Paşayasa Gidiyor Anayasa Geliyor!

Paşayasa Gidiyor Anayasa Geliyor!

Vakit gazetesinin Lütfü Oflaz ile yaptığı haftanın sohbeti...

- Lütfü Bey; 12 Eylül'ün ürünü olan anayasanın değişmesi nihayet gündeme geldi. AKP'nin öncülük yaptığı bu anayasa değişikliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

- 12 Eylül Anayasası darbeci paşalar tarafından yapıldığı için ben buna anayasa demiyorum, paşayasa diyorum! Bu paşayasa darbeci mantığıyla hazırlandığı için toplumun üzerine giydirilen dar bir elbise gibiydi. Toplum "dar be" diyerek üzerine giydirilen bu daracık elbiseden sık sık şikâyet etmekteydi. Toplum "dar be" diyerek şikâyet ettiği bu daracık elbiseyi bir an önce üzerinden çıkartıp atmak istemekteydi. Toplum özgürlükleri daraltan bu paşayasadan bir an önce kurtulmak istemekteydi. İşte toplumun bu sesine, bu şikâyetine AKP kulak verdi. Böylelikle paşayasanın gitmesi, yerine anayasanın gelmesi nihayet gündeme geldi. Elbette ki paşayasanın yerini alacak anayasa henüz taslak halinde. Üzerinde epey bir süre tartışılacak ve bundan sonra son halini alacak. Ama bu taslağı hazırlayanların yaklaşımlarından da anlaşılıyor ki, yeni anayasa, yerini alacağı paşayasadan çok daha özgürlükçü, çok daha demokrat, çok daha insan haklarına uygun olacak. Paşayasa yasakçı, baskıcı, dayatmacı, faşist bir mantıkla hazırlanmıştı. Milleti devlete ezdiren bir mantıkla hazırlanmıştı. "Her şey devlet için" diyen, milleti oluşturan bireyleri önemsemeyen bir mantıkla hazırlanmıştı. Oysa evrensel hukuk mantığına göre, yasalar güçlü olandan önce güçsüzü korumayı esas alarak hazırlanmalı. Devlet zaten güçlü olduğuna göre, yasalar milleti, bireyi korumayı esas alarak hazırlanmalı. Milleti, bireyi devlete ezdirmeyecek şekilde hazırlanmalı. Özgürlükleri, insan haklarını devlete boğdurmayacak şekilde hazırlanmalı. Belli ki yeni anayasanın yapımcıları bu mantıkla yola çıktı. Yolları açık olsun diyorum. Paşayasa için ise gidişi olsun da dönüşü olmasın diyorum!
İNANMIYORUM, ÖYLEYSE VARIM!
- Hürriyet gazetesi yazarı Yalçın Doğan, "Cemaat artık camilerden sokaklara taşıyor; sokaklarda namaz kılanlar yüzünden yolda yürüyemiyoruz; her yerde namaz kılanlarla karşılaşıp rahatsız oluyoruz" gibi sözlerle namaz kılanlara karşı tepkisini dile getiriyor. Bu konuyu nasıl yorumluyorsunuz?
- Dine ya da bir fikre inanan insanlara, inancının gereklerini yerine getiren insanlara, inancı uğruna rahatını tepen insanlara saygı duyulması gerekmez mi? Camiler dar geldiği için en rahatsız, en zor koşullarda bile inancının gereğini yerine getiren insanlara saygı duyulması gerekmez mi? Yalçın Doğan gibiler "solcu" bilinseler de, bunlar solculuğa da doğru dürüst inanmadılar. Halktan kopuk olmamak gibi, ezilenlerin arasında yaşamak gibi solculuğun gereklerini hiçbir zaman yerine getirmediler. Sırça köşklerde, yalılarda, villalarda oturup solculuğun sadece lafını ettiler. Yalçın Doğan gibiler hiçbir şeye doğru dürüst inanmadıkları için inançlı insanları anlayamazlar. Varlıklarını inançsızlık üzerine kurdukları ve adeta "İnanmıyorum, öyleyse varım" der gibi yaşadıkları için inançlı insanları anlayamazlar. İnsanların inançları uğruna rahatlarını tepmelerini, fedakarlık göstermelerini, çile çekmelerini anlayamazlar. Düşünün; sabah ezanlarını duyduklarında insanlar uykularının en tatlı anını bırakıp yataklarından fırlıyorlar. Kışın hasta bile olsalar, gerektiğinde buz gibi sularla abdestlerini alıp namazlarını kılıyorlar. En azından bu insanların bu inanmışlığına, bu fedakarlığına saygı duyulması gerekmez mi? Düşünün; yazın kırk derece sıcağın altında inançlı hanımlar baştan aşağı örtünüyorlar. Yazın göğüslerini de, göbeklerini de, bacaklarını da açıkta bırakan mini mini giysileriyle dolaşan hanımlar bu giysilerden bile rahatsız olup bunalırken, inançlı hanımlar kırk derece sıcakta bunalsalar da, terleseler de tesettürlerinden asla vazgeçmiyorlar. En azından onların bu inanmışlığına, bu adanmışlığına saygı duyulması gerekmez mi? Düşünün; Cuma ezanlarını duyduklarında insanlar işlerini güçlerini bırakıp camilere koşuyorlar. Camiler yetmediği zaman da sokaklara taşıp, namazlarını sokaklarda kılıyorlar. Kışları gerektiğinde dondurucu soğukta ve kar altında, yazları gerektiğinde bunaltıcı sıcakta ve güneş altında namazlarını kılıyorlar. En azından inançlarının gereğini en zor koşullarda bile yerine getiren bu insanlara saygı duyulması gerekmez mi? Yalçın Doğan gibiler ise bu insanlara saygı duyacaklarına tepki duyuyorlar. Yalçın Doğan gibiler inançlara da, halka da neden bu kadar saygısızlar? Ve Yalçın Doğan gibiler Aydın Doğan medyasında neden bu kadar çoklar?
YÜZDE 20'NİN GENELKURMAY'I OLUNMAMALI
- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Çankaya Köşkü'nde verdiği resepsiyona medya temsilcilerini ayrım gözetmeksizin çağırırken, Genelkurmay Başkanlığı holding medyasının "dinci" dediği medyayı 30 Ağustos resepsiyonuna çağırmamıştı. Neler söyleyeceksiniz bu konuda?
- Medyanın bir kısmına "dinci" deniyorsa, demek ki medyanın diğer kısmı da dinsiz medya! Ancak hiç kimsenin hakkı yok böyle bir ayrım yapmaya. Her neyse, gelelim şimdi resepsiyonla ilgili sorunuza. Eğer Genelkurmay, bu milletin sadece yüzde 20'sini temsil eden CHP zihniyetinin yönettiği holding medyasının Genelkurmay'ı olmak istemiyorsa, yüzde 20'nin dışındaki medya temsilcilerini de dikkate almak zorunda. Genelkurmay, holding medyasının "dinci" dediği medyaya bu milletin en az yarısının sempati duyduğunu bilmelidir. Bu medyayı 30 Ağustos resepsiyonuna çağırmayıp yok farzetmek, milletin yarısını yok farzetmek demektir. 30 Ağustos resepsiyonuna çağrılırken, milletin yarısı yok farzediliyor ama, askere çağırırken milletin yarısı yok farzedilmiyor! Askere çağırırken de milletin yarısını yok farzedin o zaman. "Dinci" denilenlerin çocuklarını da askere almayın o zaman. Hem vatan savunmasında "dinci" denilenlerin çocukları şehit olacak, sonra da "dinci" denilenleri temsil eden medya Genelkurmay'ın resepsiyonlarına alınmayacak. Ha, Genelkurmay Başkanlığı diyor ki, "Bizim ilkelerimiz var; bu ilkelere uyanları çağırırız." Peki sizin asıl devlet kurumlarını dolandırarak, sahtekarlık yaparak haksız kazanç elde ettikleri için mahkum edilenleri resepsiyonlarınıza çağırmamak gibi bir ilkenizin olması gerekmez mi? Peki sizin asıl gazeteci maaşıyla onlarca milyon dolarlık televizyon kanallarının, milyonlarca dolarlık evlerin, milyonlarca dolarlık banka hesaplarının nasıl sahibi olduklarının hesabını veremeyenleri resepsiyonlarınıza çağırmamak gibi bir ilkenizin olması gerekmez mi?

Vakit