Abdurrahman Dilipak
AMİR’LER İLAH, MEVZUAT ŞERİAT MI?
Tartışıp durduğumuz birçok kavramın gerçek anlamını ya da o şeyin hayattaki karşılığını ne yazık ki bilmiyoruz. Bu gibi kavramları, birçok kişi kendine göre anlıyor ve anlatıyor. Aynı şeylere inandıklarını söyleseler bile, aslında farklı dünyalarda yaşıyorlar.
Biz aslında dilimizi kaybettik. Onu kaybedince din de kayboluyor.
Geçen gün bir grup ilahiyatçı laikliği savunan bir bildiri yayınlamışlar. Sahi laiklik deyince ne anlıyor bu kişiler. Kemalist laiklik ayrı bir şey, Sovyetik laiklik ya da Katolik laiklik başka bir şey. Laiklik teolojik açıdan sadece Katolikleri ilgilendiren bir konu. Diğer Hristiyan mezhepler kendilerini “Laik” olarak tanımlamaz. Protestan “Seküler”dir, Ortodoks “Bizantinist”. Bizimkiler bu kavramların arasındaki farkı da bilmezler.
Onların zannettikleri gibi laiklik “Din-Devlet ayrılığı” değil. Laiklik Katoliklikte varlık ve meşruiyetini İncil’den alan bir kilise kurumudur. Laiklik, bedenle ruhun ayrılmazlığını ifade eder. Beden devletin egemenliğini, ruh kilisenin egemenliğini ifade eder. O inanca göre biri “Hak”kı, ötekisi “Halk”ı temsil eder. İncil’e göre Halk Hak’kın kuzularıdır.
Mesela, laiklik deyince Fransa akla gelir, ama başkenti Strasbourg olan Fransa’nın Alsace Laurenne eyaleti laiklik kuralları ile değil, Kontrat kuralları ile yönetilir. Aynı şekilde başkenti Köln olan Kuzey Ren Westefelia eyaleti de Kontrat esaslarına göre yönetilir, seküler kurallara göre değil.
BM ana sözleşmesi tarafından referans olarak kabul edilen Virjinya eyalet anayasasının son maddesi, “Devlete sadakatim Tanrıma sadakatimin teminatıdır” der. ”Self determination” kuralı da aslında toplum kendi geleceğini belirlerken, bu maksatla kurduğu devletin yasalarının o toplumun inanç, tarih, ahlak ve geleneğine uygun olması, meşruiyeti açısından ilk şarttır.
Politik gerçeklik, ezeli ve ebedi hakikat arayışına giden yolda basamak oluşturur. Yoksa, iktidar sevdası ile Hakikat yolundan sapılırsa, bu dünyada ilahi gazab’a, öbür dünyada azab’a vesile olur.
Şeriat’a gelince, Şeriat’ı daha kolay şöyle anlatmak mümkün: Bir şeye “Gayrimeşru” dediğiniz de onun meşru olmadığını, yani Şeriat’a uygun olmadığını söylemiş oluyorsunuz. Şeriat, “Kanun, Yasa, Töre” değil, “Hukuk” yani “Hakkı koruyan, varlığını ve meşruiyetini Hak’tan alan düzen” demektir.
Mesela İlah ve Rab’den de herkes kendine göre anlamlar çıkartabiliyor. Ama Resulullah’ın tanımı ile, birileri size bir şey söylediğinde, siz o şey üzerinde düşünmeden, onu söylenen gibi yapıyorsanız, siz o söyleyeni İlah ve Rab edinmiş oluyorsunuz. Peki İlah ile Rab arasındaki anlam farkı ne? “İlah” “Hüküm koyucu”, “Rab” “Terbiye edici” demektir. Biri hüküm koyuyor, biri de o hükme göre insanları “eğitiyor” ve ona uymaları konusunda insanları terbiye ediyor. Yani o sözü, hükmü, yasayı içselleştirme, benimsetme konusunda bir rol üsleniyor demektir. Bu konuda hani Eğitim ile ilgili bir “Talim ve Terbiye” kurulu var ya, işte onlar tam da bu işi yapıyorlar.
Şeriat, yaratanın yaratılana vahyettiği, insanlar için yaratış gayesi, emir ve yasakları, rıza ve gazabına sebep olan haller, dünya ve ahiret hayatı gibi konularda peygamberleri vasıtası ile gönderdiği kitaba uygun bir hayat rehberidir.
Bu anlamda “Şeriat, etimolojik olarak “suyun kaynağına/pınara giden yol” ya da “Hakka-Hakikate doğru takip edilen yol” demektir. Terim olarak, Herhangi bir dinin inanç (itikat), ibadet, ahlak, hukuk ve iktisadi, içtimai ve hayata dair Allah’ın (cc) rızasının tecellisinin vesilesi olma iradesini düzenleyen kurallar bütünü, yani ilahi kanunlar sistemi” anlamına gelir.
Sovyetlerde Prezidyum aslında tanrılar konseyi gibi bir şeydi. Yani “İlahlık kurumu” idi. Komünist Partisi, eğitim kurumları, media’sı ve diğer örgütleri ile Rablik kurumu idi. Komünist ideoloji onlar için “din” anlamına geliyordu. Parti kararları ve yasalar, Sovyet rejiminin meşruiyetini ifade eden kurallar bütününün dayandığı temel değerler ise onlar için bir “şeriat” anlamı taşımaktaydı.
Diktatörlük rejimleri, darbe yönetimleri, tek adam rejimlerinde tepedeki isim kendini İlah konumuna yükseltir. Onun emirlerini uygulayan, topluma dayatanlar, toplumu o yönde eğiten, terbiye edenler ise Rab’lik iddiasında bulunmuş olur. O kuralların dayandığı üst değer ise onların şeriatı anlamına gelir.
Modern toplumlarda genellikle amirler, hiyerarşideki kişiler, VIP ve CIP taifesi ilahlık kurumudur. Mevzuat Şeriat, bürokrasi de “Rabcik”ler oluyor bu durumda herhalde.
Modern toplumların ne çok İlahı, Rabbi, Putu var. Kureyş’in putları belli idi, Lat, Menat, Uzza filan kabilelerin putları vardı. Bizde bugün liderler, kanaat önderleri, din büyükleri, politikacılar, Partiler, hatta futbolcular bile bir Put’a dönüştürüldü. Hani birileri birilerini “İdol” ediniyor ya…
İdol, hayranlık duyulan, örnek alınan veya bir konuda en üstün kabul edilen kişi ya da nesne anlamına gelir. Kökeni Fransızca “idole” ve Latince “idolum” (put, tasvir) kelimelerine dayanır.
Şeriat hükümleri, İslam alimleri tarafından aşağıdaki dört temel kaynaktan türetilir: Kur’an-ı Kerim, Sünnet / Hadisler, İcma, Kıyas / İçtihat. İçtihat, yeni veya güncel meselelerde, mevcut kurallara dayanılarak analitik akıl yürütme ile hüküm çıkarılmasıdır.
Şeriat yalnızca devlet yönetimiyle ilgili kanunları değil, bir Müslümanın hayatının her alanını kapsar: İbadetler, İtikat, Muamelat (Ticaret, evlilik, miras, boşanma ve borçlanma gibi insanlar arası ilişkiler). Ukuhat (Ceza Hukuku), Ahlak: Doğruluk, adalet, kul hakkı gözetmek ve yardımlaşma gibi prensipler. Emojilerle haberleşen kalabalıklarla bu gibi dini, felsefi derinliğe sahip konuları nasıl konuşacağız, bilmiyorum. Sanırım herkesin kendi diline sahip çıkması, makinalarla konuşmak yerine beşeri bilişim konusunu öncelikli bir mesele haline getirmesi gerek. Değilse Allah’ın insan topluluklarını yaratış sebebi olan Tearüf etmekten uzaklaşacağız. Dilerim çok geç olmadan aklımızı başımıza toplarız. Dini dünyadan ayırırsak Hakikati kaybederiz. Dünya Ahiretin tarlası. Allah kendi seçtiği dini bu dünyada yaşayalım diye bizi buraya gönderdi. Başkalarını İlah ve Rab edinelim, kendi yaptığımız yasaları Allah’ın koyduğu kuralların üstüne çıkartalım diye değil. Evet insanlar farklı dinlere sahipler, bizim dinimiz bize, onların dini onlara. Yeter ki, kimseye İlahlık ve Rablik taslamasın, kimse kendi kurallarını başkasına dayatmasın. Bu dünyada tartışıp durduğumuz şeylerin hakikatinin bize gösterileceği bir gün var. O gün kim kimdir belli olacak.
Selam ve dua ile…