Abdurrahman Dilipak
DİN’İ DİNDARLAR ÜZERİNDEN OKUMAK
DİN’İ DİNDARLAR ÜZERİNDEN OKUMAK
Ne yani, Hz. Musa’nın (sav) tebliğ ettiği İslam’ı Netenyahu (LA:Lanetullahi aleyh) üzerinden mi okuyacağız. Ya da Hz. İsa Mesih’in (sav) tebliğ etti İslam’ı Evenjelik’ler, Trump (la) üzerinden mi okuyacağız. Bunlar okumuş, aydın insanlar değil mi? Peki buradaki çelişki, yanılgı, ahlaksızlığı, zulmü, sömürüyü niye görmüyorlar. Evet evet, gözleri var görmüyorlar, kulakları var duymuyorlar, kalpleri var hissetmiyorlar. Bizimkiler de onları müttefik, dost, stratejik ortak olarak kucaklıyorlar.
Hz. Muhammed’in (sav) İslam’ın son peygamberi olarak tebliğ ettiği İslam’ı bu günkü piyasa Müslümanların üzerinden mi okuyacağız. Akif’in 26 Haziran 1913’de, bundan tam 112 yıl önce, Çanakkale savaşından hemen önce, o günlere dair, deyişi ile “Müslümanlık Nerde?”. Peki dünden bu güne ne değişti ve İslam dünyası olarak bu gidiş nereye?. (Tekvir 22-26)’da ne deniliyordu: “Bu kadar beraber yaşadığınız kişi kesinlikle mecnun değildir. And olsun ki onu (vahiy meleğini) apaçık ufukta görmüştür. O, gayba ait bilgileri sizden esirgemez. O, lânetlenmiş şeytanın sözü değildir. Öyleyse nereye gidiyorsunuz?” Sahi “Allah’ın ipi”ni bırakıp kimin peşinden, nereye gidiyorsunuz?
﴾Al-i İmran)103﴿ “Hep birlikte “Allah’ın ipi”ne sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz”. (Al-i İmran160) Eğer Allah size yardım ederse, hiçbir kuvvet sizi yenemez. Fakat sizi yardımsız ve yüzüstü bırakırsa, O’ndan başka sizi kim kurtarabilir? O halde mü’minler, ancak Allah’a dayanıp güvensinler”.
Öyle bir noktaya geldik ki, kaçın Musevi’lerden, İsevi’lerden, Muhammedi’lerden, sığının İslam’a.
Allaha yemin olduk ki, insanların çoğu hüsrandadır. Hiçbir ırk/Ulus, hiçbir coğrafya, hiç bir zaman topyekun lanetlenmemiştir. Peygamber evinde iman etmeyenler olabildiği gibi, Firavunun sarayında Mü’min – Muvahhid insanlar olabilmiştir.
Doğduğumuz ana babayı, toprağı, zamanı, mekanı, derimizin rengini ve cinsiyetimizi biz kendimiz seçmedik. Bundan dolayı üstün ve geri olamayız.
Zaten biz insanları artık Camiye, Allaha, resulüne, kitaba çağırmıyoruz. Kendi partimize, cemaatımıza, kendi dergah, dernek, okulumuza camimize çağırıyoruz. İnsanlar da bize bakıp Müslüman olmuyor, bize bakıp Müslümanlıktan soğuyor. Sünni, Sufi, Şii, Vehhabi, kim bunlardan hangisinin dediğine inansın. Herkesin kendi gazetesi, dergisi, kitabı, yayınevi, televizyonu, insani yardım derneği, Turizm şirketi var. Mektebi, Medresesi var. Hatta partisi var. İnternet haber kanalı, YouTube kanalı var. Buradan “Tek bir İslam” çıkmaz. Bu sadece bizim için değil, sağ-sol, liberal, Kemalist, Milliyetçi farketmiyor, hepsi böyle. Atomize olmayı geçtik, birbirimizle uğraşarak kendi kendimizi nötr hale getirdik ve insanlar bizim anlattıklarımızdan hangisine inanacakları şaşırdıkları için agnostik hale geldiler. Çünkü birinin doğru dediğine öteki yanlış diyor. Bir çok fırka kendini “fırka-i naciye” görüyor ve ötekileri adeta tekfir ediyor. Bir çok grub insanları, İslam’a, Cami’ye değil, kendi tarikatına, cemaatine, fırkasına çağırıyor.
Siyasetin arka bahçesinde konumlanan tarikatler, STK’lar büyük ölçüde dönüştüler. Holding patronu oldular. Rand büyük olunca, yoksulluk edebiyatından milyar dolarlık holding patronluğuna geçinse artık fakirlik muhabbeti yerine dergahta silahlar konuşmaya başladı.
Bizim nurcumuz 7 ayrı grub artık artık. Kıbrısi’nin çocuklarının iki ayrı dergahı var birbirine benzemeyecek.
Bir de başımıza Mehmet Akif Ersoy vakası çıktı. Bir de İmam-Hatib’li bir kızımız var aynı olaya adı karışan!?
Birkaç gün önce yıl başı idi. Ülkemizde yılbaşı coşku ile kutlandı. MİLLİ PİYANGO çekilişi yapıldı, artık aramızda yeni milyonerler var. Bu arada Demirören’in şirketleri üzerinden sanal kumar oynarsanız, eğer, din ve ahlak kendileri için bir engel teşkil etmiyorsa, yasal olarak sorun yok. Sanal kumar konusu kayıt dışı olduğu için, vergilendirilmediği için siyaseten mahzurlu. Tabi Milli Piyango ve sanal kumar gelirlerinin nerede harcandığı ayrı bir konu, öğrenci yurtları, spor tesisleri, gençlik merkezlerinde kullanılıyor olsa gerek. Sonra da bu gençliğin hali ne böyle diye hayıflanıyor birileri.
Bu ay Kameri takvime göre, Haram aylardan Receb. Üç ayların ilki. 15 Ocak’ta “Mirac” olarak bilinen İsra hadisesinin yıldönümü. 20 Ocak ise Hicri / Kameri aylardan Şaban ay’ın başlangıcı.
Şemsi ilk ay olan Ocak ayının İngilizcesi January. January geçmişi ve geleceği bildiğine inanılan Pagan Romalıların tanrısı “Janus” adanan bir ay.. “Başlangıçlar tanrısı” olarak da bilinen “Janus” adı, “January” şeklinde, bu sebeble Roma takviminde yeni yılın ilk ayına isim verilmiştir. Pagan Romalılar, yeni yıla iyi bir başlangıç yapmak için iyi geçmesi için Janus’a şarap ve kuzu adarlar, hediyeleşirler ve karşılıklı ziyafetler düzenlerlerdi. Roma Hristiyanlaşırken bu pagan geleneği İsa’ya uyarlandı. Bizim ‘seküler Müslümanlar’ da yılbaşı kutlamaları ise, yılbaşı kutlamalarına katılarak biraz pagan, biraz Hristiyan bir geleneğe katılmış oluyorlar aslında. Mesela “Agustos” ayı da Tanrı-Kıral Agustus’a adanan bir aay değil mi? Aslında Ocak, Ekim, Aralık ay isimleri dışında hiçbir ay adı Türkçe değil.
Hayır hayır, dini “dindar” olduğunu düşündüğünüz kişiler üzerinden okumayın. Dinin iman ve ahlak esasları üzerinden, o namaz kıldığını söyleyen Hacca gidenleri değerlendirin bakalım ne göreceksiniz. Mesela Kur’an-ı Kerim, insanların “iman ettik” demekle yakalarının bırakılıvermeyeceğini söyler. “Mü’min olduk demeyin, Müslim olduk deyin” der. Vay o namaz kılanların haline ki” diye başlayan ayetler vardır. Gerçekten Allah’a, resulüne ve kitaba iman edenler, tek bir millet, tek bir ümmet, tek bir cemaattir. Kim ki, 2. Bir cemaatten söz ediyorsa, kendine ya yeni bir İlah, ya da yeni bir resul yeni bir kitab bulmuştur. İman etmedikçe cennete giremeyeceğiz, birbirimizi sevmeden de gerçekten iman etmiş sayılmayacağız.
Hz. Osman’ı, Hz. Ali’yi, Hz Hasan ve Hüseyin’i kim şehid etti? Müslümanlar arasında, Müslüman görünen münafıklar yok mu idi?
(Al-i İmran 154) “iman ettik” dedikten sonra, kalplerindeki şüpheyi açıklayan bu ayet mealini dikkatlice okumak gerek: “Sonra Allah, bu kederin ardından size bir güven duygusu indirdi: tatlı bir uyuklama hâli ki içinizden en samimi olanları bürüyordu. Bu arada bir kısmı da canlarının derdine düşmüş, Allah hakkında câhiliye’ye ait gerçek dışı zanlar besliyor ve: “Savaşa çıkma hususunda bizim fikrimizi mi sordular?” diyorlardı. Sen de onlara: “Bütün karar ve yetki tamâmen Allah’a âittir” de. Onlar, aslında sana açıklayamadıklarını içlerinde gizliyor ve kendi aralarında: “Bizim fikrimiz sorulsa ve tercih hakkımız olsaydı, burada böyle öldürülmezdik” diyorlardı. Onlara de ki: “Siz evlerinizde bile bulunsaydınız, haklarında ölüm takdir edilmiş olanlar, düşüp ölecekleri yerlere bir sebeple mutlaka çıkıp gideceklerdi.” Allah bunları, kalplerinizdeki samimiyeti denemek, gönüllerinizi şeytanın vesvesesinden temizlemek için yapmıştır. Allah sînelerde saklanan en gizli duyguları dahi bilir.”
İnsanlar hakkında hüküm verirken size gösterdikleri yüzlerine bakarsanız yanılabilirsiniz. Size gelirken ibadetlerini kuşandıkları halde, muamelatlarına, ahlaklarına baktığınızda, size gösterdikleri yüzlerinden başka bir yüz görebilirsiniz.
Yılbaşı bileti almak için Cumayı bekleyen, “bismillah” diyerek bilet alan yurttaşlar üzerinden İslam ve Müslüman okuması yapmak, bunu yapanı doğru bir kanaata götürmez. Siz Allah (cc), Resul (sav) ve kitap üzerinden o kişileri okumaya çalışın, bakalım ne göreceksiniz.
Selam ve dua ile.
mirathaber