Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

HANİ KARDEŞTİK!

Kardeşlik hukuku mu üstün, siyaset arkadaşlığımı?

Resulullah (sav) buyurdu ki : “Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi (mümin) kardeşi için de arzu edip istemedikçe gerçek anlamda / kâmil manada iman etmiş olmaz.” Ravi Enes b Malik (ra). Kaynak; Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai ve İbni Mace.

Sahi siz mesela bir Müslüman ülke, ya da. Ülkenizdeki diğer bir takımla kendi taraftarı olduğunuz takımla maç yaparken böyle mi düşünüyorsunuz. Öteki taraf daha güzel oynasa ve üstün bir başarı elde etse ne düşünürsünüz. Kritik bir maç olsa, hakem sizden yana ya da size karşı taraf tutmak yerine adil bir karar verse ve karşı tarafı galib etse ne düşünürsünüz?.

Maçı bırakalım, ülkeler arasında böyle bir durum olsa.

Yok, kendi ülkemize geri dönelim, sizin partinizle , öteki Müslüman grubun partisi arasında bir sorun olsa hangisini seçersiniz. Tabi ki kendi partimi diyeceğinizi biliyordum da, haksız olan sizin partiniz olsa da mı? Evet evet, yine tercihiniz değişmeyecek sanırım. Çünkü siz sorunca onlar “sizin bilmediğiniz şeyler var” diyecekler. “Bize güvenmiyor musun?” diyecekler. “Ulul emr’e iteat” diyecekler, “sen biad etmemiş mi idin?” diyecekler. Hani adil şahidler olacaktık, haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana zalime karşı duracaktık. Hani bir kavme olan düşmanlığımız bile b izi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmeyecekti.

Ne diyordu Allah (cc) (Nisa 135)’de? “Ey iman edenler! Kendiniz, ana-babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz bilin ki şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” Hıı, burada partiden söz etmiyor mu diyeceksiniz.

Tabi bu ahval ve şerait altında, baştaki hadis-i şerifi nasıl anlayacağız. Kendi Partiniz için istediğiniz şeyi, kardeşinizin partisi için de isteyecek misiniz. Yoksa siyasi konulardan ayetlerin ve Hadislerin hükmü kaldırılabiliyor mu? Ya da bir kısmını yaşayıp, bir kısmını görmezden gelmemiz mümkün olabiliyor mu? (Bakara 279)’u hatırlayın, mesela Riba (Enflasyon kadar ya da daha fazlası için Faiz dediğimiz şey ile ilgili olarak) ne deniliyordu: “Eğer (riba’yı bırakmazsanız) bilin ki Allah ve Resûlü tarafından size savaş açılmıştır. Eğer tövbe ederseniz, ana mallarınız sizindir. Böylece ne zulmetmiş ne de zulme uğramış olursunuz.”

Rekabette de kardeşlik yok, siyasi tercihler konusunda da. İşin içinde menfaat söz konusu ise orada nas ıskalanabiliyor. Görmezden gelinebiliyor. Müslümanın rekabeti hem yardımlaşma ve hem de hayırda yarış şeklinde olmalı ki, Allah (cc) onlara rahmet etsin, yardım etsin, mallarını ve ömür’lerini bereketlendirsin.

Ehliyete ve Liyakat’a itibar etmeyen bizden ise görmezden gelmiyor muyuz? Resulullah (sav) kardeşinin gözündeki çöpü görüp de kendi gözündeki merteği unutur (görmez) ise onları kınar.

Başkalarının hatalarına karşı sert, kendi yandaşlarımızın hataları konusunda kör ve sağır olmakla ilgili başka ayet ve hadisler de var. Evet, evet, Resulullah (sav) buyurdu ki “Kimin kalbinde hardal tanesi kadar asabiyet (haksız tarafgirlik) varsa, Allah onu kıyamet günü cahiliye Araplarıyla birlikte haşr eder.” Unutmayalım ki, “fikr-i kavmiyyeti tel’in ediyor peygamber”..

Bakın, din ya da devlet büyüğü ya da bir başkası olsun, birileri size bir şey söylerse, siz o şey üzerinde düşünmeden, o sözü söyleyenin sözüne uyup o sözde isteneni istenen gibi yapmak, o kişileri İlah ve Rab konumuna yükseltmektir. Bugün hiç kimseye bu anlamda “öl de ölelim, vur de vuralım, ne derseniz yapalım” derseniz, bu onları İlah ve Rab konumuna yükseltmek olur. Resuller Müstesna hiç kimse masum kabul edilmez. Ve hiç kimse gaybı bilmez.

Bir çok kişi kendi yandaşlarının hırsızlıklarını, yalanlarını, rüşvet ve torpillerini görmezden geliyor. Hatta ihaleyi kendilerinin almasını, kendi yakınlarının işe alınmasını hak olarak görüyor. Bu taifenin gözleri var görmüyor, kulakları var duymuyor, kalpleri var hissetmiyor. Görmek istemeyenden daha kör, duymak istemeyenden daha sağır kim olabilir.

(Nisa 36)’da Allah (cc) şöyle buyurdu: “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, eliniz altındakilere iyilik edin. Allah, kendini beğenen ve böbürlenen kimseyi sevmez”. Siyasetle ilgili bazıları ayeti bu ayeti, Kamu görevleri ve ihalelerini öncelikle iktidar sahiplerinin akrabalarına vermesi gerektiği gibi anlıyorlar herhalde.

Hatta o birileri Kayyum’a devredilen şirketlerin mal varlıklarını ya da birilerinin el konulan servetlerini kendileri için bir ganimet olarak görüyor sanki. Halk arasında “Devletin malı deniz, yemeyen domuz” diyen birileri hep olageldim bu “Müslüman” ülkede. Düne dair kulağımıza çalınan Fuzuli’den bir şikayet vardı “Selam verdim, rüşvet değildur deyu almadılar” diye başlayan. Sadi ise, “bir hırsız bir bağdan bir bostan çalar, rüşvet alan biri ise bir bostan karşılığı bir bağ’ı satar” der. Kanuni’nin Bağdat seferi 1534’de oldu, Sadi Şirazi 1257‘de “Bostan”ı yazdı. Fuzuli’nin şikayeti vakıflarla ilgili idi. Zaman içinde “Gülistan”ımız yağmalanan “Bostan”a döndü.

Söz dönüp dolaşıp nereye geldi. Sahi siyaseten ve iktisaden, kişi ve örgüt, hatta devlet ve hükümet olarak kendimiz için istediğimiz bir şeyi onlar için de isteyecek miyiz?

Biz zannediyoruz, biz şeyle yaparsa, bu iş böyle olur, bu kişi başımızda olmaz ise biz hapı yutarız. Hani bize hayır gibi gelen şeyde şer, şer gibi gelen şeyde hayır olabilirdi. Biz bilmezdin Allah bilirdi. Ne oldu. Kader, rızık, Ecel konusu bu konularla ilgili değil mi idi sonra. “Ve bil gaderi hayrihi ve şerrihi mineallahu teala” Amentü’den çıkartıldı da haberimiz mi yok.

Sahi yeniden Müslüman olmaya ne dersiniz. Allah’ın dini (cc) yeri-göğü, ölümü ve hayatı açıklar. Ama bizim yaşadığımız din karı-koca ihtilafını bile çözmüyor. Din Menakıb’lar, Tarih mefahirler asasında kaybolup gitti. Allah’ın kitabında bildirdiği, resulün öğrettiği ve örnekliğindeki gibi bir dine yeniden dönmek için gelin itiraf edelim ve diyelim ki, biz cahillerden ve zalimlerden olduk. Başımıza gelen felaketler düşmanlarımızın şerri kadar bizim gafletimizin eseridir. Allah cc) bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek ister. O yeryüzünü bize mescid kılmak, bizi yeryüzünün varisi kılmak istiyor ama, halimiz ortada. Biz kendimizi değiştirmeden hakkımızdaki hüküm değişmez. Unutmayalım ki, Hak gelince batıl zail olur, ışık gelince karanlığın yok olduğu gibi. Yani karanlık aslında aydınlığın yokluğudur. Masonlar, komünistler, Yahudiler geldiği için biz bu duruma düşmedik, biz Allah’ın ipini bıraktık, Allah cc de bizim ipimizi bıraktı, İnsin ce Cin’nin şeytanları da başımıza üşüştü. Şeytanın varlığı, günah işlememizin bahanesi olmaz. Çünkü, Şeytan Allah’ın muttaki kullarına bir zaman veremez.

Karanlığa küfretmeyi, karanlığı sopa ile kovalamayı bırakalım da, gelin bir mum yakalım!

Selam ve dua ile.

Bu yazı toplam 93 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar