Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Nasıl Türk yada Kürt olunur?

Hz. Nuh’a kadar bir kavim tanımı yok. Bugünkü muharref Tevrat’da, Hz. Nuh’un 3 oğlu kavimlerin atası sayılır. Sami’ler daha sonra “İsrailoğulları” alacak Hami’ler, Afro-Arab soyunun kökü kabul ediliyor. Hint-Avrupa halkları ise “Yafes Oğulları” olarak biliniyor. Yani, bunun anlamı şu: Arap ve Yahudi değilseniz Türk’sünüz.

Aslında Yahudilerin soy kökü, Hz. İbrahim’in Hz. Sâre’den olma oğlu Hz. İshak’ın oğlu Hz. Yakub’a dayanır. Hz. İbrahim’in Hz. Hacer’den olan İsmail peygamber ise Arapların atası olarak öne çıkar. Genel anlamda Nasıl Anadolu’da yaşayan herkes “Rumeli, Arz-ı Rum” “Rum” diye tanımlanırsa, Arap yarımadasında yaşayan herkes de Arap olarak tesmiye ediliyordu.

İlk ırkçı Şeytan’dır. Kendini İnsanoğlundan üstün görmüştür. Irkçılık bu anlamda ilk haram, ilk günah, laneti hak eden bir iddiadır.

Gutenberg’in matbaası 1455’te aktif oldu. İlk basılan 42 satırlı risale Gutenberg incili oldu. Aynı zamanda Gutenberg matbaasında Türklerle ilgili basılan ilk risale 1545’te yayınlandı. “Türk Takvimi / Türklere Karşı Uyarı” adını taşıyan risale Türklerin tarihinden ve Hristiyan dünyası için oluşturduğu tehditten söz ediyordu. 70 yıl sonra Lutherci kiliseler kurulurken de Luther Türkleri Gog Magog (Yecüc-Mecüc kavmi) olarak tanımlıyordu.

Bugüne dönük Irkların tanımı, 1650’ye gelirken 100 savaşlarının ardından sömürü mirasını paylaşmak için, Kilise (Vatikan) ve derebeyle arasında yapılan Westefelya Barış anlaşması ile mümkün oldu. Böylece “Ulus devlet” tanımlanırken bugünkü “Uluslararası düzen”in de temelleri atıldı. “Yurt”, “memleket”, “ülke” yerine “Ulusun toprağı”anlamında kelime olarak “Land / Vatan”kavramlaştırıldı.

Mesela Yunan diye bir millet, ırk yok, “Yunan” kelimesi “Girit ve Mora çevresinde yaşayan Karadeniz Akdeniz Halkları”nın yaşadığı “İonia”halklarının yerine ikame edildiği, “Greek” de yok aslında. “Greek” Anadolu / Muğla merkezli, Likyalı denizcilere verilen bir isimdir. Rum’da yok, Anadolu’da yaşayan herkesin ortak adı “Rum”dur. Batı sömürü mirası için bir kaynak bulması gerekiyordu. Mısır mirası Judeo’lara patentlendi ve buna bir de “Greek”eklendi. Mesela “Yunan mitolojisi” diye bir şey de yok. Mitolojinin ana yurdu Kafkaslar, Bağdat ve Mısır’dır.

1650’ye gelirken “Ulus” tanımı Din, Kan, Toprak ve Dil temelli oldu. Aslında Anglikan’lar “İnsan doğduğu toprağın çocuğudur” dediler. Bugün hala İngiltere, ABD, Kanada, Avusturalya’da doğanlar doğrudan o ülkenin vatandaşı olurlar. Cermenler ve Yahudiler “Kan” dediler. Yahudiler için ayrıca din birliği de önemliydi, çünkü kendileri kutsal bir ırk olarak kabul ediyorlardı. Almanlar baba kanını esas alırken, Yahudiler ana kanını esas aldılar. Bayrağında “Haç” olan ülkelerin çoğunun “Milli kiliseleri” var. Onların ulus kimliğini kendi mezhepleri oluşturur. Ortodokslarda bu gruba dahil, onların mezhebi aynı olsa da Ermeni, Rum, Süryani’lerin kiliseleri farklıdır. Mesela batıda Laiklik ilkesi 19. YY sonu- 20. yüzyıl başlarında kabul görmeye başladı. En net ve hukuki-siyasi kabulü Fransa'da 1905 yılında çıkan Kilise ve Devlet ilişkilerini düzenleyen yasa oldu. "Secularism" terimi bile 1851'de George Holyoake tarafından icat edildi. Sekülarizm ancak tam olarak 20. Yay’da pekişti.

Bu arada Dil birliği “Akraba topluluklar kabul edilerek ve gruplanarak yeni bir ulus kimliği oluşturuldu. Türkleri tanımlamak hiç kolay olmadı, çünkü hiçbir kritere uymuyordu.”

Mesela Tacikistan Farsça konuştuğu için Türk Birliğine dahil değil. Türk birliğine üye 6 ülke var: Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan. Gözlemci Ülkeler: Macaristan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti.

Türkleri Osmanlının son döneminde “Kültür Milliyetçiliği” kategorisine soktular. Yusuf Akçura ve Gaspıralı İsmail’in 1904’te başlattığı “3 tarzı siyaset”tartışmasının ana Tema’sı Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak / Batılılaşmaktı. Muasırlaşmak / Çağdaşlaşmak tanımı daha önce Osmanlıcılık şeklinde de tartışılıyordu.

“Cultural nationalism / Kültür Milliyetçiliği"nin ilk net kullanımı, 20. Yy.’ın 2. yarısında gerçekleşti. John Hutchinson (1987'de The Dynamics of Cultural Nationalism kitabıyla) kavramı sistematik hale getirdi. Hutchinson, kültürel milliyetçileri "moral yenilikçiler" olarak tanımlar: Kriz dönemlerinde tarihsel mitler ve kültürel canlandırma yoluyla ulusal kimlik haritaları çizer. Türkiye'de "kültür milliyetçiliği" veya "kültürel Türkçülük" ifadesi, ilk kez Kürt asıllı bir sosyolog olan Ziya Gökalp tarafından, Rıza Nur’un baskısı ile kullanıldı. Oysa o bugün “Türk Milliyetçiliğinin esasları” kitabını “Kürt Milliyetçiliğinin esasları” adı ile kaleme almıştı.

Mustafa Kemal sorunu temelden çözdü: “Kendi Türk hisseden herkes Türk”tü! Kemalist Türkçülüğün temellerini Mozi Kohen / Tekinalp attı. Türkçülükideolojisi için “Türk ocakları” kurulmuştu. Bu ocakların arkasında sponsor olarak Lazaro Francovardı. Türk Dili Agob Dilaçar’a emanet edilmişti. Yeni Türkçülüğün bilimsel temelleri akademik olarak hazırlansın diye Ankara’da 1935’te Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi kuruldu. Türk Tarih Kurumu da bu konuyu topluma yayan yayınlar yapacak, etkinlikler düzenleyecekti.

Fakülte eğitim programında Türkoloji, yanında Hungaroloji, Sinoloji, Hititoloji de vardı. Yunan tarihi ve medeniyeti ders olarak kondu. 1930'lar-1940'larda Nazi Almanya'sından kaçan Yahudi kökenli veya muhalif Alman profesörler Türkiye'ye davet edildi. Bunlar arasında en etkili yabancı hocalar Wilhelm Bang-Kaup (Türk dili/tarihî dilbilim, Orhun yazıtları, Turfan Metinleri) ve Friedrich Giese (Osmanlı Türkçesi) idi. Georg Rohde (Alman): Klasik filoloji (Yunanca-Latince) profesörü, ama Türk tarihiyle bağlantılı antik dönem çalışmaları yaptı. Hellmut Ritter (Alman): Arapça ve Farsça uzmanı, İslam tarihi ve Türk-İslam ilişkileri üzerine dersler verdi. Tibor Halasi-Kun (Macar) gibi isimler Hungaroloji ve Türkoloji bağlantılı çalıştı. Bunlar, fakültenin Türkoloji geleneğini kuran isimler arasında öne çıkar. Başlangıçta profesörlerin yaklaşık yarısı yabancıydı (örneğin, toplam 27 profesörden 14'ü yabancı). Friedrich (Wilhelm Friedrich Carl) Giese: Osmanlıca, Türk lehçeleri ve Türk dili tarihi üzerine çalıştı.

Diğer ilgili isimler: Bazı kaynaklarda Hans Heinrich Schaeder İran ve Türkoloji, Carl Brockelmann Arapça-Türkçe ilişkileri etkileşimi üzerinde çalıştı. Yabancı öğretim üyeleri genellikle Eskiçağ (Hitit, Sümer) ve Orta çağ tarihine katkı sağladı. Georg Rohde (Alman) Klasik filoloji (Yunanca-Latince) profesörü. Daha sonra da İslamcısı, Kemalist, sağcı işi mefahire boğdular. Bugün insanların birçoğu bizim Anadolu’ya 1071’de geldiğimizi düşünür. Çünkü o gün Anadolu’nun Alparslan tarafından fethi kutlamaları hala devam eder. Oysa Alparslan Anadolu halklarının desteği ile Bizans’ın ağır vergi, baskı, askere almalarına karşı, dışarıdan gelen değil, içeriden bir hareketti. Biz bu toprakların işgalcisi değiliz. Anadolu’nun fethi Malazgirt’ten değil, Diyarbakır’dan başlar. Fatih İstanbul’u “Kahpe Bizans” (!?) dan almadı, Constantinapolis’i Latin işgalinden kurtardığı için Doğu Roma Bizans’ın imparatoru ilan edildi. Fatihin Edirnekapı’daki asker sayısı Bizans’ın nüfusundan fazlaydı, Fatihin ordusundaki gayri müslim asker sayısı ise Bizans’ın ordusundan fazlaydı.

Ya hu, biz henüz Kurtuluş savaşını, 28 Şubat’ı, 15 Temmuz’u bile doğru-düzgün bilmiyoruz.

Üzerinde yaşadığımız toprak, Hz. Ademden beri meskûn. Hz. Âdem, Kabe’de ev yaptı, daha sonra Şam’a geldi. Habil-Kabil kavgası Şam’da yaşandı. Hz. Âdem daha sonra Şam’dan ayrılıp Urfa’ya geldi. Hz. Nuh da bu topraklarda yaşadı, Hz. İbrahim de. Bütün dünyaya insanlık buradan dağıldı. Burası insanlığın ilk ortak yurdudur. Bir kısmımız buradan hiç ayrılmadı. Bir kısmımız gitti ve bir daha geri dönmedi. Bir kısmımız ise gitti-geldi, yine gitti, yine geldi.

Moğolları, Hunları Türk yaptılar. Ya hu İslam Medeniyetinin dayandığı “Beytül Hikme”yi bunlar yakıp-yıkmadılar mı? Tamam daha sonra Müslüman oldular, kardeş olduk. Yahu Hulagu’nun Beyt-ül Hikme’yi yıkmasından sonra Dicle ve Fırat’ın günlerce mürekkep ve kan renginde aktığı söylenir. Ön Türklerdiye Etrüsklerle İznik konsülü ve Vatikan arasında bağ kurup, Romüs ve Romülüsü de Türk ilan edenler Haçlı seferlerinin sorumluluğu da kabul ediyorlar mı?

Şimdi sıra Hazara’ları Türk ilan etmeye geldi. Karayları parlatmaya başladılar bile. Bu perdenin arkasında Rosthchilid ve Siyonist lobinin yüzünü görmek mümkün.

Biz hepimiz Hz. Adem’deniz, Adem’se Topraktandır. Üstünlük takvadadır. Biz alemlere rahmet olarak gönderilen ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Üstünlük takvadadır. Allah (cc) bizi Kadın-erkek ve kabileler halinde yarattı ki, “tearüf” edelim, bilişelim. Kederlerimizi ve mutluluklarımızı paylaşalım. Bilelim ki, kederler paylaşıldıkça azalır, mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır. Yaşadığımız zamana, mekâna, kişilere ve olaylara karı adil şahitlerden olalım, haksızlıklar karşısında direnenlerden olalım ve sabredelim. Bugün insanlığın hali ortada. İnsanlığı top yekûn, çok büyük bir felaket bekliyor. “Vel asr”da kurtuluşa erecek olanlar istisna olarak sayılır.

Bütün taraftarlıklar kavmiyetçiliğin bir yansımasıdır. Bütün zamanların en büyük fitnesi, en büyük haram, en büyük günah kavmiyetçiliktir. Unutmayalım ki, “fikri kavmiyyeti tel’ın ediyor peygamber”. Şimdi tekâsür suresini ve anlamını bir okuyun isterseniz. Bir de Maide 8 ve Nisa 135’in meallerini okuyun isterseniz. Ben bu ayetlere iman edenlerdenim, elhamdülillah. Selam ve dua ile.

Bu yazı toplam 100 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar