Gazze'yle direnmek...
İsrail askerleri, Zeytun'da bir babanın gözleri önünde üç çocuğunu buldozerlerle toprağa gömmüş. Bir adam kucağında kanlar içerisinde bir çocukla hastaneye doğru koşuyor. Gözlerim kilitleniyor, yüreğim acıyla doluyor.
Dünyanın en anlamlı işlerinden biriydi Gazze'de olmak, Gazze'yle olmak... Sadece Türkiye ve İslam dünyasının değil elbet tüm dünyanın imtihanı oldu Gazze... Batı'nın Ortadoğu'da 1917'den itibaren İsrail'e kendi reelpolitik sömürge fikriyatıyla ve daha üst çerçeveden medeniyet algılarıyla verdiği sınırsız destek, sonunda canavarlıklarını izlediğimiz vandal ruhlu bir devlet yarattı.
Kağıt üzerinde Gazze ile İsrail'in mukayesesi kafaları karıştırıyor, sınırları zorluyor ve işin içinden çıkamıyorsunuz. 1967 Arap-İsrail savaşında altı gün içinde altı Arap devletini dümdüz eden İsrail nasıl oluyor da o tarihten itibaren günümüze kadar hızla gelişen ve yüzlerce kat daha büyüyen silah teknolojisini de arkasına almasına rağmen, sıkıştırılmış küçücük kara parçası Gazze'ye diş geçiremiyor? Bunu İsrailli stratejistler kurcalıyorlar ama bir yere varamıyorlar. Fakat Arap ve İslam dünyası hükümetlerinin bu destansı var oluş mücadelesini en az İsrail kadar anlamaları icap etmiyor mu?
Belli ki Gazze'yi standart ölçülerle bir yerlere koymak, fizik kurallarıyla izah etmeye çalışmak akılları zorlayacak. O halde kendimizi buranın gerçeklerine teslim etmekten başka çaremiz kalmıyor. Bunun için de yollara revan olmak şart...
MUKAVEMET KALESİ GAZZE
Birkaç günlük Mısır bekleyişinin ardından İHH görevlileri ve doktor grubuyla birlikte Refah Sınır Kapısı'ndan içeri giriyoruz. Bu mübarek topraklara ayak basmamıza müsaade ettiği için Rabbimiz'e sonsuz şükürler ederken, o an hissettiklerim arasında Gazze'yi o güzel duruşlarıyla İslam dünyasının sarsılmaz mukavemet kalelerinden biri haline getiren Gazzeli kardeşlerime duyduğum sonsuz sevgi ve saygı da bulunuyordu. Gazze'ye doğru geçerken bir şeyi daha baştan ayağa hissediyorsunuz: O da tarif edilemez bir emniyet duygusu. Sanki 22 gün boyunca cadde cadde, sokak sokak bombalar yağdırılan; simitçi dükkanlarından El Muğrage'nin 67 çadırlarına kadar hedef alınan yer burası değil, ben de tatil için bir sahil kasabasına doğru yol alıyorum...
Sınırın hemen öte yakasındaki Filistin bayraklarına ulaşmak için şoförümüz Suphi Bey yaşlı otobüsünü gazlarken duvarlarda sonu hep Hamas'la biten direniş cümleleri karşılıyor bizi. Tüm Gazze programımız boyunca adeta direnişin not defteri gibi tutulan hemen her duvarda gördüğümüz bu yazılar, aslında Gazze'yi yedisinden yetmişine saran ruhaniyeti de açık ediyor. Bölgeye ulaşır ulaşmaz alelacele bizleri bekleyen ambulanslara doluşuyor ve İsrail'in gurur tablosu (!) yıkıntılar eşliğinde Avrupa Hastanesi'ne ulaşıyoruz. Ama ne ulaşma...
Hastanenin bahçesine 80'li yıllara ait bir Mercedes hızla giriyor. Arabanın önünden dumanlar çıkıyor. Ani frenle birlikte, bir adam kucağında kanlar içerisinde bir çocukla hastaneye doğru koşuyor. Çocuğun başından kanlar akıyor. Gözlerim kilitleniyor, yüreğim acıyla doluyor. Öylece kalakalıyorum. Gazze'ye hoş geldiniz!
Dünyanın en büyük hapishanelerinden birinde olduğumuzun farkındayız. İzole edilmiş, Hamas iktidarıyla birlikte üç yıldır ambargolarla nefes dahi aldırılmayan bu topraklar, aslında çok şeyi haykırıyor olsa da, hep direnen yurtlarını yuvalarını savunan Müslümanların, Hamas ve diğer direniş örgütleri 'terörist' olarak gösteriliyor. Ortadoğu'daki işgallerine Deir Yasin, Safsaf Köyü ve Kral Davut katliamlarıyla başlayan Siyonistler de, Sabra Şatilla, Kana, Cenin ve Gazze katliamlarıyla yollarına devam ediyorlar.
ALTERNATİF MEDYA OYUNU BOZDU
Fakat bu sefer öyle olmadı. İsrail, CNN ve BBC ekranlarında ağlayan Yahudi kadın ve çocuk görüntüleri vererek yaşanan katliamla ilgili asıl gerçekleri karartadursun; El-Cezire, Gazze gerçeklerini saniye saniye ekranlara taşıyarak İslam dünyasını ve dünyayı dezenformasyondan koruyabildi. Oyunu, biraz da içlerinde İHH'nın da bulunduğu Türkiyeli STK'ların bölgeyi adım adım gezmeleri ve canlı yayınlarla orada yaşananları aktarmaları bozdu. Yani Kassam Tugayları'nın binbir zorlukla yeraltından, muhacir kamplarından yaptıkları savunma, medya ve STK'lar aracılığıyla farklı bir kanaldan desteklendi ve ağlayan Yahudi çocuk ve kadın görüntüleri İsrail'in elinde patladı.
Gerçi bu konuda Yahudi medyasının hakkını da yememek lazım. Zira ABD, Rusya ve Almanya gibi birçok batı ülkelerinde Gazze dramını anlatan görüntü ve makalelerin medya organlarında yer almasına pek müsaade edilmezken, bazı ülkelerde de El-Cezire'ye vebalı muamelesi yapılarak, "inadına BBC, CNN" dendi. Bu şekilde, Batılı milyonlar durumun gerçeğine ancak internet sitelerini karıştırmak suretiyle vakıf olabilirdi ki, bu şekilde araştırma yapanların sayısının çok da fazla olmadığını biliyoruz.
1948 ÖNCESİ KONUŞULUYOR
Gazze'yi dolaşıyoruz. Burada her insanın her coğrafyanın ve belki de her taşın ayrı bir hikayesi var. Saldırıdan etkilenmeyen tek bir bölge yok gibi. Refah, Han Yunus, Gazze, Cebaliye, Beyt Hanun... Ve bunlara bağlı onlarca kasaba, köy. Binlerce ev, işyeri bombalanmış; hastaneler, okullar, camiler, bakanlık binaları, karakollar ve tarım arazileri yerle bir edilmiş.
Gazze'de dolaşmaya devam ediyoruz. Samuni ailesi 73 ferdiyle katledilmiş. 13 yaşındaki küçük Dellal'in anne, baba ve üç kardeşi tankların paletleri altında kalmış. Zeytun bölgesinde bir baba, üç çocuğuyla birlikte saldırı bölgesinden çıkmak isterken İsrail askerleri, gözleri önünde çocuklarını buldozerlerle toprağa gömmüş.
Gazze'de tavukçuluk yapan ve 30 yıldır emek verdiği işyeri 50 bin kümes hayvanıyla birlikte yerle bir edilen Ahmet el-Savafi'nin evine giriyoruz. 27 Aralık gecesi 11 kişilik ailesi uykudayken salonun duvarından giren tank mermisi iki duvarı daha delerek dışarı çıkmış. Ehvayirul Garbi mahallesinde Hacı ailesinin evleri tamamen yıkılmış ve özellikle toprağın altına sokularak üzeri düzlenmiş. Yakın bir bölgede 80 kişi bir garaja toplanarak üzerlerine havadan bombardıman yapılmış. Cebeliya'da Elvadeya şirketler grubuna ait fabrikaların tamamı yakılıp yıkılmış. Hızlarını alamayan İsrail askerleri binaların üzerinden tanklarla geçerek makinelerin çalışmaz hale gelmesinden emin olmak istemişler.
Tüm bu enkazın altından dipdiri bir Gazze'nin ve halkla etle tırnak olmuş bir Hamas'ın çıkabileceği konusunda hala tereddüt içerisinde bulunanlar, ekolleri hususunda teknik servislerden şimdiden randevu almaya baksınlar! Niye mi? Çünkü tüm dünya 1967 sınırlarını konuşadursun, Gazzeliler ve seçimle iktidara gelmiş lan Hamas 1948 toprakları ve ondan öncesini çoktan tartışmaya başladılar bile. Şeyh Ahmet Yasin'in "Hiçbir zayıf sonsuza kadar zayıf kalmaz. Hiçbir güçlü de sonsuza kadar güçlü kalmayacak." sözleri ve Nizar Reyyan, Sait Siyam gibi alimlerin, liderlerin şehadete uzanan liderlikleri diğer tüm seçenekleri çöp kutusuna atıyor.
"SİZ İSTANBUL'A GELİN, BİZ DE GAZZE'YE; BOMBALARIN ALTINA"
Yani bu iş hep böyle gitmeyecek. Mısır, ABD ve İsrail'le olan bağlarını yakın zamanda Filistin lehine bozmak zorunda kalacak ve Refah sınır kapısı ardına kadar açılacak. Gazze'nin bereketli toprakları etrafında bir araya gelen İslam dünyasının güzel çocukları, artık Filistin meselesini, Gazze'yi ve insafsız saldırıları daha yüksek sesle konuşacaklar. Ve konuşmanın da ötesine geçerek Filistinli kardeşleriyle her platformda omuz omuza mücadele edecekler. Filistinlileri Hamas ve Fetih arasında yaşanan bir kardeş kavgasının içerisine iten zihniyet, Davos'ta Peres'in ağzından nasıl açık edildiyse, insanların yüreklerinde de bitmek üzere. Ve güzel günler çok yakın Allah'ın izniyle...
Son olarak Gazze'deki Türkiye sevgisiyle bitirelim. Bu sıralar Gazze'de çocuklara en sık koyulan isimlerden biri Türkiye. Gazzeli balıkçıların gemilerini denize indirmelerine yardım ederken beş yaşındaki Türkiye'nin yanağına bir buse kondurdum. Türkiye'de düzenlenen miting ve gösteriler de gözyaşları içerisinde takip edilmiş. Girdiğimiz lokanta, eczane ve dolmuşlarda "Siz Türklerin parası burada geçmez." cevabını alıyoruz. Tanımadığımız insanlar bizleri evlerine yemeğe davet ediyorlar.
Başbakanımız Tayyip Bey'in yüreklerimizi kabartan Davos çıkışının ardından Gazze'de icra edilen miting gönüllerimize sürur verdi. Namazımızı eda ettiğimiz Filistin Camii ve Gazze'deki tüm camilerde Selahaddin Eyyubi, II. Abdülhamid ve Tayyip Erdoğan isimleri hutbelerde sıkça tekrar ediliyordu ve huşu içinde eda edilen namazlar ardından insanlar tek bir merkeze doğru akmaya başlıyordu. Onbinlerin yıkılmış parlamento binası önünde icra edilecek miting meydanına doğru, ellerinde Hamas, Filistin ve Türk bayraklarıyla yol aldığı kalabalığın içinde bulunmak ayrı bir onur kaynağı oldu benim için. İHH başkanımız Bülent Bey'in konuşması ve "Elimizden gelse sizi İstanbul'a getirir ve biz İstanbul olarak Gazze'ye gelir bombaların altına girerdik." sözleri ise o muhteşem mitingin havasını özetleyecektir.
*İHH Vakfı Genel Sekreteri
