Kadına şiddet

Kadına şiddet

Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, “Kadınların maruz kaldığı şiddetin önlenmesinde özel sektöre de görevler düştüğünü” belirterek “Mesela bir şirket, karısını döven erkeği işten çıkartıp tazminatı da karısına verme yolunu seçti.

Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, "Kadınların maruz kaldığı şiddetin önlenmesinde özel sektöre de görevler düştüğünü" belirterek "Mesela bir şirket, karısını döven erkeği işten çıkartıp tazminatı da karısına verme yolunu seçti. Erkeklerin hayatlarında tutundukları en önemli şey, iş hayatlarıdır. Karısına şiddet uygulayan erkeğin kariyer yapamaması ve işinden atılma riskinin olması, onu bundan vazgeçirecek en önemli şeydir" diyor.

Bu günlerde özelde töre cinayetleri, genelde kadına şiddet konusunda görüş beyan eden birçok yorumcu da "Kadın sığınma evlerinin artırılmasından, kadının ekonomik özgürlüğünü elde etmesinin şiddeti azaltacağından" söz ediyor ve yorumlar genellikle o sihirli cümleyle son buluyor:

"Eğitim şart tabii."

Birçokları kadının şiddete maruz kalmasını, taşralılığa, köylülüğe, eğitimsizliğe, geri kalmışlığa, ekonomik sorunlara vs has bir olgu gibi göstermeye çalışsa da, gerçekler bu tür sınırlamaların hiçbir anlam ifade etmediğini gösteriyor bize.

Nitekim, bir süre önce yapılan bir araştırma, kadınların maruz kaldığı esas şiddetin "eğitimli" erkeklerden sadır olduğunu ortaya koymuştu.

Gerçi gören gözü işiten kulağı olan herkes, herhangi bir araştırmaya ihtiyaç duymadan da, modern zamanlardaki kapsamlı şiddetin efsanevi boyutlarını kavrayabiliyor.

Şiddetin az gelişmişlikle de bir ilgisi yok.

ABD"de kadınlara uygulanan şiddeti zaten bilmeyen yoktur, Avrupa Konseyi"nce yayınlanan "AB ülkelerinde yaşanan ev içi şiddet" raporu ise, batılıların bu konuda da liderliği kimseye bırakmadığını gösteren dehşetli rakamlarla dolu.

Rapora göre, Avrupalı kadınların 7"de 1"i ya cinsel ilişkiye zorlanmış ya da tecavüze uğramış. Fransa"da her ay 6 kadın ev içi şiddete maruz kalarak ölürken, İspanya"da her 4 günde bir, 4 kadın kocası tarafından öldürülüyor. İngiliz kadınların yüzde 26"sı ev içinde şiddete uğradığını belirtirken, her hafta 2 kadın da eşi tarafından öldürülüyor. Finlandiya'da her yıl eşi tarafından öldürülen kadın sayısı ortalama 27. Portekiz"de kadınların yüzde 52.8"i eşlerinin şiddet uyguladığını söylerken, Almanya'da her yıl eşi tarafından öldürülen kadın sayısı tam 300.

Çek kadınlarının yüzde 38"i şiddet görürken Rusya, Romanya ve Litvanya"daki göstergeler daha da vahim.

Görülüyor ki, kadına uygulanan şiddet, tek başına eğitimle, ekonomiyle, gelişmişlikle, köylülük veya kentlilikle izah edilecek gibi değil.

Dahası, kentli/eğitimli/modern çevrelerin kadına şiddet olarak yansıyan uygulamaları, kırsaldakine oranla daha ince, daha steril, daha sofistike yöntemlerle yapıldığından, haliyle kentlerin "töresi" de taşradakilere oranla daha acımasız, daha kalıcı, daha sistematik ve daha uzun süreli oluyor.

Şiddeti sadece bedene dönük fiziksel bir olgu olarak görmek, kadınlara yaşatılan şiddet cehennemini anlatmakta son derece eksik ve yetersiz kalır.

Toplumsal hayatta bir insanı sırf kadın olduğu için değersizleştirme, önemsizleştirme, cinsel bir sömürü aracı olarak nesneleştirme, iş hayatında ucuz emek deposu olarak görme, kılığına kıyafetine bakarak ayrımcılığa ve saygısızlığa uğratma şeklinde cereyan eden manevi şiddet, çoğu kez, fiziksel şiddetten daha korkunç, daha yıkıcı ve bıraktığı negatif etkileri itibarıyla daha uzun sürelidir.

Sırf "gözünde morluk ya da kolunda kırık yok" diye kadının ruhuna, zihnine ve kişiliğine uygulanan şiddeti görmezden gelmek, ne büyük bir haksızlıktır!

Modern kapitalizmin kadını salt bir cinsellik objesine indirgeyen anlayışı, kadınlar üzerinde öylesine büyük bir baskı oluşturuyor ki, iş hayatında başarılı olmak, ayakta kalmak, para kazanmak için fiziksel avantajları biricik şart olarak dayatan anlayış, kadınları kurtlar pazarında son derece haksız ve zalim bir rekabetin içine sürüklüyor.

Amerikalı bir kadının şu sözleri son derece düşündürücü bir ruhsal şiddete işaret etmiyor mu?

"Alttan alta sürekli ince ve güzel kalmanız isteniyor. Habire estetik merkezlerine koşuyorsunuz. Oranızı buranızı yaptırıyorsunuz ama bir yandan da yaşlanıyorsunuz ve arkanızdan sürekli sizden daha genç olanlar geliyor. Haliyle bu acımasız rekabet ortamında iyice ufalanıyor, eziliyor, bunalımlara giriyorsunuz."

Modern kapitalizmin kadınların ruhuna, cinselliğine ve kişiliğine uyguladığı bu şiddet, fiziksel şiddetten daha mı insaflı şimdi?

İnsanlık her türlü değeri, anlamı, aşkın ve kutsal olanı dışlayarak kadını "şeyleştiren" modern kapitalizmin karşısına bir ahlak ve değerler yumağıyla çıkamadığı sürece, şiddet sorunu hiçbir enstrümanla ve hiçbir şekilde çözülemeyecek.

Üstelik bu şiddet sadece kadına değil, topyekun insanlığa karşı sürüp gidecek.

Sahi, örneğin Irak"ta 700 bin insan niye öldürüldü sorusuna makul cevap bulamadan, modern zamanlarda kadınların maruz kaldığı bedensel ve ruhsal şiddeti anlamak ve buna çözüm yolları bulmak mümkün mü?

İşin bir de bu tarafı var yani!..

-----------

münaşaka

TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı, "Ekonominin geleceği adına kaygılarımız var" demiş.

Hatırlarsınız, bu TÜSİAD"çılar hepimizi yerle bir eden o ünlü 2001 krizinin patlak vermesinden sadece birkaç gün önce "Ekonomide işler çok iyi. 10 yıl önümüzü görebiliyoruz" demişlerdi.

Dolayısıyla bu son açıklamaları beni umutlandırdı valla!..

www.vakit.com.tr