Neoconlardan yenilgi ilanı: Savaşı kaybettik
Soğuk Savaş sonrası dünyaya yön veren ‘Amerikan askeri üstünlüğü’ doktrini, bizzat bu sistemin mimarları tarafından tarihe gömülüyor
Robert Kagan ve Max Boot… Ardı ardına ABD hegemonyasıyla ilgili çarpıcı analizler yazdı. Neoconcular olarak bilinen iki isim geri dönülmez bir çöküşün portresini ortaya koydu. Kırılmanın ilk sinyali, Amerikan küresel hegemonyasının teorisyenlerinden Kagan’ın The Atlantic’teki makalesiyle geldi. Kagan, ABD’nin Batı Asya’da İran karşısında “telafi edilemez ve göz ardı edilemez bir stratejik yenilgi” aldığını ilan etti. Avrasya sistemine entegre olan bölgesel bir güce karşı yaşanan bu yenilgi itirafı henüz hazmedilmemişken, daha sarsıcı bir darbe Pasifik cephesinden geldi.
Yıllarca ABD’nin askeri müdahalelerini savunan Max Post yazarı Max Boot, eski CIA Çin analisti John Culver ile ezber bozan bir mülakat yaptı. Kagan’ın Orta Doğu’daki başarısızlık tespitine karşılık Culver, ABD’nin 21. yüzyılın esas mücadele alanı olan Pasifik’te, küresel sanayi devi Çin’e karşı “gerilimi tırmandırma üstünlüğünü” tamamen kaybettiğini ima etti.
‘İran ne Vietnam’a ne de Afganistan’a benziyor’
Kagan, ABD’nin geçmişte Vietnam ve Afganistan’dan geri çekilişlerinin küresel dengeleri belirleyici ölçüde değiştirmediğini söyledi. Fakat Kagan’a göre İran krizi bunlardan çok farklı. ABD’li neocon, “Bu yenilgi ne görmezden gelinebilir ne de telafi edilebilir.” diyor.
Kagan
Kagan tespitlerinde, ABD ve İsrail’in haftalar süren yoğun bombardımanlarla İran’ın askeri altyapısına büyük zarar verdiği ancak buna rağmen Tahran yönetimini teslim alamadığını belirtiyor. İran’ın ne rejim değişikliğine zorlandığı ne de nükleer programı konusunda geri adım attığını da ifade eden Kagan’a göre savaşın sonunda ortaya çıkan tablo, Washington’ın beklediğinin tam tersine gelişti. ABD’li uzman İran’ın yalnızca ayakta kalmadığı, aynı zamanda Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini artırarak küresel enerji piyasaları üzerinde daha büyük bir baskı gücü kazandığını itiraf ediyor.
ABD’li neocon ayrıca Hürmüz’ün eskisi gibi olmayacağını ve Körfez ülkelerinin İran’la anlaşmak zorunda olacağını da vurguluyor.
‘Amerikan sonrası dünya hızlanıyor’
Kagan’ın en çarpıcı tespitlerinden birisi ise şu: “Amerikan sonrası dünya düzenine geçiş hızlanıyor.” İran krizinin yalnızca Batı Asya’dali güç dengelerini değil, küresel sistemin tamamını değiştirebileceğini savunan Kagan, ABD’nin onlarca yıldır sürdürdüğü küresel hakimiyetin ciddi biçimde sarsıldığını belirtiyor.
‘Uçak gemileri artık güç değil, hedef unsuru’
Boot’un mülakatındaki en çarpıcı itiraf, Tayvan senaryoları üzerinden yapıldı. Tek kutuplu dönemde ABD gücünün ve diplomatik şantajının simgesi olan uçak gemisi görev güçleri, artık birer güç göstergesi değil, açık hedef olarak konumlandırılıyor. Culver, olası bir çatışmada Pentagon’un bu milyarlarca dolarlık yüksek değerli deniz unsurlarını çatışma başlamadan önce bölgeden çekmek zorunda kalabileceğini belirtti.
Boot
Çin’in geliştirdiği anti-gemi füze sistemleri, gelişmiş keşif ağları ve devasa endüstriyel kapasitesi, Pasifik’in stratejik geometrisini kökten değiştirdi. Analize göre, Tayvan’ın operasyonel menzilinde ABD ordusu için artık hiçbir güvenli alan kalmadı; Guam, Japonya ve Güney Kore’deki Amerikan üsleri ile Avustralya’daki tesisler Çin’in doğrudan vuruş menzilinde yer alıyor. Böyle bir durumda ABD gemilerinin geri çekilmek zorunda kalacağı vurgulanıyor.
‘Yumuşak gücümüzü kaybediyoruz’
Boot, son dönem analizlerinde (örneğin Şubat 2026 tarihli “Amerika, bir süper güç haline gelme potansiyeli olan bir ülkeyi kendinden uzaklaştırıyor” makalesinde) ABD’nin bencil veya tek taraflı hamlelerinin küresel “orta güçleri” yabancılaştırdığını savunmakta. ABD’nin onlarca yıldır hegemonyasını ayakta tutan “yumuşak gücünü” ve kurumsal diplomasi yeteneğini kendi eliyle baltaladığını belirtmekte. Boot ayrıca ABD’nin Bat Asya’daki (özellikle İran eksenli tırmanışlar) askeri angajmanlarını ve müttefikleriyle kurduğu asimetrik ilişkileri eleştirerek, Washington’ın rasyonel bir küresel lider profili çizmekten uzaklaştığını yazıyor. Ona göre bu durum, ABD hegemonyasının uluslararası meşruiyetini ve dolayısıyla gücünü doğrudan geriletmekte.
Boot’a göre, ABD dış politikasındaki yapısal öngörülemezlik, asimetrik baskılar ve rasyonellikten uzak askeri angajmanlar, Washington’ı küresel bir liderden ziyade, kendi çıkarları peşinde koşan bencil bir aktöre dönüştürdü. Dünyanın geri kalanının artık ABD’ye güvenmediğinin altını çizen Boot, meşruiyetini kaybeden bir hegemonyanın ayakta kalmasının imkansız olduğunu yazıyor.(Aydınlık)
