ABD askeri tehdidi bıraktı, ekonomik savaşa yüklendi
ABD, İran’a yönelik askerî tehdidin sonuçsuz kaldığını görünce savaş alanını ekonomiye taşıdı. Washington’un yeni hedefi, İran’ın döviz sistemi ve dış ticaret dengesi olurken, uzmanlar çözümün aktif ve örgütlü bir ekonomik direnişten geçtiğini vurguluyor.
Askerî saldırı ihtimalinin belirgin biçimde azalmasıyla birlikte, Washington yönetimi İran’a karşı stratejisini değiştirdi. ABD, doğrudan askerî maceranın maliyetinin ağır ve sonuçsuz olduğunu gördükten sonra, çatışma alanını ekonomik cepheye taşıdı. Bu yeni aşamada hedefin, İran ekonomisinin kalbi olarak görülen döviz sistemi ve dış ödemeler dengesi olduğu açık biçimde görülüyor.
Tesnim Haber Ajansı Ekonomi Servisi’ne konuşan kaynaklar ve yapılan değerlendirmeler, bölgede son dönemde yaşanan gerilimler ve ABD’nin gösteri niteliğindeki askerî yığınaklarının ardından, İran’a yönelik doğrudan askerî saldırı ihtimalinin ciddi ölçüde düştüğüne işaret ediyor. Ancak bu durum, ABD’nin düşmanca politikalarından vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Aksine Washington, nükleer müzakerelerin yeni turunun başlamasıyla eş zamanlı olarak, İran’la ticari ilişkisi olan ülkelere yönelik yüzde 25 oranında gümrük tarifeleri uygulayarak “ekonomik savaşı tırmandırma” kararlılığını ortaya koydu.
Bu hamle, ABD’nin yeni stratejisinde çatışma alanını, İran’ın bazı açılardan daha hassas olduğu ekonomik sahaya kaydırdığını gösteriyor. Özellikle döviz rejimi ve dış ticaret dengesi, bu saldırının ana hedefi hâline getirilmiş durumda.
Washington’un Değişen Taktiği: Ekonomik Kuşatma
Dün, İran ile ABD arasında nükleer dosya kapsamında yeni bir müzakere süreci başlarken, uzmanlar Washington’un değişen baskı taktiklerini mercek altına aldı. Görüşmeler, daha önce ABD’nin askerî tehditleri ve bölgedeki provokatif hamlelerinin gölgesinde başlamış olsa da, mevcut göstergeler doğrudan savaş ihtimalinin büyük ölçüde geride kaldığını ortaya koyuyor.
Batı medyasının savaş senaryoları üzerinden yürüttüğü psikolojik harp faaliyetlerine karşın, sahadaki gerçekler Trump yönetiminin yeniden azami ekonomik baskı politikasına sarıldığını gösteriyor. İran’la ticaret yapan ülkelere yönelik tarife tehdidi, bu yeni safhanın en net göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Bu adımın açık mesajı şudur: ABD, İran’la ekonomik iş birliği yapan tüm ülkelerin maliyetini artırarak, ülkeyi ekonomik izolasyona sürüklemek ve döviz dengesinde çatlaklar oluşturarak iç baskıyı yükseltmek istemektedir.
İran İçin Zorunlu Adım: Ekonomide Yeni Safha
Bu gelişmeler, İran’da ekonomik alanda da yeni bir stratejik diziliş ihtiyacını ortaya koymaktadır. Silahlı kuvvetlerin tam hazırlık hâli devam ederken, devletin ekonomik yapısı da düşmanın bu yeni saldırı biçimine göre yeniden konumlandırılmalıdır.
ABD’nin ekonomik araçlarla İran’a zarar vermeye çalıştığı bir tabloda, ilk hedefin döviz alanı olacağı açıktır. Son yıllarda ekonominin en kırılgan noktalarından biri hâline getirilen bu alan, düşmanın baskı mekanizmasında kilit rol oynamaktadır.
Bu nedenle hükümetin öncelikli gündemi, döviz politikasında kapsamlı ve kararlı bir yeniden yapılanma olmalıdır.
Ekonomik Cephede İki Paralel Hamle
Uzmanlara göre, İran’ın döviz dengesini güçlendirmek için iki eş zamanlı adım hayata geçirilmelidir:
1. Döviz Gelirlerinin Azami Düzeye Çıkarılması
İran ekonomisinin döviz gelirleri temel olarak petrol ihracatı ve petrol dışı ihracat kalemlerinden sağlanmaktadır. Petrol ihracatında, özellikle hedef ülkelerle mal takası (barter) mekanizmalarının genişletilmesi, ABD’nin finansal yaptırım ağını baypas etmenin etkili yollarından biri olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca ihracat noktalarının çeşitlendirilmesi ve yaratıcı ticaret yöntemlerinin kullanılması, satış zincirinin sürdürülebilirliğini güçlendirecektir.
Petrol dışı alanlarda ise petrokimya ürünleri, madenler, tarım ve sanayi ihracatının çeşitlendirilmesi ve bu alanların yakından izlenmesi, döviz kaynaklarının kalıcı hâle getirilmesi açısından hayati önemdedir.
2. İthalatın Sert ve Akılcı Biçimde Yönetilmesi
İthalat cephesinde ise gereksiz ve lüks tüketimin kesin biçimde sınırlandırılması gerekmektedir. Lüks cep telefonları, pahalı otomobiller ve benzeri tüketim ürünleri her yıl milyarlarca dolarlık döviz kaynağını ülke dışına taşımakta, buna karşın ne üretime ne de halkın geçimine anlamlı bir katkı sunmaktadır.
Ayrıca hayvancılıkta kullanılan yem ve girdilerin ithalatı da dikkatle yönetilmelidir. İç üretimin desteklenmesi, verimliliğin artırılması ve tüketim modellerinin yeniden düzenlenmesi, bu alandaki döviz kaybını önemli ölçüde azaltabilir.
Sonuç
Görünen tablo şudur: ABD, askerî tehditlerin İran karşısında sonuçsuz ve maliyetli olduğunu gördükten sonra, savaşı ekonomik alana taşımış ve özellikle döviz sistemini hedef almıştır.
Bu saldırıya verilecek cevap pasiflik değil; aktif, planlı ve saldırgan bir ekonomik direnç stratejisi olmalıdır. Döviz gelirlerinin azamiye çıkarılması, ithalatın disiplin altına alınması ve ekonomik cephede savunmadan çıkılması hâlinde, ABD’nin ekonomik baskı araçları da tıpkı askerî tehditleri gibi etkisiz kalacaktır.
