Yemen'deki Suudi Arabistan-Birleşik Arap Emirlikleri çatışması... nereye doğru gidiyor?

Yemen'deki Suudi Arabistan-Birleşik Arap Emirlikleri çatışması... nereye doğru gidiyor?

Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki gerilim, Yemen sahasında açık güç mücadelesine dönüşürken bölgesel dengeler köklü biçimde sarsılıyor.


Aralık 2025’te, Birleşik Arap Emirlikleri tarafından desteklenen Güney Yemen Geçiş Konseyi, güneyin en büyük ve petrol kaynakları bakımından en zengin vilayeti olan Hadramut’a güç göndermeye başladı. Bu hamle, oyun kurallarını kökten değiştirdi; zira Geçiş Konseyi fiilen, 1990’daki birleşmenin ardından Yemen içinde eriyen eski Güney Yemen Devleti’nin topraklarının büyük bölümünü kontrol eder hâle geldi.

Böylece Geçiş Konseyi, ülkedeki tüm hayati limanları ve petrol sahalarını kontrol altına aldı. Ardından ülkenin doğusundaki Mehra vilayetinin de ele geçirilmesi, bu bölgeyi kendi ulusal güvenliğinin bir parçası olarak gören Suudi Arabistan Krallığı’nda büyük bir şok yarattı.

Doğal olarak bu genişleme, Birleşik Arap Emirlikleri’nin mali ve lojistik desteği olmadan mümkün olamazdı. BAE, Geçiş Konseyi’ni himaye etmekte ve Güney Yemen’in 1986–1990 yılları arasındaki devlet başkanı, birleşme sonrası 1994’e kadar Yemen Cumhurbaşkanı Yardımcısı olan Ali Salim el-Beyd’e de ikamet sağlamaktadır. El-Beyd, dönemin Yemen Cumhurbaşkanı merhum Ali Abdullah Salih ile yaşanan ve iç savaşa dönüşen çatışmaların ardından BAE’ye sığınmıştı; bu savaş Salih’in zaferiyle sonuçlanmıştı.


Suudi–Yemen Gerilimi Zirvede

Bu gelişmeler, Yemen sahasında Suudi Arabistan–BAE ihtilafını zirveye taşıdı. Riyad’ı eşi benzeri görülmemiş bir adıma iten süreçte, Suudi Arabistan, Geçiş Konseyi’ne silah taşıyan Emirlik gemilerini Mukalla Limanı’nda bombaladı.

Buna paralel olarak Riyad, BAE’ye açık tehditlerde bulunarak Yemen’den askerlerini çekmesini ve müdahalelerini durdurmasını talep etti. Suudi yönetim, Yemen’de Emirlikler destekli, arkasında “İsrail” bulunan bağımsız bir yapının güney sınırlarında oluşmasını kırmızı çizgi olarak ilan etti.

Bu noktadan itibaren Yemen savaşı, yalnızca bir iç çatışma ya da vekâlet savaşı olmaktan çıkıp, Körfez bölgesel düzeninin yapısal dönüşümünü yansıtan bir krize dönüştü.

2025’in sonlarında Riyad ile Abu Dabi arasındaki gerilim, Suudi Arabistan’ın kendisini Suriye, Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve Körfez dâhil çoklu güvenlik tehditleri altında hissetmesiyle en üst seviyeye ulaştı. Riyad, bu tehditlerin tamamında BAE’nin rolü olduğunu düşünmektedir.


Bölgesel Cepheler

Suriye’de, Suudi Arabistan geçiş dönemi cumhurbaşkanı Ahmed el-Şera’yı desteklemekte ve ülkenin bölünmesine karşı çıkmaktadır. Buna karşın BAE, güney Suriye’de Ahmed el-Avde’yi ve Cebel el-Arap’ta İsrail destekli ayrılık talebinde bulunan Şeyh el-Hicri’yi desteklemektedir.

Sudan’da, Riyad, Emirliklerin Hızlı Destek Kuvvetleri’ne verdiği destekten endişe duymaktadır. Bu durum, Nil Vadisi ve Kızıldeniz güvenliğini tehdit eden bir bölünme senaryosunu beraberinde getirmekte ve İsrail’in bölgeyi yeniden şekillendirme ajandasına hizmet etmektedir.

Somali’de ise Suudi Arabistan, Babülmendep’in güvenliğini tehdit eden Emirlik–İsrail ortak rolüne şüpheyle bakmaktadır. BAE, Bahreyn ile birlikte, işgalci İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Somaliland’ın bağımsızlığını tanımasına karşı çıkmayan tek ülkelerden biri olmuştur.


Yemen: Tartışmalı Nüfuz Alanı

Suudi Arabistan, kuruluşundan bu yana Yemen’i güney stratejik derinliği olarak görmüştür. Bu yaklaşım, 2015’te Ensarullah’a karşı yürütülen savaş sonrası daha da pekişmiştir. Askerî başarısızlık, Riyad’ı diplomatik çözüme ve Yemen’in birliğini koruma arayışına yöneltmiştir.

Buna karşılık BAE, Yemen’e farklı bir perspektifle yaklaşmıştır. Abu Dabi, Ensarullah’tan ziyade güney Yemen, limanlar ve adalar üzerinde yoğunlaşmış; bölgeyi uzun vadeli jeopolitik ve ekonomik bir yatırım alanı olarak görmüştür.

Bu doğrultuda, 1990 öncesi Güney Yemen Devleti’nin yeniden kurulmasını savunan Güney Geçiş Konseyi, Emirliklerin ana aracı hâline gelmiştir. Konsey, 2019’da Yemen Başkanlık Konseyi’nde yer alarak resmî tanınırlık kazanmıştır; ancak bu durum taleplerini karşılamamış, askerî genişlemeye yönelmiştir.


Çatışmanın Ufku

BAE’nin, Suudi taleplerine “uyum sağlayarak” askerlerini çektiğini açıklamasına rağmen, güney Yemen’deki nüfuzundan vazgeçmeye niyetli olmadığı açıktır. Emirlikli akademisyen ve medya figürleri, müttefiklerden vazgeçmenin söz konusu olmadığını açıkça dile getirmektedir.

Bu yaklaşım, BAE’nin kendisini bağımsız bir bölgesel güç olarak konumlandırdığını göstermektedir. Limanlar ve deniz ticaret hatlarıyla bağlantılı ekonomik çıkarlar da Abu Dabi’nin geri adım atmasını zorlaştırmaktadır.

Suudi–BAE çatışmasının derinleşmesi, Körfez İşbirliği Konseyi için varoluşsal bir tehdit oluşturmaktadır. Askerî ve ekonomik güç dengesi Riyad lehine olsa da, BAE’nin İsrail ve Hindistan desteği, özellikle güvenlik, ekonomi ve yapay zekâ alanında niteliksel bir üstünlük sağlamaktadır.

Bu bağlamda Suudi Arabistan, Yemen’den çekilme talebinde bulunurken, kendisini Abu Dabi ve Tel Aviv ile aynı anda karşı karşıya bulabilir.


Olası Senaryolar

Mevcut aşamada Suudi–Emirlik çatışmasının tırmanması, İsrail’in İran’a yönelik planlarını zorlaştırabilir. Bu durum Ensarullah’a manevra alanı açmakta ve ABD öncülüğünde İran’a karşı kurulan cepheyi zayıflatmaktadır.

Bu nedenle Emirliklerin, İsrail’in İran’a olası saldırısına kadar taktik bir geri çekilme yoluna gitmesi muhtemeldir. Sonrasında ise, İsrail’in doğrudan desteğiyle Güney Yemen’in ayrılması yeniden gündeme gelebilir.

Buna karşılık, Geçiş Konseyi’nin tek taraflı bağımsızlık ilanı, yeni bir iç savaş ve Türkiye, Mısır, İran gibi bölgesel aktörlerin sahaya girmesiyle sonuçlanabilir. Diğer bir ihtimal ise uzun süreli bir donmuş çatışma durumunun ortaya çıkmasıdır.

NOT: Bu makalede dile getirilen görüşler, Tevhidhaber'in kurumsal görüşünü değil, yalnızca yazarın kişisel değerlendirmelerini yansıtmaktadır.

Kaynak: Almayadeen- Tercüme Tevhidhaber


Kaynak:Haber Kaynağı