Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Bereket, İsraf ve İhsan!

Bayram haftasına yaklaştık. Sumud direnişçilerine İsrail yine saldırdı, ateş açtı. Şehit de olabilir, yaralı da. Haber de alınamıyor. Gazze komisyonu toplanamadı bile. Trump başkanlığında toplanacak Gazze komitesinden kim ne bekleyebilir ki! İslam ülkeleri hala Epstein fobisinden kurtulabilmiş değiller. Hac ve kurban mevsiminde göreceksiniz utanmadan bir de dini mesajlar verecekler. Onların ağızlarından çıkan sözlerine kulaklarınızı verirken, gözleriniz onların ayaklarında olsun. Bakın bakalım o ayaklar nereye gidiyor.

Ayette ne deniyordu bizlere “Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuştuklarında sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır; onlardan sakın. Allah onları kahretsin! Nasıl da çevriliyorlar!” (Münafikun 4). Bunlar “laf ile verirler aleme binlerce nizamat, bin teseyyüb bulunur hanelerinde”. Bunlar ıslah edici maskeli bozgunculardır. Geçelim bunları, Bayramlık ağızlarını açtılar, ayet, hadis, ver mehteri. Yoo yo İstanbul sözleşmesi, Lanzarote, CEDAW'dan söz edin bize DSÖ, UN WOMAN’a neden nasıl, niçin bir itirazınız yok. 5G, Chemtrails, Chabat deyince bu çevrelerden ses çıkmıyor. Ver mehteri! Sumud Filosu’na saldırıyı yine en üst seviyeden kınadılar, hem de lanetlediler. Başka ne yapabilirler ki! Bakın bu çevrelerin ve bunların. trollerinin bir anda dini mesajlar vermeye başlamaları kendilerini aklamaya yetmediği gibi bu kendileri hakkında kendi tabanlarındaki inanılırlıklarını ve ciddiyetlerini daha çok tartışma konusu yapar. Unutmayalım ki, Def-i mazarrat celbi menafiden evladır! Milletin din, ahlak, cemaat, vatan millet Sakarya, Devrim, demokrasi laflarına karınları tok. Yolsuzluk, adaletsizlik yapan ahlaksızların bir anda dinden söz etmeleri pek hayra alamet değil.

Allah (cc) ömrümüzü bereketli kılsın. Eğer Allah’ın rızasına uygun bir hayat yaşarsak, başkalarının uzun zamanda yaptığı bir işi biz çok daha kısa bir zamanda yapabiliriz. Başkalarının çok pahalıya yaptığı bir işi bir daha uygun fiyatla yapabiliriz.

Unutmayalım ki Allah’ın kolaylaştırdığı bir işten daha kolay bir iş yoktur. Allah’ın zorlaştırdığı bir işten de daha zor bir iş yoktur. İlk kural şu: Yaptığımız iş Allah’ın rızasına uygun mu ve rızanın şartı olan diğer şartlara sahip mi? İşi emanet edeceğimiz kişiler ehliyet ve liyakat sahibi mi? Helal kazanca mı yapılacak o iş. O iş hakkında efradına cami, ağyarına mani bir bilgi sahibi miyiz. Bilmediğimiz bir işin peşine düşmememiz gerekir. Derinliğini bilmediğimiz bir suya girmememiz gerekir. Unutmayalım ki, Allah (cc) zalim ve cahiller topluluğuna yardım etmeyecektir.

Kaynaklarınızı israf ederseniz Allah’ın yardımı size ulaşmaz. İşçinizin hakkını zamanında hak sahibine ödemezseniz de. Kazancınızın zekatını vermezseniz de, istişare ve şuraya dikkat etmezseniz de, Allah’ın yardımı size ulaşmayacağı gibi, O işlerinizi sarp dağlara sardırır, üstünüze pislik yağdırır.

Dikkat edelim, bize hayır gibi gelen işlerde şer, şer gibi gelen işlerde Allah (cc) hayır murat etmiş olabilir. Hiçbir şeyi ihtirasla istemeyelim, İhtirasla istediğimiz her şey bizim imtihanımız olur. Hiç kimse bu konularda nefsine, nefsi arzularına teslim olmamalı. Karunlaşmadan, Firavunlaşmadan, Belamlaşmadan, Nemrutlaşmadan, müstekbirleşmeden, mütrefinlerden olmadan sırat-ı müstakim üzerine bir yol izlemeliyiz. Yahudileşme ve İsevileşme temayülüne karşı dikkatli olmamız gerek. Şirkten ve masiyetten uzak durmamız şart nefsin heva ve heveslerine karşı duyarlı olmamız gerek.

Allah (cc)israf etmeyi yasaklar. İsraf (A'râf 31)’de bize şöyle buyurulur “Ey Âdemoğulları! Her namaz kılacağınızda güzelce giyinin, yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (İsrâ 26-27) ayetlerde Allah (cc) Saçıp savurmayı “şeytanın işi ve şeytanların kardeşliği” olarak nitelendirir “Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya hakkını ver; fakat malını israf ederek saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.” (En'âm 141)’de de “Allah’ın (cc) israf edenleri sevmeyeceği” şeklinde uyarılır. (Furkân 67)’de (Müminlerin takip etmelerinin öğütlendiği orta yol) olarak buyurulur ki, “Onlar, harcadıklarında ne israf eder ne de cimrilik yaparlar; bu ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” Bakın denizden abdest alırken bile suyu israf etmeyeceğiz.

(Nisâ 6) Yetim malları konusunda onlara veli ve kayyum tayin edilenler konusunda bir uyarı vardır: “Yetimleri deneyin / takip edin. Evlenme çağına (buluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter”. (Mâide 32)’de Allah (cc) Yeryüzünde fesat çıkaranları “müsrif” (israf eden) olarak niteler!

Bu ayetlerde Kur'an'da israf, sadece para harcamak değil; yiyecek, içecek, giyim, zaman ve her türlü nimet konusunda ölçüyü aşmak olarak tanımlanır. Allah (cc) israf edenleri sevmez ve onları şeytanla ilişkilendirir. İslâm, orta yol (itidal) ister: ne cimrilik, ne savurganlık. Bu ayetler günlük hayatta (yemek, alışveriş, harcama) konuları olsun İnsanları İsraf konusunda uyarır. Oyun ve eğlence ile malayani şeyler, faydasız işlerle zaman geçirmeyi, ömrün / zamanın israfı olarak değerlendirir. Onun için “Allah (cc) ömrünü bereketli kılsın” diye dua edilir.

Kur’an’da “Bereket” kavramı “mübarek kılma” şeklinde tanımlanır. “Tebareke”, “Yüceltme, mübarek kılma “ gibi anlamlara gelir. Bu anlamda Allah (cc) “bereketi bol olandır, aşkındır, uludur, hayır ve bereketi her şeyin üstünde olandır.” Bu anlamda Allah’ın bir nimete kattığı manevi artış, hayır, bolluk ve süreklilik mesajı verilmektedir. (A’râf 96)’da cenab-ı Allah (cc) bereketin en önemli şartı’nı şu şekilde açıklıyor: “Eğer o ülkelerin halkı iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, gökten ve yerden onlara bereketler açardık.” İman ve takva ile bereketin kapılarının açılacağı haber veriliyor. Bu yoksa o zaman o kapı kapatılacak, kapalı kalacak demektir. Gökten ve yerden gelecek bereketin anahtarı Allah'a (c.c.) karşı gelmekten sakınmaktır.

İslam’da “Mülk Allah’ındır”, Hakimiyet de. Allah kendi mülkünde ve hakimiyetinde ortaklık kabul etmez. (Mülk 1) (Tebareke) Allah (cc) suresinde bu durumu şöyle açıklar: “Hâkimiyeti elinde bulunduran (Allah) ne yücedir, ne mübarektir! O her şeye kadirdir.” (Hûd 48) “Ey Nûh! Sana ve seninle beraber bulunan mü’min ümmetlere tarafımızdan selâm ve bereketlerle in. Biz bazı kavimleri de (bir süre) faydalandıracağız, sonra da onlara acı bir azap dokunacaktır.” Nuh kavminden gemiye binenlerin ardından gelen dönemde insanların o kadar büyük musibetten kurtulduktan sonra yine sapacakları ve azaba uğrayacakları haber veriliyor. Hz. Musa kavmi de öyle olmuştu. Deniz yarıldı ve geçtiler, ardından 40 gün sonra birileri puta tapmaya başladı. “İslam gelecek, dertler bitecek” diye bir şey yok. Zaten İslam geleli, 1500 yıla yakın bir zaman geçti, dertler de bitmedi.. Daha Hz. Ali (ra)’ın zamanında büyük bir fitne yaşanmadı mı? Daha önce de ciddi olaylar yaşandı, mesela Hz. Osman’ın (ra) Şehadeti gibi. Onun için hiçbir beşeri iktidar uzun ömürlü olmayacak.. Öte yandan her zaman birileri sırat-ı Mustakim üzerine bir hayat yaşayacak. Onun içindir ki, “Hayat iman ve cihattan ibarettir” denmiştir. Onun içindir ki Allah (cc) asra yemin ederek bütün zamanı kuşatan imtihan sürecinde istisnalar dışında insanlar hüsrana uğrayacaktır.. Onun için siyasilerin “ezel” ve “ebed”le ilgili iddialarına, bekadan söz edenlere kanmayın. “Baki” olan yalnız Allah’tır.

Hz. Musa “geçilmez zannedilen” denizi bir günde geçmişti, ama Sina’dan Kudüs’e 10 günde gidilen yolu 40 yılda zor geçtiler, hem de başlarında Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. Yuşa (hepsine selam olsun) ile birlikte emanet sandığını taşıyan bir kıta melek olduğu halde. Allah (cc) ezelde bunları biliyordu. Ve bu olayı bize ibret olarak anlatıyor ama ders alan kim! Bir Musibet bin nasihatten iyi deseler de musibetlerden de ders almıyoruz artık. Tarihten ibret almayınca da sürekli tekerrür ediyor sonuçta.

(Hûd 73)’de cenab-ı hak Hz. İbrahim'e (a.s.) ve ailesine rahmet ve bereket verildiğini söylüyor. Önemli olan Allah’ın rahmet ve bereketinin bize ulaşması için onun ipine tutunmak, Onun rızasına sahip olabilmek. “Allah’ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinize olsun, ey hâne halkı! Şüphesiz O, övülmeye layıktır, şanı yücedir.” Gazze trajedisinin yaşandığı şu günlerde (A’râf 137) bize bir müjde veriyor: “... Kendisine bereketler verdiğimiz yerin doğusuna ve batısına, o hor görülenleri (İsrailoğulları’nı) mirasçı kıldık.” (Enbiyâ 71) “İbrahim’i ve Lût’u, tüm insanlık için bereket ve feyiz kaynağı kıldığımız bir ülkeye kavuşturduk.” (Fussilet 10) “Yerin üstüne sağlam dağlar yerleştirdi, orayı bereketli kıldı ve orada yaşayanların rızıklarını dört günde takdir etti.” (En’âm 92)‘de Kur’an’ı mübarek (bereketli) bir kitap olarak tanımlar. O bir bakıma bereket duası, bereket reçetesi, bereket rehberidir. (Sâd 29)‘da da aynı hakikat tekrar dile getirir. Kur’an-ı Kerim aynı zamanda mü’minler için bir rahmet şifa kaynağıdır, kafirlerin ise hasarını artırır... (Enbiyâ 50)’de “Bu (kitab), mübarek bir zikirdir” denir. Zakirin zikri, o ayet ve kavramlar üzerinde Tefekkür ve tezekkür etmektir.

Öte yandan Kur’an-ı kerim’de “bereket” “İman”, “takva” ve “şükür” ile ilişkilendirilir. Bereket meşru bir kazanç, meşru bir harcama, sadaka ve ikramla artar. İsraf, nankörlük ve günah ile kaçar. Sadece malda değil; zaman, ilim, aile, rızık ve ömürde de bu böyledir. “Helal kazanç, kanaat, sadaka ve şükür“ bütün bunlar, Allah’ın bir nimete kattığı manevi artış, hayır, bolluk ve kalıcılık anlamındadır. (Mülk 1)’de “Hâkimiyeti elinde bulunduran (Allah) ne yücedir, ne mübarektir! O her şeye kadirdir” denir. Bu ifade Allah’ın bereketinin sonsuzluğuna işaret eder. ( (Hûd 73) Ayet (İbrahim a.s. ve ailesi) “Allah’ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinize olsun, ey hâne halkı! Şüphesiz O, övülmeye layıktır, şanı yücedir.” (Enbiyâ 71) “İbrahim’i ve Lût’u, tüm insanlık için bereket ve feyiz kaynağı kıldığımız bir ülkeye kavuşturduk.” (Fussilet 10) “Yerin üstüne sağlam dağlar yerleştirdi, orayı bereketli kıldı ve orada yaşayanların rızıklarını dört günde takdir etti.” ”Kur’an’a göre bereket, İman, takva ve şükür ile artar. İsraf, nankörlük ve günah ile kaçar. Sadece malda değil; zaman, ilim, aile, rızık ve ömürde de olur.

Allah (cc) zaman içinde zaman yaratandır. Allah ömrümüzü ve işlerimizi bereketli kılsın inşallah. Tabii ki biz de esbabına tevessül edelim. Evet, Bereket için Helal kazanç, kanaat, sadaka ve şükür şart.. Selam ve dua ile.

Bu yazı toplam 74 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar