Allah'ın Nişanelerine Hürmet Etmek

“Ey İnananlar! Allah'ın nişanelerine, hürmet edilen aya (Kâbe'ye), hediye olan kurbanlığa, gerdanlıklar takı-lan hayvanlara, Rab'lerinden bol nîmet ve rıza talep ederek Beyti Haram'a gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin. İhram-dan çıktığınız zaman avlanabi-lirsiniz. Sizi Mescid-i Haram' dan menettiği için bir topluluğa olan kininiz, aşırı gitmenize se-bep olmasın; iyilikte ve fenalık-tan sakınmakta yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın. Allah'tan sa-kının, Allah'ın cezası şiddetli-dir.” (5 Maide, 2)
Her dinin, her inanç sistemi-nin, her siyasal sistemin kendisine özgü şiarları, sembolleri, düşünce biçimleri, akide şekilleri vardır. Bir alâmet, bir görüntü, bir sembol, bir amblem ki görülür görülmez he-men akıllarda o sistemi çağrıştırı-yorsa, işte o, o sistemin sembolü-dür, o sistemin dokunulmazıdır. Resmi bayraklar, paralar, üniforma-lar, tapınaklar, mescitler, kiliseler, havralar, haç, orak çekiç belli dinle-rin, belli ideolojilerin, belli sistem-lerin, devletlerin saygın, dokunul-maz sembolleridirler. Bunlara karşı yapılacak bir saygısızlık, o sisteme karşı yapılmış bir saygısızlık anla-mına gelir.
İşte görüyoruz, dün de, bugün de Allah'a küfretmek isteyenler, Allah'a hakaret etmek isteyenler hep O'na ait olan sembollere, O'na ait olan şiarlara saldırmaktadırlar. Kahrolsun şeriat teraneleri atanlar, Allah'ın şeriatını, Allah'ın yasalarını, Allah'ın dinini lânetleyenler başka değil sadece Allah'a düşman kesil-mekte, Allah ile bir savaş vermek-tedirler. Öyle değil mi? Allah'a küf-redemeyenler, bunu becereme-yenler O'nun dinine, O'nun âyet-lerine, O'nun sembollerine küfret-mektedirler.
İşte aynen bunlar gibi Rabbi-mizin de sembolleri vardır. Varlığı Allah'ı ve O'nun dinini, O'nun siste-mini çağrıştıran ezan gibi, namaz gibi, hac gibi, Kâbe gibi, mescid, cuma, bayram, Safa, Merve, say, Arafat, Mina, Müzdelife, kurban, tesettür, Allah'ın istediği hayat, Al-lah'ın emirleri, Allah'ın yasakları, Allah'a, Allah'ın istediği saf kulluğu gösteren işaretler, izler, alâmetler... Allah'ın şiarlarıdır.
Her şiarın, her sembolün ken-disine göre sembolize ettiği, çağ-rıştırdığı bir hakikat, bir mesaj var-dır. Onun içindir ki o sembollerin ortadan kaldırılması, değiştirilmesi o hakikatin ortadan kaldırılması an-lamına gelecektir. Onun içindir ki Rabbimiz bu sembollerini ortadan kaldırmadan yana, onların içini bo-şaltıp, işlevlerini bitirmeden yana bir tavır almayın buyuruyor.
Namazı, haccı, Allah'ın istediği hayatı, Allah'ın istediği kulluk bi-rimlerini korumadan, onları ihya etmeden, onları yüceltmeden yana bir tavır almamızı istiyor. Kitabı-mızın bir başka âyetinin beyanıyla işte kalplerin böylece takvaya ula-şacağı anlatılır.
İşte takvanın işareti, takvanın göstergesidir bu. Kim bu Allah sembollerine, bu Allah işaretlerine saygılı olursa bu onun kalbinde tak-va olduğunu gösterir. Bu Allah âyet-lerine, Allah nişanelerine, görülün-ce Allah'ın hatırlanacağı bu Allah sembollerine saygılı olmayanların da kalplerinde takvanın olmadığı anlaşılacaktır.
Öyleyse Müslümanlar, Allahü Teâlâ'nın kıyamete kadar Müslü-manlara şeâir olarak bildirdiği na-mazı, haccı, kurbanı, bayramı, ca-miyi, mescidi, cumayı, Kâbe'yi, te-settürü, Allah'ın istediği hayatı sü-rekli ayakta tutmak ve onlara sahip çıkmak zorundadırlar. Birileri bun-arı elimizden almak, bunların içini boşaltmak, bunların fonksiyonlarını yok etmek savaşına girseler de Müslümanlar bunlardan vazgeç-memek zorundadırlar. Bunlara var güçleriyle sahip çıkmak zorun-dadırlar. Bilinçli olarak varlığı Allah'ı hatırlatan bu şiarları yok etmeye çalışanlarla bilinçli olarak bizler de savaşmak zorundayız. Namazı, içini boşaltıp sadece şekilden ibaret bir hareketler manzumesine dö-nüştürmemeliyiz. Haccı, anlamının dan uzaklaştırıp tüm hayatı düzen-leyici fonksiyonunu kaybettirip, Kâ-be'den, Arafat'tan, Safa'dan, Mer-ve'den, İbrahim (a.s)'den, Hacer anamızdan bağımsız sadece tu-ristik bir seyahate dönüştürme-meliyiz. Ezanın Allah'a boyun bük-meye çağırıcı fonksiyonunu yitirip sadece bir bağırıp çağırma haline getirmemeliyiz. Orucun anlamını yitirip sadece bir perhiz ameliyesi haline sokmamalıyız. Cumanın ha-yatı düzenleyici yasaların ilân edil-diği haftalık bir şûrâ oluşunu kay-bettirip içini boşaltmamalıyız.
Sizler ey Müslümanlar zulme maruz kalmış olsanız bile asla zul-metmeyin. Çünkü Müslüman asla zulmedemez. Hiçbir gerekçe adına Müslüman zulmedemez. Hele hele Allah adına hiçbir zaman zulme-demez. Çünkü Müslümanın haya-tında egemen varlık Allah'tır.
Müslüman hayatının tümünde Allah'ı söz sahibi bilmiş, Allah'ı velî kabul etmiş ve tüm hayatında O' nun kararlarını uygulamaya inan-mış kimsedir. Ve inandığı Allah da hiçbir dış baskı olmaksızın kendi rahmet ve merhameti gereği zulmü kendisine haram kılmış bir Allah'tır. Şimdi yeryüzünde Allah adına adâ-leti gerçekleştirmek için ayağa kalk-mış bir Müslüman, gerekçesi ne olursa olsun nasıl zulmedebilir?
Öyleyse ey Müslüman kulla-rım, iyilikte, takvada, Allah'a kulluk-ta, Allah'ın emirlerini yerine getir-mekte, yeryüzünde Allah'ın istediği hayatı gerçekleştirmede ve fena-lıklardan, kötülüklerden, zulüm-lerden, Allah'ın istemediği tavır-lardan sakınmakta birbirlerinizle yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın.
Allah'tan sakının, unutmayın ki Allah'ın cezası şiddetlidir. Evet tak-vayı icra etme, Allah'ın istediği kul-lukları icra etme, iyilikleri gerçek-leştirme konusunda birbirlerinizle dayanışma içinde olun. Allah'ın emirlerine uyma konusunda bir fıtrat şuuru içinde olun. Tüm iyile-rin ve iyiliklerin yanında ve deste-ğinde yer alın. Ama zinhar kötüle-rin ve kötülüklerin destekçisi olma-yın. Kötülük yolunda, günah ve zulüm yolunda yardımlaşmayın.
Evet iyiliğe karşı iyilik kolaydır, ama kötülüğe karşı iyilik, kötülere, kötülük sahiplerine karşı iyilik zor-dur. Unutmayın ki siz onlardan fark-lısınız. Siz Müslümansınız. Siz Allah'a teslim olmuş insanlarsınız. Siz yer-yüzünde Allah adına hareket eden kimselersiniz. Sizin hayatınızda be-lirleyici unsur, hakim unsur Allah'tır. Siz yeryüzünde bunun için varsınız. Sizin varlık sebebiniz budur. Unut-mayın ki sizin bu dünyada varlık sebebiniz zulmü onaylamak, zulmü yerleştirmek değil, onun kökünü kazımak ve onun yerine Allah'ın istediği adâleti ikame etmektir.
Öyleyse Rabbinizin koruması altına girin. Rabbinize karşı sorum-luluklarınızın bilincinde, kullukları-nızın farkında olun. Eğer takva için-de bir hayat yaşar, Rabbinize karşı duyarlı olmayı, O'na lâyıkıyla kul ol-mayı becerebilirseniz, işte o zaman her tür zulümden uzak kalmayı da becerebilirsiniz.

Ribat Dergisi

Bu yazı toplam 41192 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar