Mısır'dan Filistinli Komutana İşkence
Kudüs Seriyyeleri'nin üst düzey komutanlarından Ebu Hamza, Mısır hapishanelerindeki acımasız işkence anlarını anlattı.
Mısır, Perşembe günü iki ay önce tutukladığı İslami Cihad liderleri ve aktivistlerinden 6'sını serbest bıraktı. Aralarında Gazze'de yaşayan İslami Cihad Hareketi'nin askeri kanat komutanlarından ve resmi sözcülerinden Derviş el-Garabli Ebu Hamza da vardı.
Gazze muhabirimiz Muaz Amur'u evinde kabul eden Ebu Hamza, Mısır Devlet Güvenlik Araştırmaları Teşkilatının yönettiği "Cihaz" Hapishanesinde geçirdiği 51 geceyi anlatırken dili düğümlendi.
Ebu Hamza'yla gerçekleştirdiğimiz bu önemli söportajı sunuyoruz:
İsra Haber: Mısır hükümetinin, resmi ve gayri resmi hapishanelerinde özellikle de Müslümanlara acımasız işkenceler yaptığını, insan hakları kuruluşlarının yayınladığı raporlardan biliyoruz. Siz de bu işkenceyi bizzat yaşayan kişilerden oldunz. Öncelikle şahsınız ve arkadaşlarınıza geçmiş olsun temennilerimizi iletiyoruz.
Ebu Hamza: Teşekkür ediyorum. 51 gün sanki benim için ölüm yolculuğuydu. Mısır hapishanelerinde Arapların Guantanamo'su ve Ebu Garip'i hakkında duyduklarımı gözlerimle gördüm. Her gün yeni bir dram demekti. Hiçbir zaman bir Arap çekicinin altına gireceğimi ve bütün vahşi azap çeşitleriyle sırtımın kırbaçlanacağını düşünmemiştim. Kurgusal hikâyelerde bile bu denli vahşilik duymamıştım. Mısır güvenlik hapishanelerinde olmaktansa İsrail hapishanesinde olmak daha iyidir.
İsra Haber: Neden ve nerede tutuklandınız? Mısır, size bir suçlamada bulundu mu?
Ebu Hamza: Biz, son Gazze savaşında yaralanmıştık. Tedavi için de yurt dışına, Suriye'ye gitmiştik. Tedavimiz tamamlandıktan sonra Gazze'ye dönmek için uçakla Kahire havaalanına indik. Ellerim ve gözlerim bağlandı, bizi havaalanından askeri bir araca bindirdiler ve "Sizi Refah sınırına götürüyoruz" dediler. Bu halde arabanın içinde bir buçuk saat geçirdik. Sonra bizi, inleme ve çığlık seslerini duyduğumuz bir yere getirdiler. O an anladık ki "mezbahalardan" birindeyiz. Böylece uzun süren acı dolu yolcuğumuz başlamış oldu.
Ellerimizi bağladılar ve gözlerimizi de kumaştan bir bantla iyice sıktılar. Subaya biraz az sık dedim. Daha çok sıktı ve bana kapa çeneni "oğlu dedi. Hayatımda bu çeşit bir küfrü ilk defa duyuyordum. Sonra yüzüme ve göğsüme 4 feci yumruk attı. Bana ve arkadaşlarıma soyunmamızı emretti ve böylece elektrik şokuna başladık.
Bu başlangıçtı. Bundan sonrası daha kötüydü. Subay askerlerden birisine köpekleri getirmesini söyledi ve sonra bizi gözün görmediği, kulağın duymadığı ve hiçbir insanın aklına gelemeyecek zindanlara attılar. Daha sonra boynum, sırtım, burnum, kulaklarım ve bedenimin farklı yerlerine yumruklar inmeye başladı.
İsra Haber: 51 günlük süre içerisinde ne gibi işkencelere maruz kaldınız?
Ebu Hamza: Bütün esirler ilk günden itibaren bu dar Arap zindanlarındaki numaralarını aldılar. Zindanlar zifiri karanlık, böcekler her renk ve çeşitten, koku leş kokusundan beter. Her gün işkence, gerilme ve acımasız soruşturma öğünleriyle yaşamaya başladık. Bazen gardiyanlar, tamamen soyunmamızı emredip, her yerimize ve tenasül organlarımıza vuruyorlardı.
Soruşturma hakimleri ve gardiyanların kullandığı en vahşi yöntemlerden birisi, elektrik şokuydu. Özellikle tenasül bölgesine, göğse ve bacaklara verilmekteydi. Sorgu hâkimlerinin bize elektrik şoku verirken soruşturma esnasındaki tek sloganları "Acı biber basura iyi gelir", "Buraya ancak ceset ve köpekler gelir"di. Bize, siz burada kurak bir çöldesiniz. Hepiniz köpekler gibi öleceksiniz. Sizi buraya gömeceğiz ve kimse sizden haber alamayacak" dediler.
6 mahkûm 20 gün boyunca her gün öğleden sonra 2, akşam da 3 saat olmak üzere soruşturmaya alındı. Her bir soruda yumruk, sarsma, sıkma ve dövmenin dışında elektrik şokuna maruz kaldılar. Sorgu hâkimleri vahşice ve güç kullanarak onlardan bilgi koparmaya çalıştı. Bizi, tehlikeli ve yoğun güvenlik ve siyasi soru yağmuruna tuttular.
İsra Haber: Ne gibi sorular?
Ebu Hamza: Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ramazan Şallah'ın neler yaptığı, arabasının plakası ve rengi, korumaları hakkında sorular sordular. Harekete bağlı siyasi ve askeri liderlerin nerede oldukları, evlerinin nerede olduğu, yardımcılarının nerde yaşadığı ve askeri erzaklarla füzelerin Gazze'de nerede üretilip depolandığı hakkında bilgi istediler.
Mücahitler ve toplanma yerleri, hareketin içerde ve dışarıdaki askeri kanadının askeri yapısı, savaş alanındaki liderler ve örgütün üye sayısı, örgüte katılma tarihleri, bunun harekete getirdiği maliyet, askeri zafer ve çelik duvar hakkında ne düşündüğü şeklinde sorular sordular.
Suriye'ye neden gittiğimi, Kudüs Seriyyeleri'ne neden ve ne zaman katıldığımı sordular. Kudüs Seriyyeleri'nin sahip olduğu füze ve silah gücü, Gazze'deki hareket alanları hakkında sorular sordular. Bunu öğrenebilmek için de en acımasız işkenceye başvurmaktan geri durmadılar.
Bunun yanı sıra Mısırlı subayların esir İsrail askeri Gilad Shalit'in nerde olduğu ve esir edilişi hakkında ne düşündüğümüzü sordular. Esir aldığı için Hamas'a küfürler yağdırdılar ve bu esir yüzünden Hamas'ın halkı öldürdüğünü ve insanları yok ettiğini söylediler. Arap, Mısır, Filistin ve uluslar arası insan hakları kuruluşlarının nerde olduğunu sordu.
İtirafçı olmamamız halinde bizleri kıyamete kadar Mısır'a girmesinin ve Mısır yolunu kullanarak bir yere gitmemize mani olmakla tehdit ettiler.
İsra Haber: Önemli isimlere dair son derece kritik sorular. Özellikle de Şallah'la ilgili soruların amacı suikast girişimi olabilir mi?
Ebu Hamza: Elbette. Onlar bu soruları sorarken de sanki bir İsrail istihbaratı gibi davranmaktaydılar. Zaten bu Camp David anlaşmasında belirlenmiş bir şeydir. Sorgulamayı yapan kişiler, adeta Amerikan ve İsrail istihbarat teşkilatlarına bağlı olduklarına işaret eden sorular soruyorlardı.
Soruşturma altında olduğumuz saatlerde Benyamin Netanyahu da Şarm eş Şeyh'teydi. Soruşturmada elde edilen bilgiler, Netanyahu'ya sunuldu. Çünkü soruşturmayı yürütenler, elde ettikleri bilgileri İsrail'e ulaştıracakları izlenimini vermişlerdi.
Mısır hapishanelerinde olan bilgisayarların Ürdün, Suud, İsrail ve Amerikan istihbaratına intranet ağıyla bağlı olduğuna dair elinde güvenilir bilgiler var elimizde.
İsra Haber: Hapishanelerdeki yaşam koşulları nasıldı. Yeme, içme, uyku ve ibadet ihtiyaçlarınızı karşılamanıza izin verildi mi?
Ebu Hamza: Günlük olarak onlara bakla, peynir, tatlı, reçel ve biraz da pilav veriyorlardı. Bu durum bazılarımızın bağırsak hastalıklarına, kabızlığa yakalanıp sancılanmasına neden oldu.
Gardiyanlar, tutuklandığımızın 35'inci gününde sadece soğuk suyla yıkanmamıza izin verdi. 35'inci günden sonra da sadece 4 defa soğuk suyla yıkanmamıza izin verdiler. Bizler yıkanırken gardiyan da banyo kapısında bekleyip 3 dakika sonra bizleri zorla çıkardı.
Beyaz olan elbiselerimiz, bu sürede zehirli ve zararlı böceklerin bedenlerini ısırması sebebiyle çıkan kan nedeniyle kırmızı siyah karışık bir renk almıştı. Ben ve arkadaşlarım 12 saat ayakta acımasız bir şekilde gerildik ve sonra kemikleri kıran ince bir battaniye üzerinde dinlendik.
Battaniye üzerinde oturuyorduk. Oradan banyoya oradan yine battaniyeye ve sonra soruşturmaya, sonra battaniyeye ve yine gerilmeye. Böyle peş peşe 51 gün. Banyoya giderken ayağımıza bir şey geçirmemize ya da gözlerimizin çözülmesine izin verilmiyordu. Gözlerimiz bağlı yiyor, uyuyor, hacetimizi gideriyor ve sorgulanıyorduk.
UYKUSUZ GECELER
İşkence, gerilme, yüzükoyun yatma, mahkûmların çığlıkları, sürekli sorgulama ve temiz, iffetli annelerimize en kötü sözlerin söylenmesi ve aşağılamalar sonucunda arkadaşlarım ve ben ilk 23 günü uykusuz geçirdik.
Gardiyanlar birçok gece ellerimiz arkalarımızdan bağlı uyumaya mecbur etti. Örtündükleri battaniye çürümüş gibi yatakları da iğrenç kokuyordu. Yastıkları ise sürahiden başka bir şey değildi. Bazılarımız kalkıyor ve banyoda bulunan sürahiden su içmek ve abdest almak için yalvarıyordu.
ALLAH'A SÖVÜYORLARDI" NAMAZ KILMAK YASAKTI
Namaz abdesti almaları için günde sadece 3 defa izin veriyorlardı. Daha fazla izin isteyenin dinine ve Allah'ına sövüyor, kutsallarımıza ve mahremlerimize dil uzatıyorlardı.
Mahkûmlara cemaatle namazı kılmalarına, açıktan ayet okunan namazlarda yüksek sesle Kuran okumalarına ya da Cuma namazı için toplanmalarına izin vermiyorlardı. Bir gün bir gencin namazda açıktan Kuran okuduğu için gardiyanın ona namazı kesmesini emrettiğine, sonrasında sövüp saydığı ve tekme tokat gence saldırıp ona "Kendini camide mi sandın" dediğine bizzat şahit oldum.
Subay, göz bantlarının biraz olsun açılmasını isteyen kişinin bandını daha çok sıkıyor, acı çektiği tarafa yatmaya mecbur ediyordu. Mahkûmun hapishane idaresinden hiç kimseyle izinsiz konuşmasına müsaade etmiyor ve mahkûmları her sabah daha fazla işkenceye katlansınlar diye yemek yemeğe mecbur ediyorlardı.
"Yeter bunca işkence" dediğimiz anlar oldu. Duvarların dile gelip bizimle konuşmasını temenni edecek hale geldik. Çünkü 51 gün boyunca tek bir kelime bile etmemize izin vermediler.
Subaylar ve askerler, özel eşyalarımızın çoğunu çaldılar.
İsra Haber: Hapishaneden çıktıktan sonra neler hissettiniz?
Ebu Hamza: Tutuklandığımızın 51'inci günüydü. Eşyaları toplama ve hapishaneden ayrılmak için hazırlanma emri geldi. Bundan sonra beraberimdeki arkadaşlarımla birlikte "Halife", "Cevazat", "İsmailiyye" ve "Ariş" hapishaneleri arasında mekik dokuduğumuz 10 gün başladı.
Bu süre zarfında dünyanın dışındaydık. Ailemize, ülkemize ya da halkımıza ne olduğunu bilmiyorduk. Çıktık baktık ki her şey değişmiş. Akrabalarımdan birinin hayatını kaybettiğini duydum. Kimi yaralanmış, kimi büyümüş kimi ölmüştü.
İsra Haber: İşkencenin tesiri hala üzerinizde var mı?
Ebu Hamza: Vücudumda ağrımayan yer yok. Gözüm, kulaklarım, sırtım ve bacaklarımdaki ağrılar hala dinmiş değil. Arkadaşlarım da aynı durumda. Arkadaşlarımdan bazılarının da günlük elektrik şoku ve tekme tokatlar nedeniyle sinüsleri, mafsalları ve tenasül organlarında şiddetli ağrılar var.
İsra Haber: Son olarak Türkiye halkına bir mesajınız var mı?
Ebu Hamza: Biz, başta başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Türkiye hükümetinin ve halkın, Filistin davasına karşı duruşunu takdir ediyorum.
ilginizden ötürü size teşekkür ediyorum. Türkiye'deki diğer medya kuruluşlarının da sizler gibi Mısır hapishanelerinde Filistinlilere uygulanan işkencelere ışık tutmalarını, onların işledikleri suçları deşifre etmelerini istiyorum.
Türkiye'deki ve dünyadaki tüm insan hakları kuruluşlarının yanımızda durmalarını, bize işkence uygulayanlardan haklarımızı almalarını diliyorum.
Çünkü biz, Mısır'ın Guantanamo'sında binlerce kez öldük
isra haber
