Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Sorular ve cevaplar

Derin Gerçekler

Sosyal Media’da TT olduğum konu ile ilgili öyle yorumlar, değerlendirmeler yapıldı ki, çoğu akla ziyan şeyler.. Bunların önemli bir kısmı beni tanımıyorlar, olayı bilmiyor, daha önce yazdıklarımdan habersiz, bilgi sahibi olmadan kanaat sahibi olan birilerinin hezeyanlarından ibaret şeyler. Merhametimiz gazabımızdan, sevgimiz nefretimizden büyük olmadan biz bu kan ve gözyaşı çukurundan kurtulamayız. Birbirimizin derdini dinlemeden anlayamayız. Kederler paylaşıldıkça azalır, mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır.

Akil adamlar heyetinde Doğu Anadolu bölgesinde dolaştık. Herkesle konuştuk. Köylüler, partizanlar, militanlar. Herkesin taleplerini, korkularını, umutlarını not ettik. Tartışmadık, sorular sorduk, not aldık..

Bir ara radikal bir grupla konuşurken, sizin bu taleplerinizle ilgili olarak, ''varsayalım talepleriniz kabul edildi, samimiyet testi açısından, peki siz Ankara’dan talep ettiklerinizi, bölgede yaşayan mesela Zaza’lara, Araplara, koruculara, dini gruplara, mesela dini talepleri olan mollalar ve Hizbullah diye tanımlanan kesimin politik taleplerine aynı şekilde olumlu cevap verecek misiniz?'' sorusuda yöneltilmişti.

Bölgede diğer halklara da, Türkler de var orada. Yurdun her tarafına yayılmış Kürtler var, bunların bir çoğu Türklerle aile bağları kurmuş, bir çoğu iş ortaklıkları gerçekleştirmiş. Tabi somut gerçekler üzerinden yaklaşınca bir çok konunun cevabına insanlar hazır değil. Laiklik ve Şeriat, Hilafet konusunu Türkiye Cumhuriyeti bir asırda çözemedi, Kürtler nasıl çözecek?
İran, Irak, Suriye ve Türkiye ile nasıl bir anlaşma sağlanacak? Denize açılan kapı Basra’dan mı, Akdeniz’den mi, Akabe'den mi olacak, bu nasıl olacak? Musul Petrolünü, Türkler ve Araplarla nasıl paylaşacaklar?
Araplarla , Farisilerle evli ve iş ortaklığı olan Kürtler, diğerleri nasıl bir araya gelecek. Kürt aşiretlerinin de kendi aralarında sorunlar var..

PYD ve PKK’yı, bu gün AB ve ABD koruyor. Peki bunlar yarın AB’ye ay da NATO’ya üyelik başvurusunda bulunursa ne olacak? Haç’ın gölgesinde tekrar birlik mi olacağız? Bakın FETÖ konusu da böyle, militanca slogan düzleminde gerçekler düzleminde konuyu konuşmaya başladığınızda işler karışıyor.. Zaten bu güne geldiğimizde TransHumanizm Projesinde BİREY’lerin, Din, Ahlak, gelenek ve biyolojik cinsiyetten bağımsız, GENDER diye tanımlanan bir GENOM olarak, Nesneler arası iletişimin biyonik bir halkası olarak NESNE’ye dönüştürülecekler. Türkün, Arap’ın, Kürdün bu konuda söyleyeceği bir şey yok mu?

Ben Genel Af gibi şeylere de karşıyım. Hak sahipleri diledikleri zaman ister tazminat ister bağışlama yolu ile af yoluna her zaman başvurabilmeli. Ama devlet, hak sahiplerinin iradesini yok sayarak af yoluna gitmemeli. Önce adil yargılama yolu ile suç ve suçlu tespit edilsin, cezası belli olsun, kimin affedilip edilmeyeceği ondan sonra belli olsun. Yargılaması devam eden bir davada Af kapsamına alınmak, masum biri için şaibeli duruma düşmen anlamına gelir. Suçlu değilsem, kim beni affetmiş olacakmış ki! Haksız suçlama sebebi ile icabında beni suçlayanlar yargılanacak, suçlanacak ve cezalandırılacak belki.

-“Neden daha önce söylemedin, neden bugün” diyorlar, yazılarıma baksınlar. Hangi konuda bilgi sahibi olmuşsam, hem yazdım ve hem de ilgilileri uyardım.

-“Niye o FETÖ’cünün yazısını RT ediyorsun” diyorlar. Ya hu o kişi bana, kızıma iftira eden biri.

Benden bahsetmiş, ben de iki sebeple RT ediyorum. Bu kişi bana cevap veriyor. Daha sonra cevap vereceğim, insanlar bu kişinin de benim hakkımdaki söylediklerini not etsinler. Ben bunu hep böyle yapıyorum. Ben hiç Komünist olmadım, Ama Komunist partisinin serbest olması için açlık grevi yapanlara destek verdim. Gerçek Tv’nin sahibi Ali Tarakçı ile o günlerden tanışırız. Birinin eli kolu bağlı olacak ben ona saldıracağım. Bu olamaz. “Müsademe-i efkar” konusunda, Fikri bir mücadelede eşit şartlarda olmalıyız.

