Ahmet Taşgetiren

Ahmet Taşgetiren

Kadir Gecesi muhasebesi - Hukuksuzluklarımız

Ramazan’ı yaşıyoruz ve Kadir Gecesi’ne geldik.

Kur’an’da “Bin aydan hayırlı olduğu” bildirilen gecedir bu. Bu konudaki tüm değerlendirmeler “Bin aydan hayırlı olma” noktasında “Kur’an bu gece indirildiği için” gerekçesinin altını çizerler. Yani Kur’an merkezli bir “yücelik”tir Kadir Gecesi’nin yüceliği.

Bu yaklaşım tutarlıdır, çünkü Kur’an, İslam’ı İslam, Müslümanı Müslüman kılan ilahi ölçüler bütünüdür.

Herhangi bir Müslüman için Kadir Gecesinin bin aydan hayırlı olması o gecenin “ihya edilmesi” ile ilgilidir. Yani biz uyurken gece gelip geçerse, yine de “bin aydan hayırlı” bir gece yaşanmış olmaz.

Aynı şey, oruç tuttuğumuz halde Ramazan bize bir şey vermeden, namaz kıldığımız halde namaz bize bir şey vermeden gelip geçerse de söz konusudur. Kur’an okuduğumuz halde Kur’an bize bir şey vermiyorsa…

Ne demek İslam’ın bu ana müesseselerinin bize bir şey vermiyor olmaları?

Yani bizi insan gibi insan kılmıyor, Allah’ın seveceği insanlar kategorisine taşımıyor, erdem vermiyor, bizi olgunlaştırmıyor, zaaflarımızı gidermiyor, ayaklarımız çamurdan çıkmıyor, kalbimiz onarılmıyor vs…

Yani İslam ayrı akıyor, biz ayrı akıyoruz.

Bir ay boyunca kürsülerden, YouTube kanallarından, tv’lerden hocaların “Kötülüklerden alıkoyan namaz, oruç” çağrısı yaptıklarını biliyoruz. “Kadir Gecesi’nin ihyası”na da dikkat çekti hocalar. Dendi ki “İyi Müslüman olun, Allah’ın her an sizinle beraber olduğunu unutmayın. Kimseye kötülük yapmayın, hak yemeyin, zulmetmeyin vs…”

İşin bir başka boyutu var üstelik, Müslümanın İslam’la ilişkisi, bir “Temsil problemi”ni de gündeme getiriyor. Yani İslam’ı yeterince tanımayanlar, Müslümanların nasıl bir insanlık görüntüsü ortaya koyduğuna bakıp ona göre tercihte bulunuyorlar. Bütün dünya böyle değerlendirme yapabilir, bazen kendi çocuklarımız bile bizim davranışlarımıza bakıp böyle davranabilir.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, geçen günlerde önce “modern dönemin Müslüman coğrafyası üzerinden bir İslam okuması yapmanın en büyük hatalardan biri olduğunu” ifade etti, ardından da şöyle bir uyarıda bulundu: “Müslümanlar olarak bir temsil sorunu yaşadığımızın altını çizmek isterim. Öz eleştiri de yapmamız lazım. Bizlere düşen, İslam’ı en güzel şekilde temsil etmek ve yöneltilen ithamları yaşantımızla, ahlakımızla, duruşumuzla tekzip etmektir. Ancak o zaman İslam’ın evrensel mesajını, ahlakını, ilke ve değerlerini insanlığa etkili bir şekilde ulaştırma imkanı bulabiliriz” dedi.

Diyor ki Erbaş Hoca: “Modern dönemin Müslüman coğrafyası üzerinden bir İslam okuması yapılmasın.” Ne zamana gidelim? Eskiye, İslam’ın daha iyi yaşandığı zamanlara?

Niye modern zamanlarda iyi örnek yok?

Çünkü okuduklarımızı yaşamıyoruz. Bu kadar açık. Ramazanlar, Kadir geceleri, namazlar, oruçlar gelip geçiyor, bizde bir şey bırakmıyor.

Alın size İslam dünyasının en gelişmiş ülkesi olarak Türkiye? Üstelik Türkiye’yi “Dindar” bir kadro yönetiyor.

İyi bir “Temsil” ortaya konuluyor mu?

Şu Kadir Gecesi günlerine denk gelen hukuksuzluk iyi bir temsil örneği mi?

Bir dava ki, önce berat vermişsiniz, sanığı bırakmamak için yeni bir suç üretmişsiniz, sonra o suçtan da beraat vermişsiniz, ama yine sanığı bırakmamak için önce beraat verdiğiniz davadan ağırlaştırılmış müebbede (yani eskiden olsa idama) hükmetmişsiniz. Altına imza attığınız, Anayasaya kendi ellerinizle yerleştirdiğiniz tüm sözleşmelerin canına okumuşsunuz. Adalet mi bu?

Kur’an’da “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin” buyurulmuyor mu? “Allah zalimleri sevmez” buyurulmuyor mu? “Zalimler Allah’ın onların yaptığından gafil olduğunu zannetmesin” buyurulmuyor mu? Daha ne desin ki Kur’an?

Allah Kur’an’da “Allah’ın ayetlerini az bir bedel ile değişmeyin” buyuruyor. “Bir insanı siyaseten tasfiye etmek” Kur’an’ın işaret ettiği “az bir bedel” olmasın sakın. Şu Kaşıkçı davasının Suud’a verilmesi “az bir bedel” karşılığında olmasın sakın.

Eskiden Padişah’la mahkemelik olan gayrı müslimlere bile adalet uygulayan hakimlerin onurundan bahsederdik, şimdilerde bizim gözlerimize bakıp karar veren hakimleri savunmak için gerekçe üretiyoruz.

Şimdi yaşadığımız hukuksuzlukları, dindar bir kadro ile yönetilen bir İslam ülkesinin tüm dünyaya adalet örneği olarak sunabilecek miyiz? İyi temsil ediyor muyuz İslam’ı ülke olarak?

Bir de tek tek kendimize bakalım, içimize, yüreğimize, hukukun üstünlüğünü mü savunuyoruz yoksa siyaseten yanında durduklarımızın yanlışlarına gerekçe üretmekle mi meşgulüz? Ne dersiniz iktidarların yöntemi haline gelen Makyavelizmi bizler de bireyler olarak içselleştirme süreci mi yaşıyoruz? Hukuksuzluğun da gerekçesi var, yolsuzlukların da, her türlü yanlış uygulamanın da… Yeter ki bizimkiler iktidarda kalsın. “Vebale ortak olmak” ne pahasına?

Ne diyeyim? Kadir Gecemiz mübarek olsun. Rabbim bize Kur’an ölçülerine göre yaşamayı, ölçüleri nefislerimize, siyasi hesaplarımıza uydurmamayı nasip etsin.

Bu yazı toplam 145 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar