Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Bekçi köpeği, it dalaşı, havlayan köpek!

Siyasette köpek önemli bir figürdür. Her zaman olumsuz anlamda kullanılmaz. Kötü kullanımda bu ifade hakaret anlamına gelse de mesela AİHM kararlarında “Gazetecilik mesleği Bekçi köpekliği” olarak tanımlanır. Gazetecinin beklediği ve koruduğu değer, Kamunun bilgi alma hakkı ve kamu yararıdır. Buna zarar verecek bir algı, tehdit, açık ve yakın bir tehlike vücut bulduğunda saldırır, icabında ısırır. Onun için mesela bir gazeteci ile bir kamu görevlisi, politikacı arasında bir sorun yaşandığında, söz konusu olan kişisel husumet değil, Kamu yararı ise, gazetecinin kullandığı ifadeler, şok edici, alışılmışın dışında, sıradan kişiler arasında sarf edildiğinde hukuki sonucu olacak ifadeleri kullanan gazetecinin bu anlamda artırılmış eleştiri hak ve özgürlüğü, kamu görevlisi ya da politikacının tahammül yükümlülüğü vardır.

AİHM'nin Handyside v. Birleşik Krallık (1976) kararında şu ifadeler yer alır: "İfade özgürlüğü yalnızca lehte kabul edilen veya zararsız ya da önemsiz görülen bilgi ve düşünceler için değil, aynı zamanda devletin veya toplumun bir bölümü için saldırgan, şok edici veya rahatsız edici bilgi ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir ki; bunlar olmaksızın demokratik toplumdan söz etmek mümkün değildir." AİHM bu anlamda, basın özgürlüğünü “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 10. Maddesi”ni koruyan yerleşik içtihatlarında, basını “demokrasinin bekçi köpeği" (public watchdog) olarak tanımlar. Bu ifade, basının kamu yararını ilgilendiren konularda bilgi verme, denetleme, güç odaklarını sorgulama ve kamuoyunu aydınlatma rolünü atıf yapılır. (Bu konuda daha fazla bilgi için yazının sonundaki Nota bakınız)

Türkiye'de Anayasa Mahkemesi ve yüksek mahkemeler, AİHM içtihadını doğrudan referans alır ve "bekçi köpeği" ifadesini sıkça kullanır: AYM kararlarında da bunu görmek mümkün, 2013/1997, 2013/5653 sayılı kararlarında olduğu gibi. RTÜK, KVKK ve diğer kurum kararlarında da bu tanım yer alır; basın, "demokrasinin bekçi köpeği" olarak nitelenir. Akademik ve hukuki metinlerde (örneğin Danıştay, Yargıtay içtihatları) "kamu haklarını koruyan bekçi köpeği" şeklinde çevrilir.

Ve gelelim “İt Dalaşı”na “Askeri kovalamaca” için “it dalaşı" ifadesi, havacılık ve askeri terminolojide yakın mesafe hava muharebesini (dogfight) tanımlamak için kullanılır. Genellikle Türk-Yunan ilişkileri bağlamında, Ege Denizi üzerinde savaş uçaklarının birbirini taciz etmesi, kovalaması, manevra üstünlüğü için burgu gibi dönüşler yapması anlamına gelir. Pilotlar “yüksek G kuvvetli” dönüşler yapar. Köpeklerin (itlerin) birbirini ısırmak için dönüp dolaşarak kavga etmesine benzetildiği için bu isim verilmiştir. Genellikle barış zamanı veya gerilimli dönemlerde, bir uçağın diğerini "püskürtmek", taciz etmek veya hava sahasını ihlal ettiğinde kovalaması anlamında kullanılır. Gerçek silahlı çatışmadan ziyade "gösteri" veya "caydırma" amaçlı yakın temaslı manevralar için kullanılır.

İlk "dogfight" ifadesi 1. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında ortaya çıktı. İlk gerçek it dalaşı olayı kaynaklara göre, havada silahlı uçak çatışması 1913'te Meksika Devrimi sırasında, uçak icadından kısa süre sonra gerçekleşti. Ancak asıl yaygın ve klasik "it dalaşı" 1. Dünya Savaşı'nda Alman, İngiliz, Fransız pilotlar arasında yaşandı. Türkçe ‘de "it dalaşı" terimi, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişte, özellikle 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sonrası havacılık yazılarında kullanıldı. Genel olarak “Tehlikeli ama genellikle, sıcak çatışma" dönüşmeyen bir güç gösterisi” olarak anlaşılır. Bu anlamda bir ata sözü de var, hatırlayalım, “İt İt’i ısırmaz!”

Bir kelimeye birçok anlam yüklemek mümkün, bu sadece o kelimeden anladığımızdan ibaret değil, ona yüklediğimiz anlam ve değerle ilgilidir. Bir Hindu’yu ineğe benzetmek, kutsamak gibi bir şey, ama bu bir başkası için hakaret sayılabilir. Bir Müslümanın Domuza yüklediği anlamla bir Hristiyan’ın yüklediği anlam aynı değil, olamaz. Bir kelimeyi hangi bağlamda kullanıyorsunuz? “Asiye” “isyankâr kadın” demek. Ama bu isyanı Firavuna karşı karısının baş kaldırışı olarak görürseniz bu isyan “Kutsal bir İsyan”a dönüşür. Kelimelerin kavram anlamı farklı, “terim “olarak anlamı farklı mecazi anlamı farklı, folklorik anlamı farklı olabilir. İsim ve sıfat olarak tanımlamak farklıdır. Bir de “Galat-ı Meşhur” olanı vardır. “Berbat” “Tertemiz demek. Kaz göğsüne berbat denir çünkü kaz göğsü ile suyu yararak yoluna devam eder. “Ber” devamlılığı, “Bath” yıkanmayı ifade eder. Oysa halka, berbat etmeyi, bozmak, kirletmek anlamına kullanır.

Tahir Efendi bana kelp (Köpek) demiş” sözü, Osmanlı Divan edebiyatının en ünlü hiciv ustalarından Nef'î) ile dönemin kadı’larından Tahir Efendi arasında geçen meşhur bir atışmanın parçasıdır. Olay şöyle gelişmiştir: Tahîr Efendi, Nef'î'ye hakaret olarak "kelp" (köpek) der. Nef'î bunu duyunca zekice bir tevriye (çift anlamlı söz) ile cevap verir ve şu meşhur dörtlüğü yazar:

Tahir Efendi bana kelp demiş
İltifatı bu sözde zâhirdir.
Mâlikîdir mezhebim zîrâ
İ'tikâdımca kelb tâhirdir

Namık Kemal'in ünlü “Hürriyet Kasidesi”nde şöyle bir beyit var: “Mûîn-i zâlimin dünyâda erbâb-ı denâettir. / Köpektir zevk alan sayyâd-ı bî-insâfa hizmetten." Bu günkü Türkçe ile “Zalimin yardımcısı dünyada aşağılık kimselerdir / Köpektir zevk alan insafsız avcıya (sayyad-ı bî-insaf) hizmet etmekten." Namık Kemal, Zalimlere hizmet edenlere “Köpek” diyor! Siyasette "havlayan köpek" ifadesi, genellikle "havlayan köpek ısırmaz" atasözünden türetilmiş mecazi bir kullanımdır. Bu atasözü, “çok bağıran, tehdit savuran, gürültücü ama fiiliyatta bir şey yapamayan kişiyi” tanımlar. Siyasi bağlamda ise şu anlamlara gelir: “Atıp tutan ama icraat yapamayan kişileri / grupları aşağılamak için kullanılır. Bu tanımlar Trump’a benzemiyor mu? Ama Trump bazan saldırıyor ve bazan da ısırabiliyor.

AK Partili troller sosyal Medya’da "okyanus ötesinden havlayan köpek" gibi ifadeler de kullandılar bir ara. Mesela "yerli yersiz havlayan köpek" diye rakiplerini eleştirenler de oldu! Örf’te, "Havlayan köpek ısırmaz", "bunlar sadece konuşur, bir şey yapamaz" diye küçümsemek için de kullanılır.

Şu da bir gerçek ki, “Havlamayı bilmeyen köpek, sürüye kurt çağırır”.

Bir de "Çoban köpeği" var. En önemli Çoban köpeği Türkiye’de “Kangal” cinsi çoban köpekleridir. Bunu topluma uyguladığınızda “Sürüye (halka, partiye) bekçilik yapan, efendisini (lideri, partiyi) koruyan, sadık ama bağımsız olmayan figür” gibi bir tanım söz konusu. “Av/Avcı köpeği" Çoban’ın köpeği de "sahibinin emrinde” ki gösterilen hedefteki değeri koruma görevi ile ilişkilendirilir. Halkı koyunlaştıran ya da koyun gibi gören siyaset erbabı tarafından Media ve STK’lar, bürokrasi adeta, toplumu güdülemek için “Çoban köpeği” gibi kullanıldı bu arada.

Gelelim bu konuda Çoban ve sürü ilişkisine. Çoban köpeğini değil, Çoban’ı ve onun sürüsünü, Çoban sürü ilişkisini yatıralım masaya ve olaya Kur’an penceresinden bakalım:

(Bakara104)’de "Ey iman edenler! (Peygambere) 'Râinâ' demeyin, 'unzurnâ' deyin ve dinleyin (kulak verin). Kâfirler için elem verici bir azap vardır."Râinâ” Arapçada "Bizi yönetmek için riayet etmemiz gereken kurallar koy. Bizi gözet, bizi dinle, bize mürâat et, acele etme ki anlayalım" anlamına gelir. "Müraat et" Riayet etmek, saygı göstermek, gözetmek, korumak, sakınmak veya uymak. Birinin haline, sözüne, isteğine dikkat etmek, göz önünde bulundurmak, saygı duyarak davranmak. Bir şeyin sonucunu/akıbetini gözetmek, hesaba katmak. Ama aynı zamanda "bizi güt" (bize çobanlık yap, Çobanın sürüsünü yönettiği gibi yönet) anlamı da taşır ki bu aşağılayıcı, iğneleyici bir çağrışım yapar. Unzurnâ "Bize bak, bizi gözet, bize ilgi göster" demektir. Daha nezih, saygılı ve temiz bir ifadedir; kötüye yorulmaz.

Burada “Küllüküm râ'in ve küllüküm mes'ûlün 'an ra'iyyetihî”, “Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüz sürüden (raiyyetinizden) sorumlusunuz” hadisini hatırlayalım. Devlet reisi ya da aile reisi fark etmiyor. Kadın evinden ve çocuklarından sorumludur. Çalışan patronun malının çobanıdır, Patron da çalışanından sorumludur. Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden sorumlusunuz. Bu hadis, sorumluluk kavramını çoban-sürü benzetmesiyle anlatır: Herkes (yönetici, aile reisi, eş, çalışan vs.) kendisine emanet edilenlerden hesap verecektir. Özellikle yöneticiler için “çoban” metaforu kullanılarak emanet alınan halkın hakkı ve hukukunu korumak, yönlendirmekten söz edilmektedir.

Yukarıdaki ayet’in “Esbab-ı Nüzul”üne bakacak olursak, Bazı sahabeler Hz. Peygamber'e hitaben "Râinâ" diyorlardı (yani "Bize bak, bizi dinle, yavaş anlat ki anlayalım" anlamında). Bu Arap toplumunda normaldi. Yahudiler bunu duyunca sevindiler çünkü İbranice'de ve Yahudi argosunda benzer telaffuzla "bizi güt, aptal sürüsü gibi" veya “küfür içeren bir alay anlamı” taşıyordu. Peygamber'e hakaret etmek için Müslümanlarla konuşurken, “Siz sürüsünüz sizinle biz ne konuşacağız ki, çobanınız gelsin” gibi ifadelerle dillerini eğip bükerek alay ediyorlardı. Bu konuda (Nisa 46)da. Ayette de Yahudilerin "râinâ" diyerek dillerini eğip bükerek hakaret ettiği belirtilir. Allah (cc)’de müminlere "Böyle kötüye yorulabilecek bir kelime kullanmayın, o kelime yerine unzurnâ deyin" diye emretti. Bu, edep, saygı ve müminlerin kelimelerini dikkatli seçmesi dersi verir.

Müslümanlar yöneticilerini İlah ve Rab konumuna yükseltmezler. “Sizden olan emire itaat edin” derken yetkisini sizden alan ve size hesap veren, sizin malınız, canınız, namusunuz, aklınız, inancınızı ve neslinizi korumakla görevli olan yöneticilerin ehli ve akt’e bağlı, ehliyet ve liyakat sahibi ve atamalarında buna dikkat eden, istişare ve şura konusunda duruş sahibi, adil bir yönetici olma şartı” vardır. Yoksa “sizden olan” ifadesi, “sizin kabilenizden, sizin partinizden, ırkınızdan, cemaatınızdan biri” anlamı taşımaz. Ne yöneticilerimiz çoban ne de biz sürüyüz. Selam ve dua ile.

NOT: Bladet Tromsø ve Stensaas v. Norveç (1999, Büyük Daire): Mahkeme, basının kamu yararını ilgilendiren konularda bilgi ve fikir yayma görevini üstlendiğini, bu görevin kamunun bilgi alma hakkı ile birleştiğini söyler. "Bu görevi olmasa basın, vazgeçilmez kamusal 'gözetleyici' (watchdog) rolünü oynayamaz" der (§§ 59, 62). Bu karar, "bekçi köpeği" ifadesinin klasik referansıdır. Pedersen ve Baadsgaard v. Danimarka (2004, Büyük Daire): Aynı vurgu tekrarlanır; basın, kamu yararına denetim yapar (§ 71). Von Hannover v. Almanya (No. 2, 2012): Basının "kamusal bekçi köpeği" rolü, özel hayatın korunması ile dengelenirken bile korunur (§ 102). Lingens v. Avusturya (1986): Basının kamu yararına katkı sağlayan eleştirilerde geniş koruma altında olduğunu belirterek, basının "kamuoyunun gözetleyicisi" rolünü vurgular. Goodwin v. Birleşik Krallık (1996): Gazetecilik kaynaklarının korunması bağlamında: "Kaynak korumasının olmaması, basının hayati 'public watchdog' rolünü zayıflatır ve doğru bilgi sağlamasını engeller" (§ 39). Bu, kaynak korumasının "bekçi köpeği" işlevi için şart olduğunu gösterir. Ayrıca, STK'lar da benzer şekilde "sosyal bekçi köpeği" (social watchdog) olarak kabul edilir. Mesela Magyar Helsinki Bizottság v. Macaristan, 2016). Mahkeme, gazetecilere yönelik şiddet, erişim engeli, kaynak ifşası veya cezaların, bu rolü caydırıcı nitelikte olduğunu ve genellikle Madde 10 ihlali sayıldığını belirtir.

Bu yazı toplam 80 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar