Onların değil Silivri'de, sokakta bile yatacak yerleri yok!

Bugünkü 1. sayfamızda yer alan, “Fişleme, El-Ezher'e kadar uzanmış” başlıklı haberi gördünüz mü?..
 

Haberde de okuyacağınız gibi;
 
“28 Şubat” sürecinde, darbeciler; “dindar” öğrencileri sadece “Türkiye'de” değil, yurtdışında da rahat bırakmamış...
 
Onları MİT'e fişlettirmiş!..
 
Meclis Darbe Komisyonu'na ulaşan belgelere göre, Mısır, Suudi Arabistan, Pakistan, Libya ve İran'daki üniversitelerde öğrenim gören Türk öğrenciler tek tek fişlenmiş...
 
Komisyona gönderilen MİT Müsteşarlığı'nın 26 Şubat 1997 tarihli yazısında, şu ifadeler dikkat çekiyor:

“El-Ezher Üniversitesi'nin 1996 yılında ilk olarak 150 öğrenci aldığını, halen bu okulda 1100 Türk öğrenci bulunduğunu, bu öğrencilerin 600'ünün Milli Görüşçü, 250-300'ünün Fethullah Gülen Grubu yandaşı olduğu, 25-30 kişi kadar Ülkücü ve 25-30 kadarının da PKK yanlısı Kürdistan İslam Hareketi (KİH) yandaşı olduğu, az sayıda Süleymancı, Nurcu ve Radikal İslamcı öğrenci bulunduğu...”
 
YA DENKLİK İPTALİ?
 
Zulüm, sadece “fişleme” ile kalsa yine iyi... Darbeciler, El-Ezher veya Pakistan İslam Üniversitesi'nde “ilahiyat” eğitim alan öğrencilerin “diploma denklikleri”ni de iptal etmiş iyi mi?..
 
Hukuktaki; “Kanunlar, geriye doğru yürütülemez” hükmüne rağmen El-Ezher'den mezun olup bir okula “öğretmen” olarak atananların bile, hem de “7-8 yıllık öğretmenlik”lerine son verildi!..
 
Gerekçe aynıydı:
 
“El-Ezher mezunu!”
 
“Diploma denkliği yok!”
 
İyi de, be adam;
 
O öğretmen, ortada henüz 28 Şubat yokken mezun olmuş El-Ezher'den... 1987'de El-Ezher'den mezun olup, “diploma”sını alan ve “öğretmen” olarak atanan adama, 1997'de yani 10 yıl sora diyorsun ki;
 
“Diplomanı iptal ettim... Dolayısıyla öğretmenliğini de iptal ettim!”
 
Hani; “Bu yıldan itibaren El-Ezher diplomalarının denkliğini kaldırıyoruz... Tedbirinizi ona göre alın” deseler, yine de anlayışla karşılanırdı...
 
Ama bunlar;
 
1996 veya 1997'de aldıkları bu kararları, “10 yıl önce, yani 1986 veya 1987'de alınmış diplomalara” bile uyguladılar.
 
Anlayacağınız;
 
Böyle bir kin, böyle bir öfke ve böyle bir gözü dönmüşlük içindeydiler...
 
15 yıl önce bunlar yaşandı Türkiye'de...

Darbecilerin yaptıkları, tam bir “zorbalık”tı ve “yasal” hiçbir yönü yoktu!..
 
Evet, yaptıkları;
 
“Yasadışı zorbalık”tı!..
 
Kendi keyiflerine göre; asıyorlardı, kesiyorlardı, “zorbalık”larına kılıf uyduruyorlardı.
 
Öyle ya;
 
“Kalem ellerinde, silah bellerinde” idi... “Güçlü”ydüler...

Onlardan hesap sorulamazdı... Çünkü, “yasa” da onlardı, “anayasa” da!..
 
ZORBALIĞA BİRKAÇ ÖRNEK
 
Buyrun, işte o zorbalığın, işte o keyfiliğin, işte o gözü dönmüşlüğün belgesi...
 
Tarih 11 Ocak 2001...
 
O günkü Akit'te yer alan “Akıl almaz ceza” başlıklı haber özetle şöyleydi:
 
“Eskişehir İmam Hatip Lisesi'nde meslek dersi öğretmenliği, daha sonra Mahmudiye İmam Hatip Lisesi öğretmenliği ve müdür yardımcılığı görevlerinde bulunan Sami Ay, 1992 yılında Kral Abdülaziz Üniversitesi'nden aldığı diplomasının denkliği bozularak, müktesep hakkı elinden alındı. YÖK, daha önce onayladığı diplomayı 8 yıl sonra hukuk dışı bir şekilde geçersiz saydı.

Ay, Eskişehir'de görev yaptığı okulda şimdi idari memurluk, daktiloculuk yapıyor. Görevi süresince ikisi Milli Eğitim Bakanlığı'ndan 8 takdir ve teşekkür belgesi alan Sami Ay'ın, mağduriyetinin giderilmesi amacıyla Danıştay'da açtığı dava sürerken, ücret ve maaşla birlikte yaklaşık 400 milyon lira aylık alan Ay'ın maaşının 160 milyon liraya düşürüldüğü öğrenildi.”
 
“Zulüm, baskı ve dayatma” ile ilgili tek örnek, elbette bu değil...
 
Buyrun, 29 Ağustos 1997 tarihli Akit'ten bir haber daha:
 
“Robert Koleji mezunu olan Kemal Gürüz YÖK Başkanı olduktan sonra bu kurumda tuhaf işler yapılmaya başlandı. Öncelikle "Türkçenin bilim dili olamayacağını' savunan Gürüz, şimdi de El-Ezher'den mezun olup diploma denklikleri tanınan Türk öğrencilerinin diplomalarını iptal ediyor.
 
El-Ezher'i tanımayan Gürüz, yalnızca atlaslardan isimleri bilinen Cibuti, Guyanya, Fiji, Şeysel, Mozambik, Kirbati, Tongo gibi ülkelerin yanı sıra bilime hiçbir katkıları olmayan ve diktatörlüklerle idare edilen Küba, Şili, Vietnam, Kuzey Kore gibi ülkelerin üniversitelerinde okuyan öğrencilerin diplomalarına denklik onayı veriyor.”
 
ÜNİVERSİTE MEZUNU ER!
 
Buyrun, bir haber daha...
 
Tarih, 14 Eylül 2000...
 
“Milli Eğitim'deki hukuk dışı uygulamalara bir yenisi eklendi. 3 yıldır DSP idaresinde olan Bakanlık, Yüksek Öğretim Kurulu'nun yurtdışındaki bazı üniversitelerin verdiği önlisans ve lisans diplomalarının denkliğini iptal etmesi üzerine, öğretmen kıyımına başladı. Üstün hizmet ve başarılarından ötürü takdir ve teşekkürle ödüllendirilen, aralarında 17 yıllık eğitimcilerin de bulunduğu 114 öğretmen, bakanlık tarafından bir kalemde görevlerinden alındı ve niteliksiz memur yapıldı.”
 
Ve son haber:
 
Ellerinde “yüksek okul” veya “üniversite” diplomaları olduğu halde, yani “yedek subay” olarak askere alınmaları gerektiği halde, birçok insana o dönemde “er” statüsü verilip, “18 ay” askerlik yaptırıldı iyi mi?..
 
KADROLAŞMANIN ŞAHI
 
Peki, bitti mi?..
 
“CHP zihniyeti”nin en önde gelen isimlerinden, dönemin Adalet Bakanı Mehmet Moğultay, kendisini “kadrolaşmakla” eleştiren partililere; 22 Ağustos 1995'teki CHP İstanbul İl Kongresi'nde şöyle cevap veriyordu:
 
“Hükümetten 5 bin kişilik kadro çıkarttım. Bu kadroları örgütüme vermeyip de, MHP'ye ve Refah Partisi'ne mi verseydim? Seyfi Oktay ve benim dönemimde 2 bin hakim aldık. Yaptığım suçsa, ben bu suçu işlemeye devam edeceğim. 10 yıldır, 20 yıldır, 30 yıldır iktidardan uzaksınız. Yapılacak en akıllı şey kendi iktidarında örgütleneceksin, kadrolaşacaksın ve bu kadrolar günün birinde gelecek, büyüyecek ve senin yolunu açacak.”
 
İşte bu Mehmet Moğultay'la ilgili, önceki günkü Bugün gazetesinde, “Yargı böyle kadrolaştı” başlıklı bir haber vardı...
 
Yine, “Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu Raporu”na dayandırılan haberde deniliyordu ki;
 
“Mehmet Moğultay'ın, İmam Hatip mezunlarını hakim ve savcı yapmamak için sınav iptal ettirdiği ortaya çıktı.”
 
Moğultay, bununla da yetinmemiş...
 
Daha sonraki dönemlerde; olur da bir “kaçak”, bir “gözden kaçma” olabilir diye, “sınavı kazanan” İHL mezunlarının “mülakatlarda elenmesini” sağlamış!..
 
ANKARA'DA GİZLİ TOPLANTI
 
Bu “kanunsuzluk”lara imza atanlar, sadece “MEB, MSB, YÖK ve Moğultay”la sınırlı değil...
 
Komisyon'un raporunda;
 
1997 yılı sonunda İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne seçilen Kemal Alemdaroğlu'nun uygulamaları da şu ifadelerle yer almış;
 
“24 Haziran 1998'de Ankara'da yapılan bir toplantıda, Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinin durumu tartışılmıştır. Toplantıda İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu, Başkent Üniversitesi Kurucu Rektörü Mehmet Haberal ve Kocaeli Üniversitesi Rektörü ile Türkiye Barolar Birliği başkanının ortak girişimi olarak "Hukuk Fakültelerine Türkçe-Matematik puanı ile öğrenci alınması' talebi gündeme getirilmiş, dönemin psikolojik savaş şartlarına da uygun düşen bu talep, bir emir gibi telakki edilerek Yükseköğretim Genel Kurulu'nun 30 Temmuz 1998 tarihli toplantısında kabul edilmiştir.
 
Bu kararla sadece hukuk fakülteleri değil, aynı zamanda "kamu yönetimi programlarına'da Türkçe-Matematik puanına göre öğrenci yerleştirilmesine karar verilmiştir.”
 
28 ŞUBAT'A İDDİANAME

 Dikkat ettiyseniz, verdiğim bu örneklere; “Başörtüsü yasağı”nı, “katsayı zulmü”nü, iş adamları ve STK temsilcilerine yönelik “geceyarısı operasyonları”nı, keyfi “gözaltı”ları ve “tutuklama”ları eklemedim...
 
Ve tabii;
 
İHL'lerde okuyan öğrencilerin “incecik bilekleri”ne geçirilen “kelepçe”leri, yerlerde sürüklenmelerini, tekme-tokat dövülmelerini de eklemedim...
 
Ama, bütün bunlar “28 Şubat Süreci”nde yaşandı...

Bu “zorbalık” ve “hukuksuzluk”ları yapanlar şu anda hapisteler...
 
Öğrendim ki; “28 Şubat İddianamesi” tamamlanmış... Savcı, “64'ü tutuklu 86 sanık” hakkında “ağırlaştırılmış müebbet hapis” talep etmiş...
 
Bu talebin gazetelerde yer aldığı gün; “İP'in kuyruğu”na takılan CHP'liler Silivri'deydi.. Hem “gövde gösterisi” yaptılar, hem de “terör” estirdiler!..
 
İşin en komik yanı şuydu:
 
28 Şubat Süreci'nde, “yargıda kadrolaşma”nın feriştahını yapan, “yargıyı siyasallaştıran” ve bu milletin evlatlarını “zulüm” altında inleten zihniyet, Silivri'de “yargının siyasallaşması”ndan yakındı, “ETÖ sanıklarına sahip çıktı” iyi mi?..
 
Bana sorarsanız; millete bu zulümleri reva gören, “sivil-asker bütün ETÖ sanıkları”nın, değil Silivri'de, “sokakta bile yatacak yerleri yok!..”
 
Söyleyin, var mı?..
 
Atın bir köprü altına,
 
Orada yatsınlar!..
 

 

Taşımalı Oy Kullanma önerisi
 
“Taşımalı eğitim” oluyor da, “taşımalı oy kullanma” niye olmasın?.. AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Abdülkerim Gök, seçim güvenliği için “taşımalı oy kullanma sistemi”nin alternatif bir model olarak tartışılmasını istemiş... Gerekçesi de şöyle:
 
“Taşımalı eğitimde 15-20 köyü merkezi okula getiriyoruz. Taşımalı oy kullanma sisteminde de yakın 20-25 köy ahalisinin; güvenliği sağlanmış ortamda oyunu kullanma iradesine kavuşması sağlanacak. Bugün bir realiteyi konuşuyoruz; Türkiye'de vatandaşın oyunu kullanırken adına ister terör, ister yerel baskı, ister akraba deyin çeşitli nedenlerle oyunu kendi iradesiyle kullanamıyor.
 
Taşımalı oy kullanma sistemi; vatandaşın oyunu şehir merkezinde kullanması esasına dayanıyor. Merkeze bağlı köylerde il merkezinde, ilçeye bağlı köylerde ise ilçe merkezinde oy kullanabilecek...”
 
Abdülkerim Gök'ün teklifi, “uçuk” bulunsa da, bir “realite”ye dayanıyor.
 
Bence, bu teklif tartışılmalı... Kimbilir, belki de “Güneydoğu seçmenini BDP zulmünden kurtarmış” da oluruz!..

yeniakit

Bu yazı toplam 610 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar