MAZLUMDER Genel Başkanından Açıklama
MAZLUMDER Genel Başkanı M.Halit ÇELİK aşağıdaki açıklamayı yapmıştır:
“Son günlerin ağır gündemi herkesi etki altına almıştır. Kimse umursamaz tavırlar takınacak durumda değildir. Bu ağırlığın altından hasarsız kurtulmak için ortak aklı harekete geçirmek gerekmektedir.
Yakın zaman aralıkları ile yapılan saldırılar sonucu birçok asker ve sivil yaşamını yitirmiş, bunun üzerine Irak’taki PKK varlığını ortadan kaldırma amacı ile hükümete yetki veren bir karar TBMM den geçmiştir.
Öncelikle belirtmeliyiz ki, insan yaşamı çok önemlidir, temel haktır ve hiçbir düşünce ve mülahazaya kurban edilemez. Korunması için azami önlemin alınması şarttır. Kim tarafından kime karşı yapılırsa yapılsın yaşam hakkını ihlal eden, yok eden saldırılar insanlık dışıdır. Bu açıdan yakın dönemde hem PKK tarafından gerçekleştirilen ve hem de kim tarafından yapıldığı üstlenilmemiş olan faili meçhul saldırılar hiçbir insani anlayış ile izah edilemeyecek boyuttadır ve kabul de edilemez. Yaşamını yitirenlerin ailelerinin acılarını paylaşıyoruz. Rehin alınan askerlerin koşulsuz olarak derhal serbest bırakılması gerekir. İnsanların yaşamı üzerine oyun oynanmaz ve ailelerin yürek acısı üzerinden siyaset ve mücadele yapılamaz.
Olaylar üzerine bir lobi Kuzey Irak’a askeri müdahale için propaganda yapmakta, toplumsal talep ve destek sağlamaya çalışmaktadır.
Kuzey Irak’a askeri müdahaleyi doğru bulmuyoruz. Irak yönetimi ve tüm dünyanın olumsuz tutumu karşısında müdahale savaş ilanı olarak algılanacaktır. Müdahale daha fazla sivil ve askerin ölmesi anlamına gelmektedir. Kaldı ki daha önce 24 kez yapılan müdahaleler amacı gerçekleştirmeye yeter sonuçlar getirmemiştir. 25. de psikolojik tatmin dışında bir sonuç getirmeyecektir. Uzun süreli Irak topraklarında kalma ve çatışma, komşu ülke halkı ile düşmanlıklar oluşturabilir endişesindeyiz.
Tezkere çıkmasına rağmen bu yetkiyi kullanmak siyasi iradenin elindedir. Tezkere çıkmıştır ancak savaşı önlemek mümkündür. Hükümetin soğukkanlı, sağduyulu davranışla hareket etmesini, savaş çığırtkanlarına değil barışa öncelik vermesini dilemekteyiz. Öncelikle hükümet askeri bürokrasiden bu saldırılarda ihmal ve kusuru olanların hesabını sormalı ve gereğini yerine getirmelidir.
Gelişen tepkiler, yurt sathında Kürt vatandaşlarımızın, yaşam güvenliğini tehdit eder boyutlara gelmiştir. Ürkütücü olan, hepimizin eşit sorumluluğu olan vatanı sahiplenme ödevi, aşırı milliyetçi kesimin sadece kendilerinin boynundaymış gibi, nefret mitingleri tertip edilmesi, çatışma çağrıları yapmalarıdır. Ulusal medyanın, yaşanan sürece tempo tutması, geri dönüşümü mümkün olmayan defektlerin oluşmasına sebep olmaktadır. Hükümetin gelişen olayları kontrol altına alma iradesinin, “kör vatanseverlik” duygusu altında ezileceği ve toplusal iç çatışmanın gelişebileceği endişesi içindeyiz. Yürüyüş ve mitinglerin bir toplumsal kamplaşmaya meydan vermemesi gerekir. Vatanseverlik ülkeye karşı sorumluluğun yerine getirilmesi ile anlaşılacak bir olgudur ve çözüme yönelik öneriler gerektirir. Kötülükten nefret etmekle kötülük bitmez.
En önemli tehlike PKK ile Kürt nüfusu özdeş görmektir. Bu ayrımcı, bölücü, çok rahatsız edici bir anlayıştır. Bu toptancı anlayış alt kültür düzeyi anlayışıdır. Suçlu ile aynı ırktan olmak bir yana aynı aileden olmak bile suçun işlendiğinin göstergesi olamaz. Suçların şahsiliği ilkesi temel hukuk kurallarındandır. Suçu işlediği, iştirak ettiği adil bir yargılama ile sabit oluncaya kadar herkes suçsuzdur. Hiç kimsenin keyfi yorumuna göre bu kural değişmez.
DTP nin kundaklanıp taşlanmayan il ilçe binası neredeyse kalmamıştır. Bunu önleyecek ciddi tedbirlerin alınmadığı anlaşılmaktadır. Bu süreç TBMM çalışmalarına katılımı engelleyecek bir süreçtir. Bazılarının zannettiği gibi PKK saldırıları DTP ye yaramamaktadır, aksine zor duruma sokmaktadır. Dolayısı ile siyasetçiler üzerinden bir örgütle hesaplaşmak makul de değildir, hukuki de. Her ne şekilde olursa olsun şiddet bir siyaset yöntemi olarak kabul edilemez.
Terörle mücadelenin yegâne boyutunun güvenlik ve askeri müdahale olarak görülmesi yanılgıdır. Sorunun kaynağını hesaba katmayan anlayış sorunu çözemez. Sorunu ısrarla askeri yöntemlerde görmenin ne kadar yanlış olduğunu, yaşanan tablo bize göstermektedir. Sonuçlar üzerinden politika yapmanın açmazı, milliter anlayışı beslemekten başka bir şey değildir. Asl olan, sorunu doğurucu nedenleri izale etmektir. Siyasi irade,sözün bittiği yerden değil,sözün her zeminde olması gerektiğinin negatif yükümlülüğüne sahiptir. Siyasi irade için 'sözün bittiği yer' olamaz olmamalıdır. Siyaset 'sözün bittiği denilecek yerde' söz söyleme sanatının adıdır.
Bunun için halen sürdürülmekte olan inkar politikasından vazgeçilmesi ve gereken açılımların derhal sağlanması, bölgede insan haklarına azami riayetin gerçekleşmesi hayati önemi haizdir.
Düşünce özgürlüğü haber verme ve almayı da içermektedir. Bu açıdan çatışma bölgelerinde meydana gelen hadiselerle ilgili ve güvenlik güçlerinin ihmallerinin sorgulanması ile ilgili haberlerin yayınlanmasına engel konulmasının bir sansür olduğunu, insan hakları ile bağdaşmadığını belirtiriz. Demokrasi ile bağdaşmayan bu teşebbüs kabul edilemez.
MAZLUMDER bundan sonra da uyarı görevini yapmaya devam edecek, üzerine bir sorumluluk düştüğünde de kaçınmayacaktır.”
