Senato oturumunda savaşın gerçek maliyeti ortaya çıktı
ABD Senatosu Bütçe Komitesi'ndeki oturum, Trump yönetiminin savaş başarısı söyleminin aksine, çatışmaların giderek büyüyen maliyetini ve stratejik belirsizliği gözler önüne serdi
ABD Senatosu Bütçe Komitesi'nde düzenlenen son oturum, Trump yönetiminin İran'a yönelik askeri operasyonlardaki başarı iddialarının aksine, savaşın giderek artan maliyetlerini, stratejik belirsizliği ve Washington'daki derinleşen şüpheleri gözler önüne serdi.
Savunma Bakanı Pete Hegseth, oturumda yaptığı açıklamada, savaşın doğrudan maliyetinin şu ana kadar 37,5 milyar dolara ulaştığını bildirdi. Hegseth ayrıca, operasyonların devamı için 87,6 milyar dolarlık acil bütçe talebinde bulundu; bu miktarın 67 milyar doları doğrudan İran savaşına tahsis edilecek.
Ancak Amerikalı analistler ve bağımsız araştırma kuruluşları, Hegseth'in açıkladığı rakamın buzdağının yalnızca görünen kısmı olduğu görüşünde. Kayıp veya hasar gören üslerin yeniden inşası, imha edilen teçhizatın yerine konulması, yaralı askerlerin tedavisi, bölgedeki asker konuşlandırmasının lojistik maliyetleri ve uzun vadeli bakım giderleri hesaba katıldığında, gerçek maliyetin 70 ila 100 milyar dolar arasında olduğu tahmin ediliyor.
Uzmanlar, çatışmaların mevcut yoğunlukta devam etmesi halinde, doğrudan ve dolaylı toplam maliyetin uzun vadede 1 trilyon doları aşabileceği; bunun da Irak ve Afganistan savaşlarının toplam maliyetiyle kıyaslanabilir bir seviyeye ulaşacağı uyarısında bulunuyor.
Oturumda, Demokrat Senatör John Fetterman, yönetimin daha önce İran'ın askeri kapasitesinin büyük ölçüde imha edildiği yönündeki iddialarını hatırlatarak, "Eğer bu doğruysa, neden şimdi on milyarlarca dolar daha istiyorsunuz?" sorusunu yöneltti. Hegseth, senatöre tatmin edici bir yanıt veremezken, zafer kriterleri, savaşın ne zaman sona ereceği veya bir çıkış stratejisinin varlığına dair de net bir açıklama yapmadı.
Oturumda ortaya çıkan en çarpıcı noktalardan biri, savaşın hedefinde yaşanan belirgin değişiklik oldu. Trump yönetimi savaşın ilk aylarında İran'da siyasi rejim değişikliği ve Ortadoğu'nun yeniden şekillendirilmesi hedeflerini dile getirirken, Hegseth şimdi hedefi "İran'ın nükleer silah edinmesini engellemek" olarak tanımladı. Gözlemciler, bu değişikliğin ilk hedeflerden geri adım atıldığının açık bir itirafı olduğunu belirtiyor.
Senato'ya sunulan veriler, savaşın maliyetinin yanı sıra coğrafi olarak da genişlediğini gösteriyor. Bugüne kadar en az 18 Amerikan askeri hayatını kaybederken, yüzlerce asker yaralandı. İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısını sürdürürken, Yemen'deki Ensarullah hareketinin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik tehditleri de devam ediyor. Bu durum, ABD'nin ilk hedefi olan "deniz güvenliğini sağlama"nın henüz başarılamadığını gösteriyor.
Uzmanlar, savaşın gidişatını değiştiren en önemli faktörlerden birinin "maliyet asimetrisi" olduğunu vurguluyor. ABD, İran ve müttefiklerinin fırlattığı İHA ve füzeleri önlemek için son derece pahalı savunma sistemleri kullanmak zorunda kalıyor. Her bir THAAD füzesinin yaklaşık 12 milyon dolar, Patriot füzesinin ise 4 milyon dolar olduğu belirtilirken, direniş ekseninin kullandığı intihar İHA'larının maliyeti yalnızca on binlerce dolar seviyesinde.
Bu eşitsizlik, Pentagon'un kaynaklarını hızla tüketirken, savaşın ekonomik olarak sürdürülebilirliğine dair ciddi soru işaretleri oluşturuyor.
Siyasi analistler, Trump yönetiminin "maksimum baskı" ve askeri gücü birleştiren stratejisinin hedeflerine ulaşamadığını belirtiyor. İran'ın nükleer programı söylendiği gibi çökmedi, Tahran'ın davranışında beklenen değişim gerçekleşmedi ve Hürmüz Boğazı'nda istikrar sağlanamadı. Bunun yerine Washington, maliyeti artan ve sonu belirsiz bir yıpratma savaşının içine sürüklendi.
Oturumun genel tablosu, İran'a karşı başlatılan savaşın, ABD için hızlı bir zafer olmaktan çıktığını; maliyeti katlanarak artan, stratejik hedefleri daralan ve çıkış yolu belirsiz bir angajmana dönüştüğünü ortaya koyuyor. Savaş uzadıkça, ABD'nin açıkladığı hedeflerle sahadaki gerçeklik arasındaki uçurum daha da derinleşirken, bunun siyasi, askeri ve ekonomik bedellerinin Washington'a giderek daha ağır ödettirileceği öngörülüyor.
