MAZLUMDER'den Suç Duyurusu

MAZLUMDER'den Suç Duyurusu

MAZLUMDER'den Mesut Parlak ve Celal Şengör hakkında suç duyurusu.

İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NA

"Sunulmak Üzere"

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NA

MÜŞTEKİ : İnsan Hakları Ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği Genel
Merkez Adına GYK üyesi Serpil KAYAER

ŞÜPHELİ :1-Mesut PARLAK

İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Beyazıt- Eminönü/İSTANBUL

2- Celal ŞENGÖR

İ.T.Ü. Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü 80626, Maslak - İstanbul

SUÇ : Görevi kötüye kullanma, halkı kin ve düşmanlığa
tahrik ve aşağılama.

TCK 216 ve 257. Maddeler.

SUÇ TARİHİ : 01.02.2008

OLAYLAR :

1- Üniversiteler bilimsel araştırmalar yapma ve insan hakları standartlarını
yükseltme gibi amaçları bulunan, özgür düşüncenin ve gelişmenin sembolü niteliğinde olması gereken kurumların başında gelmektedir. Akademisyenler gerek kendi düşünceleri gerekse eğitim metotları ile toplumda öncü olması kişilerdendir. Ancak bazı üniversite rektörleri ve öğretim üyeleri, bulundukları mevkiinin önemine ve değerine yakışmayacak nitelikte açıklamalar ve beyanatlar vererek, toplumda varolan huzur ve sükun ortamını bozmaktadırlar.

2- Şüphelilerden Mesut PARLAK, ülkemizdeki en köklü üniversitelerin başında gelen İstanbul üniversitesinin rektörüdür Şüpheli Kanal 1 televizyonunun 31.01.2008 tarihli ana haber bültenine katılarak, "Başörtüsüne izin çıkması durumunda üniversitelerdeki barış ve huzur ortamı bozulur. Türban Cumhuriyet kazanımlarına ters. Bizim örf-âdetlerimize uygun değil. Tamamen Arap dünyasından, Vahhabi'den, Emevi'den gelen bir tür. Bu gerginlik bizi bile etkileyecek. Belki hiç hakkımız olmadığı halde, türbanlı bir öğrenciye, Cumhuriyet ilkelerinin kıyafetlerine aykırı diye hak ettiği notu vermeyeceğiz." şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. Parlamentonun Türkiye'nin kronik insan hakları ihlallerinden biri olan din ve vicdan
özgürlüğüne getirilmiş yasakları ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalarına karşı çıkarak ifade edilen bu düşüncelerin, bilim adamı ünvanı taşıyan hiç kimseye yakışmayacağı açıktır. Öğrencisine adaletli bir şekilde değil de siyasi ve ideolojik olarak yaklaşıp not verebileceğini söyleyen bir kişinin rektör olması gerçekten üzüntü vericidir.

3- İTÜ maden mühendisliği bölümünde jeoloji mühendisi olan diğer şüpheli Celal ŞENGÖR ise, kamuoyuna yansıyan ve üniversiteler arası kurulun tüm üyelerine gönderildiği ifade edilen mektubunda şu hususları dile getirmiştir. "Halbuki üniversitede dinin 'şakırdatılması', bizzat üniversite kavramıyla çelişir. Din, belirli dogmalar çevresinde kurulmuştur ve yanılmaz olduğu iddia edilen bir veya birkaç tanrının vahiyleri olan dogmalarından vazgeçemez. Dinin pek çok dogması bilimin ispatları karşısında bu şekilde çöpe gitmiştir. Bugün artık ne dünyanın yedi günde yaratıldığına, ne Nuh Tufanına, ne de Havva ile Adem masalına inanmak mümkündür. ´Üniversitede yasak olmaz' diyenlerin, üniversitede yanlışlığı ispat edilmiş fikirlerin artık ullanılamayacağını ve öğretilmeye devam edilmelerine izin verilemeyeceğini anlamış olması gerekir. Karşımıza dinin dogmalarını reddeden bilimi öğrenmek için geldiğini iddia ederken, o dogmalara bağlı olma sembolünden inatla vazgeçmeyenlerin bilimsel dürüstlük ve samimiyetine nasıl inanacağız? Akla açık bir ihanet olan bu davranışın temsilcilerini, aklın ve bilimin geliştiricisi olan üniversitelerimize nasıl alacağız? Böyle kişilere, öğrettiğimiz bilimi öğrendiklerine itimat ederek nasıl not veya diploma vereceğiz? Günün birinde öğrendiklerini, aklı ve bilimi ve dolayısıyla insan uygarlığını boğmak için kullanmayacaklarına nasıl güvenebileceğiz? Aklı ve eleştiriyi kabul etmeyen hiçbir sistemi üniversite kapısından içeri alamayız. İcab ederse, ülke yöneticileri akıllarını başlarına alana kadar o kapıları kapatırız. Bu bizim tarihsel geleneklerimizden gelen hakkımız ve hem insanlığa hem de öğrencilerimize karşı görevimizdir. "

4- Bilindiği üzere TCK'nın 216. maddesi, "1 Halkın sosyal sınıf, ırk,
din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini,
diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu
nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya
çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

2 Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge
farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis
cezası ile cezalandırılır.

(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis
cezası ile cezalandırılır." Şeklindedir.

Şüpheliler, başörtüsünün cumhuriyetin kazanımlarına ters olduğunu, örf adetlerimize aykırı olduğunu, Vahhabi uygulaması olduğunu, dinin dogmalardan ibaret olduğunu, dogmaları reddetmeyen kişinin üniversiteye giremeyeceğini beyan etmektedirler. Başörtüsü İslam dininde kadınlara farz kılınan bir örtüdür. Bunun İslam dininin bir uygulaması olduğuna dair Diyanet İşleri Başkanlığı dahil olmak üzere çoğu din kurumunun ve alimin ortak görüşleri vardır. Kaldı ki buna bazı insanların inanması dahi kâfidir. Kimse inancını kimseye delillendirmek zorunda değildir. Durum bu şekilde olmasına rağmen şüpheliler, başörtüsünün Vahhabi uygulaması olduğu, cumhuriyete ters olduğu, bunu takan kişilerin dogmalarla hareket ettiği gibi ifadelerle başörtüsü takan kişileri alenen aşağılamakta ve toplumun bir kısmını bu
kişilere karşı tahrik etmektedirler. Başörtülü kişiler işaret edilerek, toplumun
dindar kesimi alenen aşağılanmakta, dindar kişilerin üniversitelerde olamayacağı ifade edilmektedir. Bu açıklamalar toplumdaki huzuru alt üst etmiş, kamplaşmalar meydana getirilmeye çalışılmıştır. Bunun en son örneği İzmir'de Sokak ortasında başörtüsü için kullanılan kıyafetlerin yakılması şeklinde tezahür etmiştir.

TCK'nin Madde 257. maddesinin ilk fıkrası "Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi .. Cezalandırılır." şeklindedir.

Şüpheliler, bulundukları makam ve görevleri ifa ederken, başörtülü öğrencilere hak ettikleri notu vermeyeceklerini, başörtülü öğrencilerin üniversitenin kapısından içeri giremeyeceğini ifade etmektedirler. Şüphelilerden biri üniversitede rektör ve diğeri öğretim üyesidir. Şüpheliler, Anayasa veya kanunlarda bir değişiklik olsa da bunu kabul etmeyeceklerini, başörtüsü ile esasında kanunlara uygun bir şekilde öğrenim gören kişilerin öğrenimlerini engelleme adına görevlerini ve yetkilerini kötüye kullanacaklarını açıkça ifade etmektedirler. Başörtülü bir kişinin hak etmesine rağmen notunu eksik verebileceğini ifade eden bir kişinin adalet ve tarafsızlık niteliklerini taşımayacağı açık olmaktadır. Bu kişinin görevlerinin gereklerine aykırı hareket edeceği ortadadır. Diğer şüphelinin, başörtülü olan kişinin dogmalara inandığından üniversitede bulunmasını dahi kabul etmemesi, bu
kişilere karşı çifte standart uygulayıp, tarafsız olamayacağını ortaya koymaktadır. Bu sebeple bu kişilerin görevi kötüye kullanma suçunu da işledikleri sabittir.

Şüphelilerin bu beyanları ile, gerek halkın kin ve düşmanlığa tahrik ve
aşağılama gerekse görevi kötüye kullanma suçunu işlediklerini
düşünüyoruz.

Bu nedenlerden ötürü, işbu şikayeti yapma zorunluluğu doğmuştur.

DELİLLER : Kanal 1 Televizyonu 31.01.2008 tarihli ana haber bülteni,
Üniversiteler arası kurul üyelerine gönderilen mektup, ilgili köşe yazıları (İsmet Berkan Radikal -02.02.2008 tarihli sayısındaki köşe yazısı) ve sair deliller.

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda izah ettiğimiz sebeplerden dolayı; Şüpheliler hakkında 5237 sayılı TCK'nin 216,257 ve tahkikat neticesinde anlaşılacak diğer suçlar nedeni ile maddelerde tanımı yapılmış bulunan suçlardan dolayı haklarında kamu davası açılmasını talep ederiz. 06.02.2008

MÜŞTEKİ İNSAN HAKLARI VE MAZLUMLAR İÇİN DAYANIŞMA DERNEĞİ ADINA GYK ÜYESİ  SERPİL KAYAER

MAZLUMDER Genel Merkezi