Kavramlar Serisi -18-TA' ZİR

Kavramlar Serisi -18-TA' ZİR

Yusuf Kerimoğlu'nun "Kelimeler Ve Kavramlar" İsimli Eserinden Alınmıştır.

TA' ZİR

İslâm ceza hukuku, kat'i nasslarla sabit olan ve hukukullah olarak ifade edilen had cezaları ile sınırlı değildir. Dâru'l-İslâm da, hakkında muayyen bir had cezası bulunmayan haramları işleyen kimselere ta'zir cezası tatbik edilir. Bu icmai ümmet ile sabittir. Resûl-i Ekrem (sav) vedâ haccı için Arafat'ta iken: "Bugün dininizi kemâle erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Din olarak sizin için İslâm ı seçtim ve ondan râzı oldum."ı âyet-i kerimesi nâzil olmuştur. Dinin kemâle ermesinden maksad, insanların ihtiyaç duyacakları (zarûri, hâci ve diğer ahkâmla ilgili) nassların tamamlanmasıdır. Hakkında nas bulunmayan konularda ictihad yapması da kemâlata dahildir. Zira fer'i hükümlerin sonu yoktur ve sayı ile ifade edilemezler.2 Meselenin kavranabilmesi için önce ta'zir kavramını izah etmeliyiz. Arapça olan bu kelime, a-z-r kökünden gelir. Lûgat manası, mutlak manada tedip etmek, azarlamak ve men etmektir.3 İslâmi ıstılâhta, "miktar bakımından hadden az olan te'dib şekline ta'zir denilir."4 şeklinde tarif edilmiştir. Bu tarif Resûl-i Ekrem in (sav): "Her kim hadd olmayanı, had mertebesine ulaştırırsa, o kimse haddi (şeriatın koyduğu ölçüyü) aşanlardandır."5 hadisine dayanmaktadır. İbni Abidin, "had ile ta'zir arasındaki fark şudur: Hadlerin miktarı muayyendir. Ta'zire gelince, bunun takdiri ve tatbiki müslüman hükümdarın ve onun naiblerinin reylerine bırakılmıştır... Hadde şefaat caiz değildir. Müminlerin emîri veya naibleri, şefaatten dolayı had vurmayı terk edemez. Ancak, ta'zirde şefaat kabul edilebilir"6 diyerek önemli noktalara işaret etmiştir. İslâm fıkhına göre kurulmuş bir devlette, müminlerin velâyetine haiz olan ümera, hadler müstesna, "hangi suça, ne ceza verileceğini" istişare ile belirlemek durumundadır. Mesela eroin, esrar, rakı, votka ve kokain gibi uyuşturucu maddelerin ticaretini yapanlara verilecek ceza, ta'zir ile ilgilidir. Zira naslarda, varlığını hükmün varlığına, yokluğunu da hükmün yokluğuna delâlet eden mazbut vasıflar vardır.

Bu mazbut vasıflara, nassın sebebi ve illeti denilir. Fâkihlerin cumhuruna göre sebep, hükmün varlığı için, şâri (hüküm koyucu) tarafından emâre olarak belirtilen mazbut ve açık bir şeydir.7 Hanefi fukahasından Molla Hüsrev illeti şöyle tarif etmiştir: "İllet, nassın hükmüne alâmet kılınan vasıftır."(8) Bazı âlimler ise illeti, "zâhir, mazbut ve hüküm için uygun bir vasıftır." diye tarif etmişlerdir. Meselâ, hamr (şarab)a nisbetle sarhoş edicilik vasfı böyle bir illettir. Aslın illetinin bilinmesinden sonra bu illetin "fer"de bulunup bulunmadığının tesbit edilmesine tahkiku'l-menat denilmiştir 9 Eroin, esrar, kokain gibi uyuşturucu maddeler insanı sarhoş ettiğine göre, haram olması tabiîdir. Sahih-i Müslim de yer alan "Hamr, aklı örten ve gideren şeydir kavli eroin, esrar, rakı, votka ve kokainin hükmünü tesbit etmemize vesile olur. Bu maddeleri kullanan kimselere, şarap içenlere uygulanan "hadd-i şürb" uygulanır.(10) Bunların ticaretini yapan kimselerin, fesadları başka türlü giderilemezse, ta'ziren cezaları daha ağırlaştırılabilir.

"Kur'an müslümanlığı" ve "selefîlik" gibi bâtıl iddialar garip hastalıkları beraberinde getirmiştir. Bu bâtıl iddialar, İslâm'ın günümüzün meselelerini çözemiyeceğini ileri süren çevreler tarafından tezgâhlanmakta, "Kur'ân ve sünnetten başka delil tanımayız" diyen mezhepsizler(!) kanalıyla müslümanların arasına sokulmaktadır. Elbette bu insanların, selef-i sâlihîn ile bir ilgileri yoktur. Kendi usûlsüzlüklerini, selef-i sâlihîni istismar ederek gündeme getirmektedirler. Şer'î delillerle, insanoğlunun her meselesini çözmek mümkündür