Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Allah'ın ipine tutunmak

Derin Gerçekler

Akledenlerden, Tevbe edenlerden, sırat-ı müstakim üzere olanlardan, Sabredenlerden, şükredenlerden, direnenlerden olalım inşallah. “İman en büyük zenginliktir”. “Hayat iman ve cihaddan ibarettir”. Ecelimizden önce ya da sonra ölmeyeceğiz, rızkımızdan az ya da çok yemeyeceğiz, Kaderimizden başka bir kader de yok. Ve bizi gören, duyan, bilen, kadir-i mutlak, hüküm sahibi bir Allah var. Eğer biz O'nun rızasının tecellisinin vesilesi isek, ne gam. Değilse zaten bu dünyada bela eksik değil. Allah’ın (cc) ipini bırakanların Allah da ipini bırakır ve onların varacakları yer de bellidir.

Bugünler de geçer. Hayat inişli çıkışlıdır. Arif olan hayatın iniş çıkışlarına bakar ve ondan ders alır. Her inişin bir çıkışı, her çıkışın bir inişi vardır. Her şey zıddı ile kaimdir.

Mesela şöyle bakarsak, düşman bile farklı bir anlam kazanır: Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın, gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın”

Sonunda değil mi ki, bir bakmışız, bize şer gibi gelen şeylerde bile hayır varmış, hayır gibi gelenlerde de şer olabildiği gibi. Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri ne diyordu: “Hak şerleri hayreyler, Sen sanma ki gayreyler, Arif anı seyreyler, Görelim Mevlam neyler, Neylerse güzel eyler.

Biz ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. O zamanın ikindi vaktinde gelmişti. Sanırım biz zamanın akşam vaktindeyiz. İmtihanın şartları giderek zorlaşıyor. “Zamanın sonu” zor olduğu kadar da ilginç olacak. Mucizeler gerçekleşecek. Harikalar göreceğiz, Dehşeti yaşayacak insanoğlu. Başka boyutlara geçebiliriz belki de, Maddenin yapısı ile oynayabilir insanoğlu. Fıtratı bozabiliriz bu sınır tanımayan merak ve ihtirasla. Kalp gözümüz kapandığında kaçtığımızı sandığımız şeye doğru koşuyor olabiliriz.

Gelin yeniden iman edelim. Gelin camide buluşalım. Gelin istişare edelim, şura yapalım, sohbet edelim. Gelin Resulullahın lanetlediği ırkçılık, kavmiyetçilik, kör taraftarlıktan, partizanlık vazgeçelim. Bütüne talip olalım.

Yeniden Mekke’ye dönelim mesela, Hılful fudul yapalım. Yeniden Medine’ye dönelim, Müslümanlar kardeş olalım, kucaklaşalım. Bir ümmet olduğumuzun farkına varalım. Vahdete ulaşalım. Kudüs’e gidelim, insanlar arasında, başkalarının temel hak ve hürriyetlerine engel olarak İlahlık ve Rablik taslayanlardan değilse, onlarla nimet ve külfet dengesine dayalı itilaflar kuralım. Yıkıcı muhalefetten, tefrikadan vazgeçelim. Yüzümüzü Allaha dönelim. Günahlarımızı hatırlayıp tevbe edelim, helallik dileyelim, haram mal, söz, kişi, unvanlardan arınalım. Yoksa felaket yakamızı bırakmayacak.

Başımıza gelenler ya bir imtihan ya da yaptıklarımızın sonucu başımıza gelen şeylerdir. Biz kendimizi değiştirmedikçe, Allah bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyecektir.

Eğer hırsızlıktan, katilden, adaletsizlikten söz ediyorsak, toplumun kendi aralarındaki bu çirkinliklerden uzaklaşması gerekiyor. Namuslu insanların namussuzlardan daha cesur olması gerekiyor ki, Allah onların elleri ile zalimleri cezalandırsın ve mazlumlara yardım etsin.

Hani haksızlıklar karşısında susanlardan olmayacaktık. Bizimkilerin haksızlık yaptıklarına inanmadığımız gibi gerçekleri araştırmıyor, sorgulamıyor, yakınmaları dinlemiyoruz bile. Tamam hemen inanmayalım da, hani bir topluluğa olan düşmanlığımız bile bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmeyecekti. Onların iddialarını dinlemeden ve araştırmadan nasıl adalet sağlayacağız. Hatta çıplak gözle bakıldığında, söylenen sözlerdeki çelişkiler, söz ve eylemler arasındaki farklılıklara bile bakınca hemen anlaşılacak şeyleri bilmezden gelmek bizi kurtarır mı dersiniz.

Unutmamak gerekir ki, hiç kimse bu dünyada olup-bitenleri görmezden, duymazdan, bilmezden gelme hakkına sahip değildir. Ne yazık ki, bir çok insanın gözü var görmüyor, kulağı var duymuyor, kalbi var hissetmiyor. Onlar için söylesen de bir söylemesen de. Çünkü duymak, bilmek, görmek, anlamak istemiyorlar. Görmek istemeyenden daha kör, duymak istemeyenden daha sağır, hissetmek istemeyenden daha vicdansız kim olabilir!.

Mevlana öyle demişti değil mi? “Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol”. Öbür türlüsü münafıklık alametidir. Şimdi dışarıdan bakınca kim kimdir adeta fark edilmiyor. Alameti farikalar kayboldu. Hatta dışarıdan bakınca kadın mı erkek mi, çıplak mı giyinmiş mi, adeta o bile belli değil. Hani onlara benzemeyecektik! Kimlik kartlarımız adım adım kimliksizleştirildi, din, mezhep, anne-baba adı, son olarak biyolojik cinsiyetimiz bile silindi. Pembe ve mavi kimlikleri yerini TEK TİP kimlikler aldı. LGBT’nin çok renkli logosuna inat, bütün insanların kimliği tek tipleştirildi. NAS artık yukarıdaki bir çok kimsenin pek de umurunda değil. NAS karı koca ya da Müslümanlar arasında bir ihtilaf olduğunda HAKEME giden emri de artık, YASAK Kapsamında. FAİZ diye ifade ettikleri RİBA da artık NAS açısından değerlendirilmiyor. HAFİZE hanım, ismindeki (H) yi kaldırıp (A) ile (F)yi yer değiştirip FAİZE adını alsa, daha şık olacak.. HAFİZE NAS ile ilgili bir konu, FAİZE de aslında çok da kötü bir isim değil. FAİZ erkek adı, FAİZE kadın adı olarak kullanılabilir. (Afedersiniz bunlar biyolojik cinsiyetle ilgili idi değil mi, şimdi moda toplumsal cinsiyet biliyorsunuz). Zaten HARAM olan RİBA.. FAİZ deyince eğer ENFLASYON ve DEVALÜASYONdan söz etmeden dini bir hüküm çıkartmaya kalkarsanız, Hakikatten uzaklaşırsınız. BANK NOTE’deki KAİME, yani ikame edilen değer gerçek değer değildir. HAFİZE HANIM, Hıfzetmiş olup olmadığını bilmediğim NAS’a göre, ölçüyü-tartıyı doğru tutması ve RİBA’dan uzak durması gerek ama, HAFİZE hanımı RİBA kontrolörü olarak tayin etmek de ayrı bir mantık olsa gerek.

Neyse, iki gün sonra Milli Piyango çekilecek. Eskiden EŞYA PİYANGOSU da vardı. Sahi Piyango MİLLİ olunca HELAL oluyor mu? MPİ bir Helal sertifikası alsa, aslında bu iş patlar. Niye bunu düşünmediler ki! MİLLİ PİYANGO oluyorsa HELAL PİYANGO da olur. Çünkü Milli, çıkış noktası, Arapça aslı itibarı ile NATİON ya da ULUSAL değil, dinidir. Referansı da MİLLETİ İBRAHİM'dir. Ha! Unutmadan, Piyango alırsanız, büyük ikramiye size çıkarsa, haram para ile cami yapılmayacağı gibi, Gazze’ye yardım falan da olmaz. Piyango alırken besmele falan da çekmeyin, hayrınıza olmaz. Sigara, Nargile, Cola içerken de besmele çekmiyorsunuzdur umarım. Ah ah, 60’lı yıllarda yılbaşında sınıf olarak Milli Piyango, Eşya piyangosu aldırırlardı bize. Spor toto ve daha çeşit çeşit oyunlar, Allah affetsin, o günlerden bu günlere geldik, hepsi bin beter oldu. İnternette artık her haltın sanalı var uyuşturucunun bile. Biz masiyete yaklaşmayalım ve Allah da bizi korusun inşallah.. Hayırlı Cumalar.

Selam ve dua ile.

Bu yazı toplam 213 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar