PKK tasfiye mi oluyor?
Sedat Laçiner, devlet içindeki görüş farklılıkları olmasaydı, PKK'nın 1999'tasfiye edilebileceğini söyledi.
Bu fırsatın kaçırıldığını belirten Laçiner, şimdi yeniden böyle bir sürece girildiğinin altını çizdi. Laçiner, "Eğer Türkiye bu fırsatı da iyi değerlendiremezse terör yeniden şekil değiştirecek, belki bu kez şehir terörü olacak. Unutmamak gerekir ki başkasının paketleyip verdiği hediyelere dayanarak PKK sorununu çözmek mümkün değildir" diye konuştu.
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Başkanı Sedat Laçiner, "PKK tasfiye mi oluyor?" başlıklı yazısında PKK'nın tasfiye edilme sürecini değerlendirdi.
ÖRGÜTÜN BİR KISMI ABD'YE DİĞER KISMI BARZANİ'YE
PKK'nın uluslararası alanda tasfiye kararının 1999'da alındığını belirten Laçiner, "ABD, İngiltere ve İsrail örgütün mevcut haliyle işlevini tamamladığına kanaat getirdi ve Öcalan'ın Kenya'da paketlenip Türkiye'ye armağan edilmesiyle örgütte çözülme hızlandı. Örgütün bir kısmı ABD'ye yaklaştı, diğer kısım ise Barzani'ye. Öcalan'ın bu yıllardaki ümidi devlet ile anlaşmak, hapisten çıkmak ve siyasete katılabilmekti. Ancak birkaç yıl içinde Öcalan'ın umutları zayıfladı ve Öcalan devlet ile ancak yatağının süngerini tartışabilir bir hale geldi" dedi.
ÖCALAN PKK'NIN TASFİYESİNDE KULLANILABİLİRDİ
Bu dönemde devlet içindeki görüş farklılıklarının PKK'nın sona erdirilmesine mani olduğunu iddia eden Laçiner, "Daha sivil yaklaşıma göre Türkiye'nin önünde büyük bir fırsat vardı ve Öcalan örgütün tasfiyesinde kullanılabilir, Barzani ve Talabani ile görüşmeler arttırılarak bu iki lider de PKK'nın kuşatılmasında Türkiye'ye yardımcı olabilirdi" Ancak daha militarist yaklaşımın, Öcalan, Barzani veya Talabani ile görüşmek yerine topyekun savaşa devam edilmesi düşüncesinde olduğunu dile getiren Laçiner, masa başında alınan en basit kararların bile uygulamaya geçirilemediğinin altını çizdi.
ÖCALAN HÜCRESİNDEN ÖRGÜTÜ YÖNETTİ
Atılan bazı adımların kısa sürede gazete manşetlerine sızdığını belirten Laçiner, devletin kendi içinde bütün olamazken terörist başı Öcalan'ın, alınan tüm 'sıkı önlemlere rağmen' hücresinden örgütünü yönetmeye başladığını iddia etti. Laçiner, "Böylece tüm dünyada bir ilk gerçekleşti. Hava sahası ve deniz sahası uçak, helikopter ve gemilerle korunan, giriş çıkışların en üst düzey hapishane standartlarında olduğu, iyi korunan bir adaya hapsedilmiş bir terörist 'devlete rağmen' örgütü yönetme gücüne kavuştu, yazıları hemen her hafta PKK yayın organlarını süsledi. Buna rağmen PKK toparlanmakta zorladı" diye konuştu.
PKK'YI DİRİLTEN IRAK SAVAŞI OLDU
PKK'yı yeniden diriltenin Irak Savaşı olduğunun altını çizen Laçiner, "1 Mart Tezkeresi TBMM'de reddedilince bunun en ağır bedelli PKK'nın Kuzey Irak'ta barınmasına göz yumulması olmuştur. Türkiye'yi cezalandırma politikası başlatan ABD, 2003-2007 tarihleri arasında Türk askerinin başına çuval geçirme de dahil, Irak'ta her türlü Türkiye karşıtı faaliyete ya göz yummuş ya da bu faaliyetleri desteklemiştir. Buna ek olarak adeta ülkeyi Şiiler ile Kürtler arasında pay etmiştir. Böylece Kürtler güçlerinin çok ötesinde yetkilere kavuşmuşlar ve bağımsız bir Kürt devletine çok yaklaştıklarına inanmışlardır" şeklinde konuştu.
KUZEY IRAK ANKARA'YA MUHTAÇ
ABD'de Obama'nın seçilmesinin Iraklı Kürtleri, Türkiye'ye daha fazla muhtaç hale getirdiğine dikkat çeken Laçiner, Kürt Yönetimi'nin yaşaması için Türkiye'nin desteğinin adeta zaruri hale geldiğini belirtti. Kürtçe TRT yayınına başlandığını ve Avrupa ile Türkiye gibi Irak da TRT Şeş'in kapsama alanına girdiğini hatırlatan Laçiner, "Bu şartlar altında Türkiye Kürt Yönetimi'ne PKK'ya karşı önlemler alması konusunda baskılarını arttırmıştır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Bağdat ziyareti de bu uyarıların en sonuncusu olmuş, Cumhurbaşkanı Gül Bağdat yolunda adeta Kuzey Irak Kürt Yönetimi'ni en üst ağızdan tanımış, ancak bu jestinin karşılığında Kürt Yönetimi'nden PKK'yı bölgesinden çıkarması koşulunu getirmiştir" dedi.
TÜRKİYE BARZANİ VE TALABANİ'DEN ALMAK İSTEDİĞİNİ ALDI
Türkiye'nin Irak'ta izlediği politikayı "akılcı manevralar" olarak değerlendiren Laçiner, bu "akılcı manevralar" ile Türkiye'nin Barzani ve Talabani'den almak istediğini siyasi anlamda aldığını dile getirdi. Laçiner, "Diyalog sayesinde Türkiye'nin sınır ötesi operasyonları tüm dünyanın desteğini almaktadır. Bundan sonraki dönemde de ilk hedef PKK ile Iraklı Kürtleri yakınlaştırmamak olmalıdır" diye konuştu.
TÜRKİYE'NİN ASIL TASFİYE PLANI"
"Iraklı Kürtler otorite olmanın sorumluluklarını yerine getiremiyorsa Türkiye bunu kendi gücü ile yapacaktır" diyen Laçiner, bu konunun, Cumhurbaşkanı Gül başta olmak üzere çeşitli kanallardan Iraklı ve Amerikalı yetkililere bildirildiğini belirtti. Laçiner, Türkiye'nin asıl tasfiye planın ise dışarı ile değil, içeri ile ilgili olduğunun altını çizdi.
Laçiner yazısına şöyle devam etti:
"Türkiye işsizliğin bölgede azaltılması, kamu hizmetlerinin arttırılması, Kürt kimliğinin çoğulcu-demokratik normal bir ülkede olabileceği kadar geliştirilmesi, toplumsal dokudaki yaraların sarılması, siyasi alanda PKK'ya rakiplerin geliştirilmesi gibi uzun bir listeyi eşgüdümlü olarak gerçekleştirmek zorundadır. Türkiye meselenin temelde bir iç sorun olduğunu idrak etmelidir. Bu noktada sevindirici olan devlet içindeki bölünmüşlüğün her geçen gün azalması, Ergenekon Davası'nda ilerleme kaydedildikçe seçilmiş iktidarın muktedir olmaya başlaması ve devletin gerçek bir devlet gibi tek parça halinde hareket ediyor olmasıdır.
Sonuç olarak denilebilir ki PKK şartlara ayak uyduramadığı ve işlevini kaybettiği için tasfiye oluyor, zemin kaybediyor. Fakat bu demek değil ki kısa sürede tüm teröristler silahlarını bırakarak dağdan inecek.
Ciddi bir mesafe kaydedildi, ancak şu an karşımızda olanı en sanılı kısmı. Kamuoyu iyi hazırlanmadan, iyi bir kriz yönetimi sergilenmeden, kararlı ve organize hareket etmeden terörü kabul edilebilir bir seviyeye indirebilmek oldukça zordur. Eğer Türkiye bu fırsatı da iyi değerlendiremezse terör yeniden şekil değiştirecek, belki bu kez şehir terörü olarak karşımıza çıkacak. Unutmamak gerekir ki başkasının paketleyip verdiği hediyelere dayanarak PKK sorununu çözmek mümkün değildir"
Yeni Şafak
