Abdurrahman Dilipak
Hamdetmek, şükretmek, teşekkür etmek.
Tamam, dünyada herşey her gün biraz daha kötüye gidiyor.
Aile dağılıyor, gençler kendini yalnız ve çaresiz hissediyor.
Dünyanın hali malum!
Adalet yok, adalet olmayınca barış da olmuyor. Adalet yoksa, barış teslimiyettir. Sessizlik çıdam olmuş, öfke yüklü kalabalıkların çileli sessizliğidir.
Hava, su, toprak zehirlendi. Bitkiler, hayvanlar ve insanlar hasta. Beynimiz, kalbimiz, midemiz ve damarlarımız işgal altında. “Her doğan günün bir dert olduğunu” insan bu günleri yaşayınca anlıyor. Her gelen gün adeta geçen günleri aratıyor.
Gazze’de, Lübnan’da kan durmuyor. ABD-İran savaşı duracak gibi değil.
İslam ülkelerinin liderciklerinin pek çoğu Satanist, Pedefolik, Siyonist Epstein lobisinin şerrinden korktuğu kadar, Allah’tan (cc) korkmuyor sanki.
Siyasi emellerinin bu çetenin emelleri, şahsi çıkarlarını Kapitalist-Siyonist lobinin çıkarları ile tevhid etmiş VIP ve CIP’ler uluslararası sistemin açtığı yolda, gösterdiği hedefte yürümeye devam ediyorlar.
Bu ahval ve şerait altında bize düşen görev ne?
Bir kere teslim olmak yok.
Yalnız değiliz.
Şeytan ve onun ins ve cin müttefikleri; biz aklımızı, imanımızı, ahlakımızı korur, “Allah’ın ipi”ne sımsıkı tutunursak bize bir zarar veremezler. Başımıza gelen musibetler ya kendi hatalarımızın bir sonucudur, ya bir imtihan gereğidir, ya da Allah (cc) o birilerini başımıza musallat ederek, bizim ellerimizle onları cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek istemektedir.
Eğer biz harekete geçmez, Allah (cc)ın iradesi içinde gerçekleşen bu işlere karşı O'nun rızasına sığınarak bu zalimlere karşı direnip onlarla cihad etmezsek, Allah (cc) haksızlıklar karşısında susanları; onların eli ile cezalandıracak, direnenlerin eli o zalimleri cezalandırıp, mazlumlara yardım edecek, onları rızasının tecellisinin vesilesi oldukları içinde rahmet ve bereketi ile ihsanda bulunacak, yolun sonunda ise onları cennetine kabul edecek.
Hayır da, şer de Allah’ın (cc) iradesine bağlıdır.
Allah cc her şeyi görmekte, duymakta, bilmektedir.
Kadir-i mutlak olan Allah’ın (cc), eşi, benzeri, ortağı yoktur,
Kader’e rızg’a ve Ecele hükmeder. Onun iradesi dışında hiçbir şey yoktur. Ve madem böyle bir İlahımız ve Rabbimiz var, o zaman ne gam.
Değil mi ki Ecel’imizden önce ya da sonra ölmeyeceğiz, Rızkımızdan az ya da çok yemeyeceğiz. Kaderimizden başka bir kaderimiz de yok. Bu kaderi, Cennet bize gösterilince “elestü bezmi”nde, “Galu bela zamanı”nda biz seçtik.
O gün cennetin ihtişamı karşısında şu kısacık ömrün meşakkatini küçümsedik de bize teklif edilen emaneti yükleniverdik. Oysa bu emanet taşınması zor bir emanetti. Allah’ın (cc) rızası için karşılığında malımızı, canımızı, sevdiklerimizi feda etmeyi göze almamız gerekiyordu. Sonra dünyaya gönderilince dünyanın malı, mülkü, saltanatı, şehveti başımızı döndürdü. Bu defa da Ahiret’i unutup dünyaya sarıldık.
Bugün yaşamakta olduğumuz acılar, zulüm, haksızlık, hukuksuzluk, sömürü böyle bir arka plana sahip. İnsanların pek çoğu içinde yaşadıkları hayatın beyinsizlerinin işledikleri yüzünden, onlara elleri, dilleri ile ve kalbleri ile direnmedikleri için, ötekileri yakacak ateş, onlara da dokunuyor. İns'in ve Cin’nin Şeytanlarının peşinden gidenler, onların sömürü ve yağmasına, servet ve saltanatlarına ortak olmak için onlara yardım ederken, onların peşinde koşarken, onları alkışlarken, aslında Şeytan’ın tuzağına yakalandılar.
Bakın, bugün olanlar karşısında şikayetten önce bu konuda kendimize soralım, üzerimize düşen görevi yaptık mı, yoksa bu işleri hep servet, güç ve iktidar sahiplerinin çözmesi için onlara mı havale ettik. Ya da dindar din ve devlet önderlerini İlah ve Rab edinip, onlara siz ve Rabbiniz, bu meşakkatleri gidermeye muktedirken, bizi başedemeyeceğimiz işlere çağırmayın demedik mi? Hani, din ve devlet büyüklerini, Allah (cc) den başka hiç kimseyi İlah ve Rab edinmeyecektir. Onlar ne derse o şey üzerinde düşünmeden hemen onu kabul edip, onlara karşı çıkanlara ve eleştirenlere karşı husumet beslemediniz mi? Aslında bu yaptığınız onları İlah ve Rab konumuna yükseltmek demekti.
Doğduğunuz ana babayı, toprağı, zamanı, derinizin rengi ve cinsiyetinizi siz kendiniz seçmediğiniz halde, onları yüceltip, mutlaklaştırarak Lanet olası Şeytan’ın yanlışını yapmadınız mı? O, ''ben ateşten, o topraktan yaratıldı, ben üstünüm'' dedi. Kibirlendi, ırkçılık yaptı. Şeytan (LA) cinlerdendi, İnsanlardan önce dünyada Cinler yaşıyordu. Harama sapıp kendi aralarında fitne ve fesat çıkarıp bozgunculuk yapınca, onların vatanını (!?) insanlara diğer canlılarla birlikte yaşayacakları yurt olarak vermişti. Şeytan (LA) peşine taktığı kafir cinlerle İnsanlara karşı husumet besledi. Oysa Allah (cc) , servet ve iktidarı dilediğine verir, dilediğinden ise çeker alır. Ondan başka ezeli ve ebedi olan hiçbir kimse ve hiçbir şey yoktur. Ezel ve ebed davası gündenler, gazaba uğrayanlar / uğrayacak olanlardır.
Evet bu inançla biz her zaman, her yerde ve her ahval ve şart altında Allah’a (cc) hamdederiz, nimetlerine şükrederiz, Allah’ın (cc) rızasının tecellisinin vesilesi olanlara ise teşekkür ederiz.
Aslında Fatiha’yı okurken bunu söyleriz. Peki Hamdetmek, Şükretmek, Teşekkür etmek ne anlama gelir, kavramlar arasında nasıl bir bağ vardır: “Hamd”, her namazda okuduğumuz fatiha “Elhamdülillahi Rabbil alemiyn” diye başlar. “O rahman ve rahimdir” diye devam eder. Yani “O merhamet edenlerin en merhametlisi ve koruyucu”dur. O bize zulmetmiyor. Aksine bizi birbirimize iyilik ederek yüceltmeyi diliyor. Zaten Fatiha’daki bir diğer cümle “Maliki yevmüd-din” yani “O din gününün sahibidir”. Bize hemen ahireti hatırlatıyor. Ve yine hemen sonrasında da “Yalnız senden yardım diler ve yalnız sana sığınırız” diyoruz, Fatiha’yı okurken.
Hamdullah, Hamid, Hamdi, Abdulhamid “Hamd”ın isim şeklidir.
Allah’a (cc)hamd edilir.
Hamd, Allah’ın (cc) bize kader olarak tayin ettiği her şey içindir.
Doğduğumuz ana-babayı biz mi seçtik. Doğduğumuz zamanı, doğduğumuz toprağı, derimizin rengini, cinsiyetimizi biz seçmedik. Bütün bunlar karşısında biz Allah’ın (cc) takdirine razı olduğumuzu beyan etmiş oluyoruz hamd ederek.
Yaratılışımızdan başlayıp ölümümüze kadar, Alemlerin Rabbi Allah’ın (cc) bize takdir ettiği kader’den dolayı ona hamd ederiz. O bizi kendi nazarında derecemizi yükseltmek ve insanların bunu hak etmeleri için hayırda yarışmaları adına bazan zorlukla imtihan eder. Bazan bizi musibetlere uğratır ki, onlara karşı mücadele edelim Allah (cc) de bizi. Ellerimizle o zalimleri cezalandırsın ve mazlumlara yardım etsin. “Ala külli hal” yani her halde Allah’a (cc) hamd ederiz.
Allah’ın (cc) nimetleri, yardımı, ikramı, bizim üzerimizde tecelli ettiğinde ona şükrederiz. Bu Rabbimize; vadettiği ve verdiği şeylere bir teşekkürdür. Bir farkındalıktır.
Allah (cc) o ikramını birini vesile kılarak yapmıştır. Mesela “Şafi olan”, yani hastalığı da şifayı da veren Allah’tır (cc). Bu arada gece olmasa gündüzün anlam ve değeri olmaz. Acı olmasa tatlı da olmaz. Hüzün olmasa neşe de olmaz. Karanlık olmasa ışık da olmaz. Şairin dediği gibi “ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın.”
Aslında karanlık yok. Karanlık aydınlığın yokluğudur. Kötülük olmasa iyiliğin anlamı ve değeri olur mu?
Burada Allah (cc) dilerse bizi yoktan var ettiği gibi, şifayı da yoktan var edebilirdi.
Ama biz kullarını aziz kılmak, yüceltmek, cennetine girdirmek için kendi adına ilim ve hikmet sahibi biri eliyle hastalanan bir kuluna şifa vermektedir.
Hastalık olmasa şifa da olmayacaktı.
Onun için hayır da şer de Allah’ın iradesindedir. (cc).
Hastanın sabırlı olması, hastalığı veren Allah’ın (cc) aramamızı istediği sırrı olan şifayı bulması için araması, aklını kullanması gerekiyor. Sonunda akıllı, bilgili, dürüst bir hekim o hastaya “Bismillah” diyerek, yani Allah’ın (cc) adı ile ve O’nun adına şifa sunmaktadır. Burada hem Allah’a (cc) şükür ve hem de Allah’ın (cc) rızasının tecellisinin vesilesi olan o hekime bizim teşekkür borcumuz vardır.
Bir insanlık borcu olarak bize Atıfet-i ilahi olan bir iyiliğin ulaşmasında vesile olan kişiye teşekkür borcumuz var.
Bu basamaktan bir yukarıya yükseldiğimizde Allah’a (cc) şükür borcumuz var.
3. Basamakta o hekimi de, o hastayı da, o ilacı da yaratan Allah’a (cc) hamd etmemiz gerekiyor.
Bu bilişme, yardımlaşma süreci bu dünyada bizim için rahmet, öbür dünyada cennetin kapısını açmak için anahtar hükmünde olacaktır.
Selam ve dua ile.