenar-ı Dicled’e bir kurt aşırsa bir koyunu, gelir adli ilahi sorar Ömer’den onu”. Peki “Siyonizm Gazze’de yetim bebeklerin canına kastetmişken, biz ne yapıyoruz. “Vay o zaman kılanların haline ki, onlar yetimi görüp-gözetmeyerek, onun hakkını korumazlar”. Canlarını da koruyamıyoruz, mallarını, hatta şehirlerini de. Eğer bu cehaillik, korkaklık ve gaflet hali böyle devam ederse, korkarım Gazzeli çocukların başına gelenler bizim çocuklarımızın başına da gelir. Sahi Gazze için biz ne yapıyoruz. Servet, silah ve iktidarı kendilerine emanet ettiğimiz vekalet verdiğimiz siyasiler ve bürokratlar ne yapıyorlar. Sermaye sahipleri, Media, STK dediğimiz örgütler, İlim sahibi zannettiğimiz akademisyenler ne yapıyorlar, ne düşünüyorlar.

Dün Gazze’lilerin tahliyesi üzerinden göçmen pazarlığı yapılıyordu dolar üzerinden. “Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası!” Bugün , siyaset ve mediada akademia’da birileri Fikrin hem fahişesi oldu, hem zamparası!

Bir türlü, ruhun bedende tutsak olduğunu kabul edemiyoruz. Ruh’un tamini ve sevinci yerine, bedenin dünyevi hazları peşinde koşuyoruz. Hem de o hazlarının çoğunun dinimize bedenimize zarar verdiği halde ve bunun mali bir bedeli de olduğu halde. Sigara, alkol, uyuşturucu, o paketlenmiş gıdaların çoğu ve daha hayatımızdaki bir çok şey öyle değil mi?

Bir türlü suçumuzu itiraf edip, “Biz zalimlerden olduk diyemiyoruz. Başımıza gelen musibetlerin çoğu bu anlamda ahlaki zaaflarımız, kin., öfke, hasetlerimiz, kibrimiz, cahilliğimiz, ahlaki zaaflarımız, meşru olmayan tutkularımız yüzünden tabiata da zarar veriyoruz, kendimize de.

Gazze’deki çocuklara ağlıyoruz da, bu her gün tepemizden zehir püskürten Chemistril’e neden kimse dur demek. Biz ve ülkemiz de bir siber saldırı, biyolojik saldırının altında, Geni ile oynanmış gıdalar, tarım zehirleri ve toprağı çürüten gübreler, bin bir türlü kimyasalla yavaş yavaş öldürülüyoruz. “Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu”.

Bu Siyonist Şeytani planın ihalesini alan HABAT konusunda bir adım yok. Laf ile aleme binlerce nizamat veriyoruz da, hali pül melalimiz ortada. Bugün Gazze’de çocukları öldürenlerle İstanbul sözleşmesi, Lanzarote bombası aile aileyi hedef alanlar zihniyet ikizleri. Evet evet, bu iklim yasasının meclisten geçirmek ,isteyen lobi de aynı lobi. Bu Globalist Dijitalist Deccaliyet klomitesi, Human 2 projesi ile, din ahlak, gelenek ve biyolojik cinsiyetten bağımsız, akışkan ve değişken bir cinsiyet ön gören, Ferdi BİREY’e dönüştürme iddiasında, İnsanı “Nesnelerarası iletişimin nesnesi yapma iddiasında” Siborg olarak tanımlayan, onu bir GENOM olarak gören ve GENDER diye tanımlayan bir fitne-fesat hareketi ile karşı karşıyayız ama bizim yöneticilerimizin tumturaklı lafları dışında somut bir adımlar yok. Ama, Siyonistlerin, Dahlan/Kushner planından beri gündemde olan Gazze’de yaşayan Filistinlilerin bir bölümün Türkiye’de İskanına çok kolay ikna olmuşlardı. Ah şu İzzeddin Kassam, Ah HAMAS, ah Gazzeli yiğitler direnişinizle globalistlerin planını bozdunuz. Siz olmasanız, FKÖ ile İsrail yönetimini anlaştıracaklardı. Türkiye de garantör olsun istiyorlardı ki, Türkiye’nin razı olduğu bir plana karşı İslam dünyasından tepki gelmesin. Zaten Mısır da, Suudiler de, BAE de bu Şeytani plana dünden razı idi. Ama olmadı.

Şimdi HAMAS’a saldıranlar, bunun intikamını almaya çalışıyorlar. Bizim içimizdeki işbirlikçiler de bu vesile ile deşifre oluyorlar.. Siyaset, bürokrasi, Media, STK, iş dünyasına, sanat dünyasına bakınca, ne kadar da çokmuşlar diyeceği geliyor insanın. Biz de iyi uyumuşuz. Kafalarımızı siyaset, STK, Media, eğitim kurumları, işbirlikçi tarikatlar üzerinden iyi formatlamışlar.

“Artık ey milleti merhume, sabah oldu uyan! / Sana az geldi ezanlar ,diye ötsün mü bu çan? / Ne Araplık, ne de Türklük kalacak aç gözünü! / Dinle Peygamber-i Zişanın İlahi sözünü!” Evet evet, “ Fikrî kavmiyeti tel'in ediyor Peygamber!“

“Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam; Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam” da, eli kolu bağlı milletin. CoVİD belasından bile henüz tam kurtulamamışken, şimdi de, bizi Chemistrail ile zehirlemeye devam ediyorlar. Gazze’yi savaş uçaklarla, bizi Chremistrail ile vuruyorlar olmasın. Daha önce mRNA ile vurdular ve bu savaşta kaç can kaybettik, ve hala devam etmeye devam ediyoruz, bilmiyoruz. Bunu soracak bir milletvekilimiz bile yok mu? Kim bunlar, ne zaman başladı, ne zamana kadar devam edecekler, niçin yapıyorlar bunu. İddialar vahim. Milletin bilgisi onayı dışında ülke genelinde böyle bir şey yapamazsınız. Starlink anlaşmasını imzaladınız yetmedi, 5G’yi de yapıyorsunuz 6G’yi de. GlobalReset’çiler ne istediler de siz hayır dediniz, söyler misiniz! Böyle devam edemezsiniz. Sonra Allah’ın gazabına uğrarsınız” Benden söylemesi. Almayın mazlumunu ahını, çıkar aheste aheste.

Selam ve dua ile..

Bu yazı toplam 215 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar