Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Demonokrasi

Sol, sosyalizm, Sosyal Demokrasi, Komünizmi de gördük, Liberalizmi, Kapitalizmi de Nasyonal Sosyalizm dedikleri Faşizmi de Bunların karması “Kamalizm”i de gördük. Hepsinin üstündeki Siyonizm’i de. Çin’de Sosyal Kapitalizmi de görüyoruz.

Hani, “tarihin sonu”nda, geriye tek bir rejim kalacaktı, onun adı da “Demokrasi” olacaktı.

Bütün bunların hepsi aslında Oligarklar Monarşisi. Demokrasi, Cumhuriyet, Milliyetçilik, Liberalizm Laiklik hepsi birer maske. Bizim Cumhuriyetimiz de tek parti döneminde bir kanat “Türk Sovyet’i” ni savunuyordu, bir diğer kanat Hitler-Mussolini Faşizmini. Aslında rejimin gerçekleri, “tek adam” rejiminin gölgesin de “Monarşik Cumhuriyet”ini gösteriyordu.

Amerikan Demokrasisi Rockefeller monarşisidir aslında, İngiliz Demokrasisi ise Rothschild

Monarşisi. Arkalarındaki güç FED/dolar ve LIBOR!

Dünya savaşları bugünkü düzeni, ülkelerin sınır, rejim ve iktidar yapılarını kurgulamak için çıkartıldı. Ulus devlet ve Uluslararası düzen, sömürü mirası üzerinde kuruldu ve bu durum Derebeyleri ve Vatikan arasında yapılan Vestfalya anlaşması ile vücut buldu.

Komünizm ve Kapitalizm, yeni düzenin alternatörleri idi. Çift kutuplu bir dünya dizayn ettiler ve soğuk savaş dedikleri örtülü savaş, 3. Dünya savaşı, Milliyetçiler ile Sosyalistler, Sağ ile sol arasındaki vekalet savaşları idi. CIA+MI6 ve KGB’nin arkasındaki merkezi güç olarak MOSSAD örgütlendi.

Anlayalım artık, PKK da böyle bir projeydi, İŞİD/DAEŞ de böyle bir proje. Tek Parti döneminde CHP’yi kuran akıl, 2. Dünya savaşından sonra çok partili döneme geçerken DP’yi örgütleyen akılla aynı akıl. CHP ve DP, “Küçük Amerika” olma hayallerinin ürünü idi. Batıya kalkan tren bizi daha sonra AET’ye taşıyacaktı. Türkiye NATO içinde; batının ucuz askeri gücü, sıçrama tahtası, savaş paratöneri, gözetleme kulesi, İslam ülkeleri için model ülke, vekalet savaşları için bir oryantasyon merkezi olacaktı.

Bakın, Daha sora FETÖ adını alacak örgütlenmeyi kim gerçekleştirdi ise, BÇG’yi de onlar kurguladı. Aynı ülkenin çocuklarını birbirine kırdırdılar, aynı ülkenin çocuklarının kanları ve gözyaşları, çalınan alın terleri üzerinden kendilerine iktidar ve servet ürettiler. Din, mezhep, ideoloji, etnik kimlik üzerinden hala bu tartışma sürüyor. Uyanalım artık.

Demokrasi dedikleri şey aslında Demonizm. “Vel asr” “İnsanların istisnalar dışından çok büyük çoğunluğu”nun Hak, hukuk, adaletten yana olmadığını bize haber veriyor. Çoğunluk ya da çoğulculuk ya da azınlık çözüm değil. Sayısal üstünlük ya da azınlığın diktatörlüğü değil, Adaleti esas alan Barışı ve özgürlükleri esas alan yeni bir düzen inşa etmek zorundayız.

Bugün Liberalizm dünyayı LGBT, Epstein çetesi, Pedefolik, Satanist, Siyonist çetenin eline esir etti. Artık Ensest ilişkilere kadar uzanan, biyolojik insanı reddeden, Trans Humanizm’den söz eden bu çetenin geldiği noktayı herkes gördü bu süreçte.

Amerikan Demokrasisi Trump gibi bir vahşinin, kendini Mesih’in öncüsü gibi gören megaloman’ın eline düştü. Barış’ı unuttular, “Tanrıyı kıyamete zorlamak”tan söz ediyorlar. Gaye’ye giden her yolu meşru görüyorlar. Kendi kurdukları BM’yi de tanımıyorlar, UCM’yi de. Laiklikten söz ediyorlardı, Şeytanı İlah ve Rab edinip, Satanizmi adeta dinleştirdiler. Karar alırken Kehanetleri esas alıyorlar.

Bakın, bu İngiliz ve Amerikan üniversitelerinin çoğu “Beyin Avcısı”. İngiltere kendi Commonwealth’ın da ne kadar ileri zekalı çocuk varsa alıp götürüyorlar. Bunlar bir buluşun eşiğine geldiğinde onu Yahudilerle eşleştiriyorlar ve devşirdikleri ileri zekalı sona yaklaşınca onu başka bir projeye kaydırıp, kendileri birlikte çalıştıkları projeyi nihai ürün olarak patentliyorlar. ABD’nin bu konuda yine birtakım projeleri, programları var. Mesela Dünya Ticaret örgütü masum bir örgüt değil. Yine bizim Tekno Parklar, Melek yatırımcılar, Teknoloji fuarları ve festivalleri sağım merkezleri. Ya o çocukları alıp götürüyorlar ya da onların projelerini çalıp kendileri projeyi tamamlıyorlar. Onların üzerinde çalıştıkları projeler daha test edilmeden ötekiler onu patentliyorlar. İşbirliğini kabul etmeyenlerin başına da gelmedik iş kalmıyor.

Zaten artık onlar için gizli bir şey kalmadı. Bir takım yapay zekalar, yarılanmış projelerin ihtimal hesaplarını kısa sürede tanımlayıp nihai ürün için projeleri test aşamasına getiriyor.

Batı Demokrasisi bir illüzyondan başka bir şey değildi. O bir vitrin dekoru idi. İnsan Hakları, Hukuk devleti, çevrecilikleri hepsi bir aldatmacadan başka bir şey değildi.

Onlar için gayeye giden her yol meşru idi. Biden’i, Trump’ı izleyin, İsrail’in Gazze’ye saldırısı, ABD’nin İran’a saldırısı bunların çirkin yüzünü ortaya koydu. Tabi bir de Epstein dosyaları.

Ülkemizde 10 yılda bir darbe yapanlar, Demokrasiyi rayına oturtmak, Laik Cumhuriyeti güvence altına almak, Atatürk ilke ve inkılaplarını koruma adına yapılıyordu değil mi?

Sadece askerler üzerinden gelmediler, Siyaset, bürokrasi, Media, STK’lar, iş dünyasının kilit isimleri bu akrebin kıskacında yoğuruluyorlardı.

Dinci, Solcu, Milliyetçi sloganlara aldanmayalım. Kurmaca tarih, hayal ürünü gelecek tasavvurları peşinden koşmayalım. Algılarla içi boşaltılmış din anlayışının ürünü olan sermaye ve siyaset baronlarının arka bahçelerine konumlandırılmış bu dini hayatı ritüeller, seramoniler ve ikonalarla süsledikleri dini hayat üzerinde kendilerine oy ve itibar sağlamaya çalışan siyaset, sermaye baronlarının oyunlarına gelmeyelim.

Media da Mafya da o mesleki örgütler, sivil dernek ve vakıfların önemli bir kısmı bu Şeytani yapılanmanın arka bahçesinde konuşlandırılmış durumda. Bu Şeytani kadrolar, Adnan Oktar gibi birini, Refah Partisi gibi Siyonizm’e karşı, İffet konusunda çok yüksek hassasiyete sahip bir yapının içine sokabiliyorlar. Şeytanın olduğu her yerde bu Şeytanın dostlarının olabileceği sürpriz sayılmamalı. Sahi bizim kardeşlerimiz Kalkancı gibi bir Captagon tüccarının peşine nasıl takıldı. Bizim bunu da düşünmemiz gerek.

Bu arada Arap Şeyhlerinin krallarının halini gördünüz değil mi? Maskeleri düşünce bambaşka bir gerçekle karşılaştık. Evet Türkiye niye Laik ise, Şah dönemi İran’ı onun için öyle idi, Arap Vehhabi’ler de aynı iradenin kurguladığı bir proje olarak o şekilde dizayn edildi. Güneyde Vehhabiliği destekleyenler Kuzey’de Baas rejimini desteklediler.

Bugün de dünden çok farklı değil aslında. AK Parti ne hayallerle yola çıkmıştı, bugün geldiği yer neresi. Dün Chabat’ a kapımızı açtık, bugün, bölgemizde sıcak çatışmalar yaşanırken Kapitalizm ve Siyonizm’in merkezinde yer alan B.Rock ve Global Reset’in merkez karargâhı durumundaki Dünya Ekonomi Forumu başkanı Fink’i ağırlıyoruz Beştepe’de.

Ah dostum ah! Hani kafirleri, zalimleri, müstekbirleri, mütrefinleri, münafıkları dost edinmeyecektik. Ah “dostum” ah! Ha! bir de “Raşid Dostum” vardı bir de değil mi, Ruzi Nazar misali!

Tabi anlamakta güçlük çektiğimiz şeyler de oluyor. Uluslararası İklim Konferansı da bu yıl Türkiye’de yapılacak, NATO toplantısı da.

Siyasiler konuşurken kulağınız onlarda olsun, ama gözünüz ayaklarında. Bakın bakın bakalım o ayaklar nereye gidiyor. “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz / Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.” Tabi biz kimsenin aklından ve kalbinden geçenleri bilmiyoruz. Onun hesabının görüleceği bir din günü var! Selam ve dua ile.

Bu yazı toplam 62 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar