Ankara Zirvesi’nin mesajı ve NATO’nun hatalı varsayımı

Ankara Zirvesi’nin mesajı ve NATO’nun hatalı varsayımı

Mazen en-Neccar, el-Meyadin gazetesinde kaleme aldığı yazıda zirvede verilen mesajın siyasi çözümden ziyade savaşın devamı yönünde olduğunu yazdı. Neccar, NATO’nun Rusya’ya yönelik savaşındaki örtülü varsayımının hatalı olduğunu ifade etti.

Bahsi geçen yazı şu şekilde:

Kısa süre önce Ankara'da sona eren NATO Zirvesi, İttifak'ın birliğinin bir kanıtı olarak sunuldu. Liderler Ukrayna'ya yönelik sarsılmaz desteklerini yineleyerek, 2026 yılı boyunca 70 milyar euro tutarında askeri teçhizat, yardım ve eğitim sağlama, 2027 yılında da en azından bu seviyede bir desteği sürdürme taahhüdünde bulundular.

Ayrıca savunma sanayilerindeki işbirliğini genişlettiler. İnsansız hava aracı (İHA) üretimi için yeni anlaşmaları onayladılar. Ukrayna'nın "Patriot" füze sistemleri alanındaki yeteneklerini geliştirmesine ve bunları üretmesine yardımcı olacak planları açıkladılar. ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'nin yan yana durduğu fotoğraf, Batı'nın gerektiği sürece Ukrayna'yı desteklemeye kararlı olduğu mesajını pekiştirdi.

Ancak John Mearsheimer ve Paul Grenier, özenle koordine edilmiş bu açıklamaların ardında çok daha net bir gerçeğin yattığına dikkat çekiyor. Zirve; yeni bir diplomatik inisiyatif, çatışmayı sona erdirecek siyasi bir çerçeve veya nihai çözümün şekline dair ciddi bir yol haritası ortaya koyamadı. Aksine, sonuç alıcı bir strateji yerine bir "yıpratma (dayanıklılık) stratejisini" pekiştirdi. Tarihten alınan dersler ise, Rusya'yı tüketme üzerine kurulan kumarın rakipleri için nadiren olumlu sonuçlandığını gösteriyor.

Bu nedenle zirve temel bir soruyu gündeme getiriyor: NATO, siyasi bir çözüm arayışından tamamen vaz mı geçti? Yıllardır İttifak'ın politikaları, amacının savaşı bitirmek için müzakere etmek değil aksine savaşı uzatmak olduğunu istikrarlı bir şekilde gösteriyor. Şu an da Avrupa'nın yeniden silahlanması için zaman kazanılırken, yaptırımlar, İHA saldırıları, uzun menzilli füzeler ve savaş alanındaki sürekli yıpratma yoluyla Rusya'ya azami düzeyde askeri, ekonomik ve siyasi yük bindirilmesi hedefleniyor.

Buradaki örtük varsayımın, zamanın, Moskova'yı kademeli olarak zayıflatırken NATO'yu güçlendireceği yönünde olduğu anlaşılıyor. İşte bu noktada John Mearsheimer ve Paul Grenier, yanıtlanması gereken temel sorunun şu olduğunu savunuyor: Bu varsayım ne kadar isabetli?

Zirve Uzun Bir Savaşı Pekiştiriyor

Zirvenin en belirgin mesajı bir zafer mesajı değil, çatışmayı sürdürmeye yönelik uzun vadeli bir taahhüt mesajıydı. 2027 yılı boyunca da askeri yardımları en azından benzer seviyelerde tutma sözü verilmesi, NATO'nun bu çatışmayı yıllar alacak uzun soluklu bir rekabet olarak gördüğünü ortaya koyuyor.

Ukrayna içinde savunma sanayisini genişletmeye odaklanılması da aynı yöne işaret ediyor. Zelenski'nin, "Patriot" sistemleri için önleyici füzeler üretmek üzere Ukrayna'ya lisans verilmesi konusunda ABD ile siyasi bir anlaşmaya varıldığını duyurması sembolik bir siyasi anlama sahipti. Ancak bunun pratik önemi çok daha belirsiz.

Zira Patriot füzelerinin üretimi gelişmiş endüstriyel tesisler gerektirir ve bu tesisler büyük ihtimalle Rus füze saldırıları ile uzun menzilli İHA'lar için acil hedefler haline gelecektir. En muhtemel sonuç, üretimin temel bir bölümünün Avrupa'da veya Ukrayna dışında kalması ve Avrupalı ortakların şu anda İHA üretimini desteklemek için yaptıkları gibi, füzelerin veya ana bileşenlerinin Ukrayna'ya transfer edilmesidir. Dolayısıyla bu duyuru, Ukrayna'nın endüstriyel kapasitesinde anlık bir dönüşümden ziyade vekalet savaşını sürdürmeye yönelik uzun vadeli bir taahhüde işaret ediyor.

Kayıp Siyasi Strateji

Ukrayna-Rusya savaşının başlangıcından bu yana düzenlenen her NATO zirvesi ek silahlar, finansman ve güvenlik taahhütleri açıkladı. Ancak hiçbir zirve gerçekçi bir nihai siyasi durum tanımlamadı. Mearsheimer ve Grenier, NATO'nun aksine Rusya'nın savaşı başından beri belirli siyasi hedefler perspektifinden şekillendirdiğini; bu hedeflerin özellikle NATO'nun Ukrayna'ya genişlemesini önlemek, ülkeyi silahsızlandırmak ve kendi temel güvenlik çıkarları olarak gördüğü hususları güvence altına almak olduğunu belirtiyor.

Bu hedefleri kabul etmek veya reddetmek meselenin özü değildir. Bu hedefler Moskova'ya, askeri operasyonlarını üzerinden değerlendirebileceği net bir siyasi çerçeve sunmaktadır.

NATO zirvelerindeki hedef eksikliği dikkat çekicidir. Zira askeri strateji, tutarlılığını, hedeflenen siyasi amaçtan alır. Eğer hedef Ukrayna'nın uluslararası alanda tanınan sınırlarının geri alınmasıysa, savaş alanı bu hedefe ulaşma olasılığında herhangi bir iyileşme göstermiyor. Ancak eğer hedef -Avrupalı liderlerin dolaylı veya doğrudan ifade ettiği gibi- Rusya'nın teslim olmasıysa, o halde bu, tarihten ve sahadaki gerçeklerden kopuk bir varsayıma dayanmaktadır.

Sonuç; maliyetleri sürekli artarken ulaşılmak istenen siyasi hedefleri gerçekleştirme şansı giderek azalan, ucu açık ve muğlak bir stratejidir.

Yeniden Silahlanmak İçin Zaman Kazanmak

Bu perspektiften bakıldığında, NATO'nun savaşı sona erdirmekten ziyade zamanı stratejik bir kaynak olarak kullanmakla daha çok ilgilendiği görülüyor. Kıta genelinde hükümetler, Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından gelen on yıllar süren kesintilerden sonra savunma bütçelerini artırıyor. Endüstriyel kapasitelerini genişletiyor ve silahlı kuvvetlerini yeniden inşa ediyor. Bu çabaların meyvelerini vermesi yıllar alacaktır.

Avrupa, Soğuk Savaş sonrası askeri yatırımların eksikliği nedeniyle zayıflayan askeri kapasitesini yeniden inşa ederken Ukrayna giderek NATO'nun Rusya sınırındaki stratejik kalesine dönüşüyor. Ancak zaman kazanmanın stratejik bir değeri olması, yalnızca siyasi pozisyonu somut bir şekilde iyileştirmesine bağlıdır.

Araştırmacılar şu soruyu soruyor: Üç yıllık ek bir savaşın, geçtiğimiz dört yıldan köklü bir şekilde farklı bir siyasi sonuç getireceğine dair herhangi bir kanıt var mı? Ankara zirvesi buna dair hiçbir açıklama sunmadı.

Yıpratma Stratejisinin Uygulanabilirliği

NATO stratejisinin arkasındaki temel varsayımın, zamanın Batı'nın lehine işlediği yönünde olduğu anlaşılıyor. Yine de bu varsayım çok daha temel bir soruyu es geçiyor: Ya savaşın uzaması Rusya'yı zayıflatmaz ve aksine çatışmayı Rusya'nın tarihsel olarak gücünün zirvesinde olduğu bir savaş tarzına dönüştürürse?

On yıllar boyunca Batı askeri doktrini teknolojik üstünlüğü, hassas güdümlü silahları, hızlı manevra kabiliyetini ve belirleyici hamleleri öne çıkarırken, Rus askeri düşüncesi farklı bir yolda gelişti. İkinci Dünya Savaşı tecrübesinden hareketle Ruslar; zamanı, mekanı, endüstriyel seferberliği, operasyonel derinliği ve yıpratmayı birer stratejik başarısızlık göstergesi olarak değil, zafere ulaşma araçları olarak gördüler.

Zira endüstriyel güçler arasındaki büyük savaşlar, nihayetinde her bir tarafın kayıplarını telafi etme, üretime devam etme, saldırılara direnme ve düşmanın savaş kapasitesini kademeli olarak zayıflatma konusundaki yeteneğiyle belirlenir. Ukrayna çatışmasının en büyük ironilerinden biri, NATO'nun kendisini giderek Batı'nın on yıllardır hazırlandığı savaşı değil, Rusya'nın istediği savaşı yürütürken bulmasıdır.

Hassas silahlar ve teknolojik üstünlükle nihai kırılmalar yaratma beklentilerinin yerini; topçu ateşine, İHA'lara, lojistiğe, endüstriyel üretime ve insan gücüne dayalı ezici bir çatışma aldı. Ukrayna, ağ merkezli 21. yüzyıl teknolojilerini 20. yüzyılın endüstriyel yıpratma savaşıyla harmanlayan hibrit bir savaş modeline dönüştü.

İHA'lar, uydu istihbaratı ve dijital ağlar taktiksel savaş alanını dönüştürürken, çatışmanın stratejik mantığı büyük ölçekli bir konvansiyonel savaşın Sovyet kavramına benzer kalmaya devam etti. Mearsheimer ve Grenier'e göre bu durum, aynı zamanda çatışmanın iki tarafı arasındaki başarı ölçütlerinin farklılığını da açıklıyor. Batılı analizler genellikle toprak kazanımlarına odaklanıyor. Buna karşın Rus operasyonel düşüncesi, geleneksel olarak düşmanın savaş kapasitesini sistematik bir şekilde yok etmeye öncelik verir.

Topraklar geri alınabilir, ancak deneyimli askerlerin, eğitimli subayların ve nadir bulunan teçhizatın telafisi çok daha zordur. Bu bağlamda Ukrayna ordusunun, NATO'nun onu yeniden inşa etme kapasitesinden daha hızlı bir tempoda zayıflatılması, sahadaki ilerleme hızından daha önemlidir. Eğer NATO'nun stratejisi, Rusya'nın er ya da geç kendini tüketeceği umuduyla çatışmayı uzatmaya dayanıyorsa, Ankara zirvesi endişe verici bir ihtimali gün yüzüne çıkarıyor.

İttifak, Moskova'yı alışık olmadığı bir savaş yürütmeye zorlamak yerine, özellikle Rusya'nın tarihsel olarak en büyük dayanıklılık ve direnci gösterdiği savaş tarzını teşvik ediyor. Savaş ne kadar uzarsa, modern Batı askeri düşüncesini şekillendiren çatışmalara benzerliği o kadar azalacak ve Rus askeri doktrinini şekillendiren çatışmalara benzerliği o kadar artacaktır.

Stratejik Paradoks

Ankara zirvesi derin bir stratejik paradoksu gözler önüne serdi. Zira NATO bugün dünyanın en güçlü askeri ittifakı olmaya devam ediyor ve üye ülkelerin birleşik ekonomik üretimi, teknolojik tabanı ve savunma harcamaları Rusya'nınkileri açık ara geride bırakıyor.

Buna rağmen NATO'nun devasa askeri potansiyeli belirleyici bir siyasi nüfuza dönüşmedi. Çünkü İttifak, atmayı reddettiği bir adımla -başka bir nükleer güçle doğrudan savaşa girmekle- kendini kısıtlamaya devam ediyor; üstelik NATO, geleneksel standartlarda bile Rusya'nın Ukrayna'daki askeri harekâtının boyutları ve yoğunluğuyla yüzleşmeye yeterince hazır değil.

John Mearsheimer ve Paul Grenier’a göre bu durum çok daha temel bir soruyu gündeme getiriyor. "Savaş Üzerine" adlı kitabın yazarı Prusyalı General Carl von Clausewitz, savaşın kendi başına bir amaç değil, siyasi bir araç olduğunu ve askeri operasyonların anlamını ulaşmaya çalıştıkları siyasi hedeflerden aldığını savunmuştur.

Fakat Ankara zirvesi savaşın devam etmesine son derece büyük bir ilgi ayırırken, İttifak'ın nihayetinde arzu ettiği siyasi sonuca nasıl ulaşacağına dair çok kısıtlı bir açıklama sundu.

Bu ihmal önemlidir; çünkü strateji sadece ona tahsis edilen kaynaklarla değil, bu kaynakların siyasi hedefin gerçekleşmesine ne kadar katkı sağladığıyla ölçülür. Yıllar süren savaşın ardından Rusya yaptırımlara uyum sağladı, savunma üretimini genişletti ve ekonomisinin büyük bir bölümünü Asya'ya yönlendirdi.

Aynı şekilde, Rus silahlı kuvvetleri olağanüstü ve geniş çaplı bir konvansiyonel savaş deneyimi biriktirdi; bu bilgi şu anda eğitim programlarına, askeri doktrine ve gelecek nesil subayların gelişimine entegre ediliyor.

Özetle, eğer NATO'nun temel varsayımı hala daha uzun bir savaşın Moskova'yı eninde sonunda stratejik bir yenilgiyi kabul etmeye zorlayacağı üzerine kuruluysa, eldeki kanıtlar bunun tam aksine işaret ediyor. Sadece zaman, daha iyi bir siyasi sonucu garanti etmez; stratejik dengeyi kökten değiştirmediği sürece sadece çatışmayı uzatır. Ankara zirvesinin önemi, 2026 yılında Ukrayna'ya yardım için 70 milyar euro tahsis etmesinde değil, dolaylı olarak itiraf ettiği gerçekte yatmaktadır.

NATO, savaşın nasıl sona ereceğini netleştirmeden uzun vadeli bir savaşı pekiştirdi. İttifak bu soruyu yanıtlayana kadar; ek finansman, daha gelişmiş silahlar ve daha derin endüstriyel işbirliği çatışmanın süresini uzatabilir ancak bunlar bir stratejinin yerini tutamaz.