Filistinlilerin Mülklerine El Koyma Kanunu
Siyonist işgalciler mültecilere bütün dönüş yollarını kapatma çabasında.
Siyonist işgalciler, İsrail işgal devletini kurma aşamasında özellikle Müslüman toplumlara yönelik propaganda faaliyetlerinde Filistinlilerin kendi arazilerini sattıkları yalanıyla insanların zihinlerini işgal etmeye çalışmış ve bu konuda bayağı başarılı olmuşlardı. Oysa bizzat kendi yasal düzenlemeleri bu iddialarını yalanlıyordu. Çünkü işgal yönetiminin "Sahipsiz Mülkler Kanunu" adını verdiği bir kanunu vardı ve bu kanunun yurtlarını terk eden Filistinlilerin arazilerinin Yahudi göçmenlere dağıtılmasına imkân tanıyordu. 1948'de işgal edilmiş bölgedeki arazilerin % 94'üne işte bu kanunla el konmuştu. Bu araziler satılmış olsaydı "sahipsiz mülk" diye nitelenmeleri ve haklarında bu isimle bir düzenlemeye başvurulması anlamsız olacaktı. Gerçekte ise bu araziler sahipsiz değildi. Sahipleri Siyonist terör örgütlerinin ölüm tehditleri sebebiyle yurtlarını terk etmek ve civardaki mülteci kamplarına sığınmak zorunda kalmışlardı. Fakat vatanlarından, haklarından, arazilerinden ve evlerinden vazgeçmiş değillerdi. Yıllardan beri yeniden yurtlarına dönebilmenin mücadelesini veriyorlar.
Siyonist devletin yasal düzenlemesi, tehcire zorlanan Filistinlilerin arazilerini Yahudi göçmenlere icar yoluyla dağıtmıştı. Fakat Netanyahu son iktidara gelişinden sonra Yahudi göçmenlerin bu arazileri sadece icar yoluyla kullanmalarına değil aynı zamanda mülk edinmelerine imkân vermek için uğraşıyor. Bu amaçla hazırlattığı yasal düzenlemeyi iki hafta önceki girişimi esnasında İsrail Parlamentosu Knesset'ten geçirmeyi başaramamıştı. Fakat inadından vazgeçmeyerek Knesset üyelerine baskı yapmaya, muhtelif siyasi gruplarla pazarlığa başladı. Dün akşam (3 Ağustos Pazartesi) gerçekleştirilen oylamada söz konusu yasa tasarısı Knesset'te kabul edilerek onaylandı.
Netanyahu'nun bu düzenlemesinin amacı Filistinli mültecilerin bütün mülklerini Yahudi göçmenlere dağıtmak, onların mülkiyetlerine vermek ve böylece mültecilerin yurda dönüş yollarının önünü tamamen kapatmak. Netanyahu'nun İsrail'in Yahudi devleti olarak tanınması konusundaki ısrarının amaçlarından biri de işte bu arazilerin sahiplerinin mülkiyet hakkının Yahudi göçmenlere geçmesini sağlamak.
Verilen bilgilere göre hâlen 1948'de işgal edilmiş bölgedeki arazilerin % 94'ünü ölüm tehdidiyle yurtlarını terk etmeye zorlanmış mültecilerin geride bıraktığı araziler oluşturuyor ve bu araziler Yahudi göçmenler tarafından icar yoluyla kullanılıyor. Bu araziler kesinlikle satılmış veya devredilmiş değil. Tapuları asıl sahiplerinin elinde duruyor ve uluslararası hukuka göre mülkiyetleri hâlen asıl sahipleri durumundaki Filistinli mültecilerin elinde. Dolayısıyla uluslararası hukuk işgalci Siyonistlere karşı ve Filistinlilerin haklarını ilgilendiren meselelerde işletiliyor olsa bu arazilerin asıl sahiplerine iade edilmesi, şimdiye kadar bu arazilerden alınmış icarların tümümün sahiplerine ödenmesi ve böylece tehdit yoluyla oraları terk etmeye zorlanmış sahiplerinin dönmelerine imkân tanınması gerekiyor.
FİEM
