Ahmet Taşgetiren

Ahmet Taşgetiren

Bir teselli: İnsani itiraz

Yahudiliğin muharref Tevrat merkezli fundamental fanatizmi Netanyahu’da ete kemiğe büründü ve Gazze’de vahşetin ve gözü dönmüşlüğün timsali oldu. Çoğu bebeklere, kadınlara ve sivillere yönelen bir cinayet furyası ile anılacak artık. Hastaneleri vuran, okulları vuran, Hiroşima boyutlarını aşan bombardımanlarla geride deprem enkazı bırakan bir cinayet sembolü İsrail.

Holokost mağduru idi, kendi holokostunu oluşturdu. Netanyahu ismi ile bütünleşen bir cinayet makinesi.
Evet, devletler göz yumuyor, Siyonist güç, belli ki devletleri atalete ya da sefil bir yandaşlığa sürükleyecek küresel etkinliğe sahip. İslam dünyasındaki devletler bile kendi coğrafyalarında, hani deyim yerindeyse kendi mahremlerine yönelen bu saldırı karşısında toplanıp dağılmaktan ya da kıymet-i harbiyesi bulunmayan açıklamalardan öte bir şey yapamıyor.

“Çağdaş uygarlık” falan hikâye… İnsanlığın en ilkel zamanları bile bu kadar kana doymadı. Çünkü günün ölüm kusan silahları ile eski zamanların oku - yayı – kılıcının canavarlıkta yarışması mümkün değil. Bir fosfor bombası bin meydan savaşına bedel can alıyor.

Tam çağdaş kara mizah: “En süper güç” peşin peşin “kendini savunuyor” diyerek vahşete kapı araladı. Bebekleri öldürmek, hastane bombalamak kendini savunmak öyle mi? Öyle mi çalışıyor süper gücün zihin kodları?

Birleşmiş Milletler bir zaaf anıtı gibi. Böyle bir katliamı durduramıyorsan niye varsın ki, diye sorgulanacak bir yapı… Evet, Genel Sekreter Guterres diye bir sima var, iyi ki var, onun “Orada bebekler katlediliyor, hastaneler vuruluyor” diye yükselen sesi de olmasa dünyanın bütün kurumsal yapılarından ümit kesmek gerekecek.

Gene de bir teselli var; evet, durduramıyor henüz vahşeti, Netanyahu’nun bomba kusmuklarını engelleyemiyor, ama gene de bir teselli var insanlık adına…

Dünyadaki insani itiraz…

Pazar günü İstanbul’da insanlar bebek arabaları ile sokağa indi ve “Gazze’ye selam” diye seslendiler…

“Bebekleriniz bizim bebeklerimiz, acınız bizim acımız, onurunuz bizim onurumuz” diye seslendiler.

Benzeri sesler New York’tan da yükseldi, Berlin’den, Londra’dan, Paris’ten de… Hatta Tel Aviv’den de… New York’ta da kendilerine özgü sakalları, zülüfleri, şapkalarıyla Yahudiler “Biz bu değiliz, biz Netanyahu değiliz” diye seslendiler. Hatta ilkesel olarak Siyonizmi ve İsrail’in varlığını sorguladılar.

Batı akademyasında ve medyada, bir anlamda her şeyi, yani bu alanlardaki Siyonist hegemonyanın her türlü dışlamasını göze alarak itiraz edenler oldu.

Bütün bunlar Gazze’de yaşanan insani trajediyi dindirecek bir sonuç verir mi? Yani küresel çaptaki insani itirazlar, devletleri etkileyip, İsrail ve Netanyahu üzerinde bir baskı oluşturur mu?

Yoksa Biden gibileri “Biz kamuoyu tepkilerine bakıp insani uyarılarda bulunsak bile siz işinizi bir an önce bitirmeye bakın” gibi arsızca fısıldamalar mı yaparlar, bilinmez… İslam dünyası dediğimiz alanda Hamas’n nasıl tanımlanacağı noktasında kafa karışıklığı yaşanıp, “Bu gailelerden Netanyahu marifetiyle veya başka türlü bir şekilde kurtulsak da, Festivallerimize devam etsek” türü hesaplar mı yapılır?

Pis hesaplar hep olur.

Ama yine de insani itirazları önemsemek gerekiyor. İnsanlık damarının bir şekilde diri kalması insanlık için iyidir. ”İnsanlık damarı”nı önemseyen her değerler dünyası için de iyidir.

Gazze bizim için, Müslümanlar için, biraz bencilce düşünürsek, dünyanın falanca yerindeki herhangi bir insani durumdan daha başka önemli şüphesiz.

Ama görüyoruz ki, dünyanın falanca yerindeki insanla bir yerde, insanlık ortak paydasında buluşuyoruz.

Ne dersiniz, bizim de, falanca yerdeki -belki kendi ülkelerimizdeki- insan hakları ihlali veya insani bir dramla ilgilenmemiz gerekir mi?

Ya da mesajlarımızın, insan duyarlılığı ile eşleşmesi gibi bir hassasiyetimiz olmalı mı?

Mesela Hamas veya benzeri, sayın Cumhurbaşkanı’nın dünya önündeki tanımlamasıyla “Mücahid örgütleri” tüm eylemlerinde, bugün sesine ihtiyaç duyduğumuz insani hassasiyetleri dikkate almalı mı?

Bana öyle geliyor ki bu çağda veya her çağda İslam’ın mesajları, insanlık damarıyla buluşacak bir öz taşımalı. Cihatlarımız, tebliğlerimiz, davet veya irşatlarımızın tamamı…

Ne bileyim, kahvehane basarak, insanların kahve bardaklarını ellerinden alıp dökerek “Yahudi malları”na boykot ediyor olmak, sıkıntılı bir şey gibi görünüyor…

İslâm’ın mesajının “evrensel – cihanşümul” olduğuna inanıyoruz. Yani tüm insanlığı kapsıyor İslam’ın mesajı. İşte “insanlık damarı” dediğimiz şey tam da bu. Böyle bir olguyu, sadece İsrail – Netanyahu karşıtlığı bağlamında değil, “Bu damarla daha geniş planda nasıl buluşuruz?” sorusu etrafında ele almak lâzım.

Ne dersiniz, kendi ülkemizdeki insan hakları problemi ile yeterince ilgileniyor muyuz? Dostlarımızın yaptıkları hukuksuzlukları ıskalamak gibi bir durum var mı? Ne dersiniz?

Bu yazı toplam 201 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar