Org. İlker Başbuğ konuşmasından satır başları
Org. İlker Başbuğ, büyük önem verdiği Harp Akademileri'ndeki konuşmasına başladı. İşte konuşmadan satır başları...
Org. Başbuğ:
Bugünkü konuşmamda güncel konulara girmeden, Sivil-asker ilişkileri, terör ve terörle mücadele, demokrasi ve laiklik gibi konulara akademik pencereden bakacağım.
Güncel konulara ve bu konularda değinemeyeceğim diğer konularda önümüzdeki hafta yapacağım basın toplantısında paylaşmayı düşünüyorum.
SİVİL ASKER İLİŞKİLERİ
Askerlik tabiî ki profesyonel bir meslektir. Her prof. Meslek gibi askerlik büyük deneyim gerektirir. Fakat askeri profesyonellik farklıdır. Diğer mesleklerden farklılık; Askerlikte maddi gereksinimlerin önceliğinin daha az oluşu ve askerliğin bir meslekten ziyade bir yaşam biçimi oluşudur.
Toplumların dönüşümünde asker daima öncü olmuştur. Silahlı kuvvetler aynı zamanda teknoloji demiştir.
Silahlı kuvvetlerde etik ve askeri değerler çok önemlidir. Askerin üniforması ve şerefi her şeyin önündedir. Askerlikte güven ve itimat ilişkisi çok önemlidir. Bu ilişki üç boyutludur:
1- Toplumun güven ve itimadına sahip olmak
2- Sivil ve askeri liderlerin güven ve itimadına sahip olma
3- Ast rütbeli personelin güven ve itimadına sahip olma
Bunların içinde en önemli olanı askerliğin toplumun güveni ve itimadı üzerine inşa edilmesidir. Toplumun bu mesleği icra edenlerin bilgisine ve uygulamalarına güven ve itimat duyması hayatidir.
Silahlı Kuvvetlerin halkın vergisiyle oluşturulduğu unutulmamalıdır.
TSK yapılan anketlerde her zaman en güvenilir kurum olarak başta yeralmaktadır. Bu sonuç nasıl oluşmaktadır. Sözkonusu sarsılmaz güven duygusunun nedenlerini ulusumuzun tarih içinde şekillenen kolektif benliği içinde bulabilirsiniz. TSK ulusumuzun güvenliğine mazhar olmuştur. Çünkü hiçbir fedakarlıktan kaçınmayarak güvenliğini sağlamaktadır. TSK millete hizmet etmek için bu amaç için, bu ortak amaç için vardır.
Bu noktada TSK'nın toplum nezlindeki itibarını ve güvenilirliğini sarsmayı amaçlayan iki önyargılı yaklaşıma dikkat çekmek istiyorum.
1 Demokrasi kisvesi altında, TSK'ya sistematik muhalefet yapılması. Bu demokrasimizi geliştirmeyecektir. Bu çoğulculukla açıklanamaz. TSK demokrasinin gelişmesinde, çoğulculuğun toplumsal boyut kazanmasında engelleyici bir kurum olarak göstermek yanlıştır
2 Toplumumuzun özellikle mütedeyyin kesimlerini etkilemek amacıyla TSK'yı din karşıtı olarak gösteren kötü niyetli propaganda kampanyalarıdır. Ancak toplumumuzun mütedeyyin kampanyaları bu kampanyaya itimad etmemektedir. Çünkü bu asker Türk milletinin bizatihi kendisidir. Aynı hassasiyetlere sahiptir. Kim ne derse desin Türk milletinin ordusu halktır, halktandır halk içindir.
Sivil- Asker ilişkilerinde son karar siyasi otoritedir.
Sivil asker ilişkilerinin yürütülmesinde yetkili tek makam Genelkurmay Başkanıdır.
Gerekli hallerde silahlı kuvvetler görüşlerini kamuoyuyla paylaşır.
Bir diğer organ MGK'dır. MGK'da her üye eşittir. Görüşlerimizi burada iletiriz.
Günümüzdeki sorunların tek başına yalnız askeri güçle ortadan kaldırılamayacağını anlamalısınız.
Anayasamızın 5. Maddeye dikkat etmeliyiz. Aynen okuyorum: Devletin tamal amaç ve görevleri; Türk milletinin bağımsızlığını, bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak ve kişilerin ve toplumun refah huzur ve mutluluğunu sağlamak.
Anayasamızın bu 5. Maddesinde açık şekilde yeralan devletin temel amaçları bağlamında konuşmamın geri kalanını terör ve demokrasi laiklik konularına ayıracağım.
Değerli silah arkadaşlarım, Türkiye 70'erin başından beri değişik ideolojilere sahip terör örgütleriyle mücadele etmektedir. Bunlardan en zarar vereni PKK bölücü terör örgütüdür.
70'li yılların sonunu şöyle bir hatırlarsak. Bölücü terör örgütünün kuruluş yıllarıdır. Örgüt ilk olarak sınıf temelli, ikinci olarak da etnik temelli Marksist Leninist bir örgüttü. 1994'ten sonra örgüt Markist Leninist kimliği geri plana iterek, etnik temeli öne çıkarmıştır. Bunun nedeni de o dönemde yaşanan gelişmelerdir.
Marksist Leninist söylem gücünü yitirince, örgüt sorunu etnik bir çatışmaya dönüştürmeye çalıştı ve başaramadı.
Bir ülkede ayrışmanın olması için şunlar gerekiyor: Gruplar arası kültürel farklılıklar, sosyal alanlarda bölünmeler, siyasal haklarda eşitksizlikler, ülkenin ana konularına farklı bakış açıkları"
Türkiye'deki durumu bu faktörler içinde inceleyelim. Yüzyıllardan beri Osmanlı topraklarında yaşayan muhtelif topluluklar arasında bir kültür alışverişi yaşanmıştır. Bu süreçte farklılıklarımız törpülenirken, benzerliklerimiz artmıştır. Bu tabiatın bir gerçeği, sonucudur. Dolayısıyla kültürel yaşantımızda farklılıklardan çok benzerliklerin olduğu yadsınamaz bir gerçektir.
Kurumlarda da etnik bir ayrımcılık yoktur. Ne Osmanlı'da ne de Cumhuriyet döneminde hiçbir kurumumuz etnik temelde yapılandırılmamıştır.
Montesquieu eğer cumhuriyette erdem yasa sevgisi ve topluluğa bağlık ise ve çağdaş bir deyimle vatanseverlik ise bu son çözümlemede eşitlik anlayışını oluşturur. Cumhuriyet insanların toplulukla ve topluluk içinde yaşadıkları, kendini vatandaş hissettikleri bir rejimdir. Bu onların kendileriyle birbirleriyle eşit hissetmeleridir. Türkiye'de bunun aksinin yaşandığını iddia etmek ne kadar doğrudur. Bazı eksikler olabilir onlara da değineceğim.
TSK'yı bir örnek olarak alalım. TSK gerçekten bu anlamda emsalsiz bir örnektir. Dünyada ikinci bir örneğini bulamazsınız. Her Türk vatandaşı hiçbir fark gözetilmeksizin askerlik görevini yerine getirmektedir.
Terörle mücadelede şehitlik mertebesine ulaşmış çok sayıda Kürt ve Zaza kökenli vatandaşımız vardır. Edirne'den Hakkari'ye kadar vatanın her köşesinden gelen subay, uzman çavuş, er, erbaşlar göreceksiniz"
Eğer harp okullarına bazı illerden gelen yoksa biz buna üzülüyoruz ve o illerden de kişilerin gelmesi için önlemler alıyoruz. Milletimizin bütün bireyleri hiçbir fark gözetilmeksizin çok değerlidir. Çünkü bizim ordu yapımızın sağlam oluşu, milli ordu oluşumuzun temel nedeni de budur. TSK üyelerinin siyasi görüşleri ve mezheplerinin sorgulanması en büyük tehdittir. Bu ordu milli ordudur. Milli ordu vasfınızı kaybederseniz her şeyinizi kaybedersiniz. Örneği çok"
Siyasal eşitliğe gelince" Birinci Meclis'ten beri tüm vatandaşlarımız eşit siyasal, sosyal hak ve hükümlülüklere sahiptir. Etnik köken farkına bakılmaksızın her vatandaşımız kanun önünde eşittir. Bu haklarını eşit olarak kullanmaktadırlar. Serbest piyasa koşullarından faydalanabilmektedir.
Türkiye'de farklı etnik kökenli vatandaşlarımız arasında ayrık bir yaşam oluşmamıştır. Eğer etnik bir çatışma olsaydı, ne Kürt kökenli vatandaşlarımızı batıya göç edebilirdi, ne de göç alan bölgeler bu göçleri kabul edebilirdi.
Ulus devlet inşası sürecinde homojen bir yapı amaçlanmamıştır. Örneğin Cumhuriyetin ilk yıllarındaki zorunlu iskan yasasını eleştirenlere soruyorum. Eğer devlet asimilasyon uygulamış olsaydı, batıya göç ettirilen kişilerin tekrar dönmelerine nasıl izin verilmiştir.
Asimilasyon iddiasındakilere soruyorum: 1938 yıllarına dönelim. 84 yıllarına gelelim. 84'te terör baş göstermiştir. 38 ile 84 yılları arasındaki huzur ve barış ortamını nasıl izah edeceğiz?
Diyebilirsiniz ki asimilasyon olmadığına göre, Cumhuriyet döneminde 1938'e kadar olan isyanların nedenleri neydi? Bu da haklı bir sual? Yerinde bir sual?
Cumhuriyetin başlattığı bir modernleşme var. Bu da merkezi yönetim sistemine gidiyor. Doğal olarak merkezi yönetim sistemine karşı bazı yerel tepkilerin olması doğal. Yine cumhuriyetin başlarında laik düzene geçiyorsunuz. Bu değişikliğin bölgedeki yerel liderlerin, kim bunlar dini liderler, kimler şeyhler" Bunların yetkilerine bir kısıtlama var. Bunların da tepki göstermemesi beklenemez. Dış dinamikler, kışkırtmalar var. Şeyh Sait ile bugünkü Irak arasındaki bağlantıyı nasıl görmeyiz.
Osmanlı döneminden beri bölgenin geri kalmışlığı da bir nedendir. Elbette yine bu dönemlerde devletin bazı memurların, bölge halkına kötü muamelede bulanması da bir nedendir. Bunu da kabul etmek gerekir.
Sonuç olarak gerçekten Cumhuriyetin ilk dönemindeki ayaklanmalar da temel anlamında etnik temelli değil. Bölücü terör örgütü PKK'nın ortaya çıkışı da etnik temelli değil.
Türkiye bazılarının görmek istediği gibi etnik olarak ayrışmış bir ülke değil. Türk milleti bir bütün olarak ülkenin ana ulusal konularına bakışında farklılıklar yok.
2006 yılında Sayın Erdem'in yaptığı bir araştırma var. "Vatandaşlıktan ne anlıyorsunuz?" sorusuna yüzde 83'lük bir kesim "Türkiye'yi seviyor olmak" cevabı veriliyor.
"Kimliklerinizi özgürce yaşayabiliyor musunuz?" sorusuna yüzde 80 küsürlük bir kesim "Evet" diyor.
Araştırmaya katılan anadili Kürtçe ve Zazaca olan vatandaşların yüzde 88'i imkanınız olsa hangi ülkede yaşarsınız sorusuna "Türkiye" cevabını veriyor.
Yine aynı kesimden araştırmaya katılanların yüzde 90'ı bayrak ve marşımıza sahip çıktıklarını belirtiyor.
İşte bu yüzden ülkemiz etnik bir çatışmaya, ayrışmaya sürüklenmeyecektir.
Türkiye'de hiçbir zaman etnik çatışma yaşanmamış ve yaşanmayacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu bir devrimdir ve hedef ulus devletin yaratılmasıdır.
Atatürk Türk devrimleri için şunu diyor.
Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkı (Türk halkı derseniz bütün cümle düşer)" Buradaki Türkiye halkı vurgusu, hiçbir dini, etnik tanımı içermez"
Türk milleti Türk sözcüğü bir sıfat değil, değişik unsurların hepsine verilen ortak bir isimdir. Aynı şekilde kullanımı biz diğer ülkelerde de görebiliriz. Bu kavrama etnik yüklemeler yapmak, kavrama sanal anlamlar vermektir.
Bugün ulus devlet yapısının ortak değeri ne olacak? Anayasa'nın 5. maddesinde çok açık.
Türk milletinin bağımsızlığını, bütünlüğünü, cumhuriyeti, demokrasiyi korumak. Buna bir de kişilerin mutluluğunu, huzurunu oluşturmayı eklerseniz.
Ulus devletin dayanağı ne olacak? Vatandaşlık esasına dayanan milliyetçilik esasıdır.
Obama dedi ki "Biz aynı zamanlarda farklı dinlerden, ırklardan gelen ortak bir milletiz" dedi.
Kişi toplumsal kimliğini üst ortak bir kimlik olarak benimseyecek, kabul edecek; bireysel kültürel kimliğini de yaşayacak. Ama siz sadece bireysel kültürel kimliğinizi ortaya çıkararırsanız bu olmaz.
Kendini farklı görenleri entegre etmeliyiz. Asimilasyon değil, entegrasyon. Burada nasıl hatalar yaptık. Bunu sorgulamalıyız. Entegrasyonu sadece kimlikler üzerinde de değerlendirmek yanlış.
Asırlardır kader birliği yaptık. Burada bir soru var. İkincil kültürel kimlikler doğrudan doğruya mı tanınacak, yoksa sadece bireysel kültürel kimlik olarak mı tanınacak? Modern toplumlarda kültürel kimlikleri kısıtlayamazsınız.
Çağdaş demokratik toplumlarda ikincil kültürel kimliklerin yaşanması mümkündür. Ama ikincil kültürel kimlükler üst ortak kimliği parçalamaması, onun önüne geçmemesi gerekir.
Siz eğer etnik kimliği siyasallaştırırsanız, Lübnan, Irak gibi ülkelere bakmanız gerekir. Bu ülkelerde etnik kimliğin ön plana çıkarılmasının sonuçlarını görüyoruz. İkincil kültürel kimliklerin anayasada tanınması, böyle birşey,
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Ulus devlet, üniter devlet yapısı içinde mümkün değildir.
Elbette devlet Kürt vatandaşlarımıza daha iyi bir yaşam imkanı sağlamak zorundadır. Mağduriyetlerini gidermek devletin asli görevidir.
Vatandaşa düşen de sadakat içinde sorumlu davranmaktır. Dün olduğu gibi bugün de bu topraklarda barış içinde yaşamamıza kimse engel olmamalıdır.
Sonuç olarak TSK Atatürk'ün bize emanet ettiği üniter, ulus devleti koruma konusunda taraftır, taraf olmaya da devam edecektir.
Teröristle masum halkı karıştırmamak gerekir. Bu, yapılacak en büyük hatadır. Halkla ilişkileri sağlam ve samimi zeminlere oturtmak zorundayız.
Terörist de neticede bir insandır. O yüzden bu insanların örgüte katılım nedenlerinin araştırılması ve gerekli önleyici önlemlerin alınması gerekir.