Basında kamuya mâl olan bir bilgi konusunda bunu kamunun gözü önünde efradına cami, ağyarına mani bir şekilde konuşmamız gerek. Birileri birilerini susturarak, tehdit ederek, aşağılayarak değil.

İkincisi bu adamın doğru ya da yanlış iddiaları var. Kamunun bu iddialara cevap vermesi gerek. Eğer suali mukadderlere cevap vermezseniz, bu iddialar söylentiye dönüşür. Söylenti kargaşanın ikiz kardeşidir. Sıradan bir söylenti, tahripkar bir gerçekten daha can yakıcı olabilir. Onun için ben aykırı soruların açıkça konuşulmasından yanayım.

Bin alemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmetiyiz. Ayağımıza taş atsalar, yolumuza diken dökseler, arkamızdan küfretseler bile, biz güzel söz ve hikmetle hakkı tebliğ etmek, sorulara cevap vermekle mükellefiz.

Siz bu anlamda sadece beni kınayamazsınız, çünkü kınanması gerekenler olarak, bana hakaret edenleri yok sayamassınız.

Bu arada sürpriz bir eleştiri de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den geldi. Devlet Bahçeli ile Fettahoğulları olarak bir yakınlığımız var. Ben “ah’ı gitmiş vah’ı kalmış” (!?) bir gazeteci olarak Fettahoğulları’nın Müftüzadeler kolundanım. Kendi benden 1 yaş büyük olduğu için abim sayılır, ama niye böyle bir açıklama yaptı anlamadım. Danışmanlarına herhalde sormuştur, o gün çıkan yazımda, Bahçeli'nin adres gösterdiği yerle ilgili bilgiler vardı. Bahçeli'nin bu konuda bilgisi olmadığını bilmiyordum. Neyse olan oldu. Dilerim bundan sonra herkes konuşurken ve yazarken ben de dahil daha dikkatli oluruz. Ben sözümü kimseye hakaret etmeden söyledim. Ve sözümün arkasındayım. Beni eleştiren birileri diyor ki, neden bir hafta önce ya da sonra değil?
Yahu ben kaç haftadır bu konuda uyarıyorum, dinleyen mi var. Bir hafta önce zaten yine söyledim de, bir hafta sonra da söylesem aynı şekilde yine itiraz edeceklerdi.

Hükümetin darbe girişimi planlarından darbeden 4 ay önce haberdar olduğunu ben 3 eylül 2022’de öğrendim. (Hükümet ve devleti yönetmenin gereği olarak bilmelerinin doğal olduğunu yine belirtiyorum. Kıpırdanmalar vardı, birşeyler olacaktı ama gün ve saatini sadece darbeyi gerçekleştirecek olanlar biliyordu. Ve devlette doğal olarak teyakkuzdaydı) Demokrasi nöbeti filan tutmadım, Darbelere karşı olduğum için darbecilere karşı durdum. Hükümete destek de verdim, eleştirdim de. Doğru bulduğum zaman destekledim, yanlış bulduğum söz ve eylemleri eleştirdim. Süreç içinde her yeni bilgi daha önce bildiğim bazı şeyleri yeniden sorgulamama sebep oldu. Darbe ile ilgili bu açıklamayı uzun zamandır yapıyordum, yeni bir 15 Temmuz sene-i devriyesi öncesi bu konu yeni tartışmalara zemin hazırlayacaktı ve herkes kendini haklı görüyordu, ben gerçeğin ortaya çıkması için aydınlatılması gereken konular olduğuna dikkat çekmek için basit bir uyarıda bulundum.

AK Parti ve MHP’nin darbe soruşturma komisyonun siyasi ayağın araştırılmasını reddetmesi bugün gelinen noktada farklı bir anlam kazanıyor. Ben başından beri, particilik hiç yapmadım. Erdoğan’a şiir okudu diye ceza verildiğinde meydanlardaydım, tezkere günlerinde de bu kez dönemin iktidarına karşı meydandaydım.. Ben de bir tavır değişikliği filan yok. Kimsenin suç ortağı değilim, kimsenin günahının da hamalı olmadım, olmayacağım. Beni bilenler bunu bilir. Bu tartışmalar büyürse, siyaset sahnesinde yeni Brütüsler çıkabilir. Trollere, ya da menfaat çetelerine dikkat. Bu arada “kontrollü darbe” ifadesini önce FETÖcüler söyledi. Kendi darbe girişimleri örtme çabasının ürünü olan bir tanımlama. Kan dökülmesi darbeyi planlayanların umurunda değildi. Halkın, memleket müdafasıyla hareket ederek bir şekilde darbeye karşı çıkarken, gece yarısından sonra başlaması gereken harekat erkene alınınca şehidlerimizde oldu. Ben de zaten bu derin hesaplaşmanın faturasını millet ödememeli diyorum. Devlet zarar görmemeli, bu devlet zarar görürse, siz de zarar görürsünüz diye herkesi uyarıyorum.
Daha açık olarak ne diyeyim?

“Erdoğan Darbeyi eniştesinden öğrendiyse, istihbarat başkanı görevini yapamadıysa niye o koltukta darbeden sonra oturdu ve simdi de Dış İşleri bakanı oldu” diye soruyorlar?
Bu sorunun cevabını vermesi gereken kişi ben değilim.
Cevabını arayan o kadar çok soru var ki!.
Şu soru da öyle: “Hulisi Akar darbecilerin elinde iken neden Serbest bırakıldı?”. Gerçekler olduğu gibi ortaya çıkarsa, cevabını bulamadığımız bir çok sorunun cevabı da bulunacak.
“Numan Kurtulmus hukuk uygulansaydı bu insanları 2030’a kadar atamazdık beyanatı ile ilgili düşünceleriniz?” diye soruyorlar. Böyle bir şey söylediyse bunun anlamını ona sormak gerek.

Bildiklerimi delillendirmeden ve bilgi kaynağım şahitlik konusunda kaygı duyarken, her bildiğimi açıkça yazmam doğru olur mu? Önemli olan bu bilginin sorumlulara iletilip iletilmediği. Ben bir çok konuyu mesela Bülent Deniz'le istişare ettim. Mesela Soldan Gerçek TV sahibi Ali Tarakçı’yla bu konuyu konuştum, onda bu konuda bilgi var mı diye. Başkaları ile de konuştum.

Benim dile getirdiğim konuların kimlerin lehine olduğu beni ilgilendirmiyor. Bilgi doğru ise, babama karşı da olsa, düşmanımın lehine de olsa ben adil şahitlik yapmaya Allah’a söz verdim, her Müslüman gibi. Ve ben sözümde duruyorum, sözünde durmayanlar düşünsün.

Allah öyle buyurdu: “Bir kavme olan düşmanlığınız, sizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmesin”.

Erol Olçok konusu da tartışılan bir konu. Hanımından bazı şeyler dinledim. Başka kaynaklardan da çok daha farklı şeyler duydum. Ama teyid edemediğim bilgiler bunlar.
Adil Öksüz'ün serbest kalması tek örnek değil. Asya Finans'a 100 lira yatıran KHK ile gitti, Bankanın yöneticisi bir kamu kurumuna başkan oldu. Her darbede bir takım “dış mihrak”lar ve bir takın “derin iç mihraklar” vardır.
Global sistem aynı ülkenin çocuklarının kanları ve gözyaşları üzerine kendine iktidar ve servet üretmek için içeride ve dışarıda sorun çıkartır.

BÇG, NATO’nun “kızıl tehlikeyi Yeşil’e” çevirmesinden sonra radikal İslam'a karşı bir sopa idi, FETÖ ise ılımlı İslam’a karşı Havuç.
Bu ülkede sağ-sol, alevi-sünni, Kürt-Türk, İslamcı-Laik kavgasının arkasında da aynı çevreler yok mu?
Sahi Mason Adnan Oktar’ı, Anti Mason Milli Görüş’ün içine kim soktu?
Ya da Captagon Tüccarı Kalkancı'ya kim Tarikat kurdurdu?
Emire kimdi, Sisi’nin o tarikatın kuruluşunda rolü neydi?
Tuncay Güney Kanada’ya nasıl gitti ve orada Hahamlık yapıyor. Marksist Fehriye Erdalı, NATO karargahının olduğu Bürüksele kim niçin ve nasıl kaçırdı!

Dünkü yazımın başlığında da belirttiğim gibi: ''Gerçek herkes için en iyi olandır!'' Ve 15 Temmuz'dan hemen sonra canlı yayınlarda yaptığım açıklamalarda, ''Darbe girişimini görüp hiçbir çağrı gelmeden meydanlara çıkanlar altın, çağrı yapıldıktan sonra çıkanlar gümüş madalya sahiplerdir'' dedim. Halkın tavrı ve refleksini hiçbir zaman sorgulamadım, alkışladım!
Yine CHP’lilerin dediği gibi, “FETÖ darbesi yok, iktidar kendi başına böyle bir darbe organize etti” demedim, demiyorum.
Dün sordum yine soruyor suali mukadderlere cevap arıyorum:
''Darbe gerçekleşseydi, darbeciler kimleri vali ve kaymakam yapacaktı?
Kimler emniyet müdürü, jandarma komutanı, Garnizon komutanı olacaktı? Kimleri tutuklayacaktı ve yeni bakanlar kurulu ve stratejik kurumların başına kimleri atayacaklardı? Bunları herhalde sonradan belirleyecek halleri yoktu...''

Selam ve dua ile.

Bu yazı toplam 185 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar