Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

CEHENNEMİN YOLLARI

Ayet diyor ki, “Şeytan sizi Allah’la aldatmasın”.

Ve İslam’da temel kural: Ameller niyetlere göredir.

Almanlar ise “Cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir”. Elbette Teammud ile Taksir’in sınırını bu belirler. Bir çok kişi iyi niyetle çıktığı yolda, cahillik eder, hem kendine, hem de çevresine zarar verebilir. Taksir, suçu azaltmaz, sadece cezayı azaltır. Sonuçta olan olmuştur ve sonuç bellidir.

Herkes “iyi niyet”inden, “kalbinin temizliğinden” söz ediyor, salim bir akıl yürütme, işin istişare ve şura boyutu genellikle ihmal ediliyor. Topluma ya da başkasına bir şey dayatmamışsanız, yaptığınız iş sadece kendinizi ilgilendiriyorsa, zaten faturasını da siz ödersiniz.

Belki önce, hiçbir konuda inatla ve ihtirasla, “emri bil maruf, nehyi anil münker” çerçevesinde bir şeyi istememek ve hiçbir şeyi başkalarına dayatmamak gerek. Taleplerimizi tartışmacı bir dille değil, “güzel söz ve hikmet”le anlatalım ki, “Tearüf” edelim (bilişelim) ve farklılıklarımıza rağmen barış içinde yaşayabilelim.

Bir çok politikacı, bir çok ideolog cennet vaadi ile yeryüzünü cehenneme çevirdi. Hala da olan bu değil mi? Kimse kendi nefsini eleştirmeye yanaşmıyor. Herkes ötekini eleştirme, dönüştürme derdinde. Oysa taraflardan birinin ötekine uzaklığı, ötekinin berikine uzaklığına eşittir. Aslında “öteki” size göre öteki. Ötekine göre “öteki” olan sizsiniz. Onun için önce kendi nefsimizi gözden geçirmemiz gerek.

İnsanda akıl hakem rolünde, Melek Ruh’un dostu bizi Allah’a, resule ve kitaba çağırır. Nefs Şeytan’ın dostu o da dünyaya, dünya zevk ve nimetlerine, keyfe çağırır. “Başkalarından sana ne, sen kendine bak” der. “Benim ülkem”, “benim ulusum”, “benim ailem”, “benim işim” demenizi ister. Çünkü ona göre “Gemisini kurtaran kaptandır”. Sana ne elden. Keyfine bakacaksın şu kısacak hayatta, Hem “her koyun kendi bacağından asılır” değil mi? Ama biz koyun değiliz ki, birbirimizden de hesaba çekileceğiz. “kam alacaksın dünyadan”, “Mai tesnim içeceksin çeşme-i nevpayeden”..

Cehennemin yolları eğlenceli, “neşeli” görülür, Cennete giden yol ise “çile”lidir. Sabredeceksin, mücadele edeceksin, direneceksin, bedel ödeyeceksin bir çok arzunu ertelemek zorunda kalabileceksin. Ve bunun için tek bir gerekçen var: Allah’ın rızası ve yine Allah’ın muvahhidler için vadettiği cennet. Ve bunun için Allah (cc) sizden mallarınızı, canlarınızı, sevdiklerinizi istiyor. Gerçekten Allah’a ve ahiret günü’ne iman etmeden yalancı, taşlanmış ve lanetlenmiş Şeytanın teklifine “hayır” demek kolay olmasa gerek.

Çoğu kimse hem “dünya”yı, hem de “ahiret”i istiyor. Çoğu zaman bu mümkün olmayabilir. “Dünya sevgisi” “ölüm korkusu”na sebeb olabilir. Bu da VEHN hastalığının sebebidir. Unutmayalım ki, bu dünyada kim ihtirasla bir dünyalık, para, makam, mülk, itibar isterse o onun imtihanı olur ve Allah da o şeyi onun başına bela edebilir. Bu anlamda ayet bize (Enfal 28)’de şunu haber verir: “Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan (Fitne, zorlu bir sınanma) sebebidir)dir ve büyük mükâfat Allah’ın katındadır.” Burada “fitne”, imtihan, sınav, deneme anlamına gelir. Mal ve çocuklar, insanın iman’ını, sabr’ını ve önceliklerini sınayan unsurlardır; herhangi bir şeye aşırı bağlılık insanı Allah (cc) yolundan alıkoyabilir, bu durumda yapılacak tercih çok önemlidir. Allah (cc) rızasını seçenler için O’nun katındaki ödül daha büyüktür.

Kur’an-ı kerimde, İncil’de geçen. “iğne deliğinden geçme” misali (Matta 19:23-24)de şöyle anlatılır: İsa öğrencilerine şöyle dedi: “Size doğrusunu söyleyeyim, (Zenginliğinin sebebi ve onu kullanma şekli Allah’ın rızasına uygun değilse) zengin birinin göklerin egemenliği’ne girmesi ne kadar zordur! Yine şunu söyleyeyim ki, devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Egemenliği’ne girmesinden daha kolaydır.” Bu sözler, Hz. İsa’ya gelip “Ebedi hayatı kazanmak için ne yapmalıyım?” diye soran zengin genç adam olayından hemen sonra söylenir. Genç adam, bütün emirleri tuttuğunu söyler ama malından satıp yoksullara vermeye yanaşmayınca Hz. İsa’nın yanından üzgün ayrılır. Hz. İsa bunun üzerine bu ifadeyi kullanır. Zenginlik, insanı Tanrı’ya tam teslimiyetten alıkoyabilir; servete aşırı bağlılık, gurur ve güven duygusu yaratır. Bu yüzden kurtuluş / cennete girme ihtimali (tek başına insanın dünyada sahib olduğu güç ve servetle) imkânsız gibidir,” (Matta 19:26) diye devam eder.

Kur’an-ı kerim, Kibirlenenler ve âyetleri yalanlayanlar için “deve iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremezler” denir, Kur’an-ı kerimdeki bağlam kibir ve inkâr üzerinedir. (A’râf 40)’da “Âyetlerimizi yalanlayanlar ve o âyetlere uymayı kibirlerine yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz. Onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete de giremezler! Biz suçluları işte böyle cezalandırırız.”

Zalim hükümdarların, haksız ve ağır, adil olmayan vergilerine itiraz etmeden vergi toplayan vergi memurları “günahkârlar” kategorisinde sayılır, “fahişeler”le aynı seviyede görülürdü. Tapınakta bile tanıklıkları kabul edilmez, bankalarla iş yapmaz, hayırları reddedilirdi. din bilginleri onları “murdar / temiz olmayan” kabul eder, onlarla temas etmekten kaçınırdı.

Cehenneme giden yollar çoktur. Cennete giden tek yok vardır, o da “Allaha giden yol”dur. İstikamet sahibi olmaktır. Emrolunduğumuz gibi “dosdoğru olmak”tır. Unutmamak gerekir ki, bütün yaptıklarımız ve yapmamız gerekirken yapmadıklarımız, söylediklerimiz ve söylememiz gerekirken söylemediklerimizden hesaba çekileceğimiz bir gün var. Haksızlıklar karşısında susanlar buna karşı çıkmayanlara bizim geleneğimizde “Dilsiz Şeytan” denir. Herkes zerre-i miktar iyilik ya da kötülük yapmışsa, o ölçüde Cennet ya da Cehennemde kendine yer bulacaktır.

İnsanların çoğu değil, istisna olarak sayılan, “iman edenler, ameli salih olanlar, sabreden ve sabrı tavsiye edenler” hariç, geri kalan hepsi hüsrandadır.

Allah (cc) indinde makamınızı görmek mi istiyorsunuz, neyle meşgul olduğunuza, sözlerinize ve işlerinize bakın. Allah’ın dinine mi, Şeytanın davasına mı hizmet ediyorsunuz? Arkadaşlarınızı, dostlarınızı söyleyin, size kim olduğunuzu söyleyeyim! Aradığınız cevab bu soruda gizli.

İnsanlar akıbetinden emin olmadıkları şeyler konusunda ne planlar yapıyor, ne kumpaslar kuruyor. İhtirasla istedikleri şeyler uğruna kurguladıkları planlar için ne pazarlıklar yapıyorlar. Onlar bir plan yaparken, rakiplerine de tuzaklar kuruyorlar, insanların algıları ile oynuyorlar. Allah bunların hepsini gördü. O plan yapan, tuzak kuranlar bu yaptıkları ile “Allah’ın kaderini” değiştireceklerini sanıyorlar. Allah (cc) onların bu yaptıklarını gördü. Allah (cc) plan yapanların en hayırlısı ve tuzak kuranların tuzaklarını başlarına geçirendir. Onlar kaçtıklarını sandıkları şeye doğru koşuyorlar. La galibe illallah. Ramazanda buluşmak üzere Cumaların ruhaniyeti, tevbe etmemiz, aklımızı başımıza toplamamıza vesile olsun inşallah.

Selam ve dua ile.

Bu yazı toplam 190 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar