Meşhur Olmak İsteyen Savcı
Öğretmen-Sen Genel Başkanı Yusuf Tanrıverdi'nin AKP'nin kapatma davası konusundaki açıklamaları.
Bazı yargı mensupları “darbe konseyi” anlayışıyla hareket ediyorlar. Anayasamız halen darbe anayasasıdır. Anayasaya bağlı olması gereken yargı kurumlarımız da darbe konseyi tarafından dizayn edilmiştir. 28 Şubatta asıl balans ayarları yargıda içinde olmak üzere tüm bürokrasiye “brifinglerle” yapılmıştır. Demokrasiyi ve özgürlüklerin gelişmesini resmi ideoloji adına tehdit olarak algılayan bürokrasi ülkenin konsey mantığıyla yönetilmesi yönündeki tavrını sürdürerek, ülkenin yarınlarını karartmaya çalışmaktadır. Laikliği putlaştıran bürokrasi insanı, haklarını, özgürlüklerini, hukuku, demokrasiyi “laiklik Tanrısına” kurban etmektedir.
Bu kafalarda putlaştırılan “laiklik”; milli egemenliği yok sayan, dini tehdit olarak algılayan ve her türlü dini özgürlüğün kullanılmasını yasaklayan, anti demokrat hatta demokrasiyi bir tehdit unsuru olarak algılayan içeriktedir.
Yargının, demokrasiyi ve milli iradeyi yok sayabilmesine yönelik keyfi hareketler, yeni anayasada gerekli düzenlemeler yapılarak, hukuki mekanizmalarla engellenmelidir. Bu da ancak anayasa mahkemesinin ve yargıçların görev ve yetkilerini yeniden düzenleyecek bir anayasa ile mümkün olacaktır. Bu düzenlemeler acilen yapılmalıdır.
Millet adına, millete rağmen karar verilerek milletin geleceği karartılamaz ve demokratik sürecin işleyişi kesilemez.
Yargıtay başsavcısıkeyfi hareket etmiş, hukukun tarafsızlığını, demokrasiyi, millet iradesini yok sayarak suç işlemiştir. İlgili makamları savcı hakkında gerekli yasal işlemi yapmaya davet ediyoruz. Anayasa Mahkemesi açılan davayı reddetmelidir.
Türkiye bir yargıçlar cumhuriyeti olmayacaktır. Türkiye’nin artık kaybedecek zamanı da yoktur, geriye de döndürülemeyecektir. Ülkenin geleceği birilerinin iki dudağı arasına ve tekeline mahkûm edilemez.
Cumhuriyet başsavcısı siyaset yapmak istiyorsa istifa edip, kendine en yakın gördüğü partiye katılsın. Ya da kafasındaki “Türkiye profilini” bir manifesto şeklinde hazırlayıp parti kursun. Bakalım kafasındaki “Türkiye’yi” kaç seçmen destekleyecek. Kendisine bundan önce aynı işe heveslenen savcıların akıbetini de hatırlatırız.
28 Şubatta demokrasiye balans ayarı yapmak için tankları yürütenler, şimdide savcıyı yürütüyorlar. 28 Şubatçılar “bin yıl sürecek” dedikleri milleti kasdeden bu süreci; “Ergenekon”, “Atabeyler”, “Susurluk”, “Saunacılar” türü çetelerle devam ettirmek istiyorlar.
Ülkenin milyarlarca dolarını “laiklik elden gidiyor” teranesiyle hortumlayanlar, özgürlükleri katledenler, demokrasiyi ve hukuku rafa kaldıranlar bu ülkeyi bir 28 Şubat karanlığına daha sürükleyemeyeceklerdir.
Başörtüsü Anayasada serbest kılınmışken, AK parti yöneticilerinin başörtüsü konusundaki ifadelerinden dolayı, mecliste yüzde 60 çoğunluğa ulaşmış, iki seçmenden birinin oyunu almış, iktidar partisini, savcının “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olarak ilan etmesi, anayasanın değişen 10. ve 42. maddelerine rağmen yapmış olması bir hukuk faciası değil midir?
Hukukun üstün olduğu hiçbir ülkede, hiçbir yargı mensubu, savcı siyaset yapamaz. Yargının iktidar partisine karşı muhalefet etmek gibi bir görevi yoktur. Aksi durum görevi kötüye kullanmaktır. Hukukun işlediği ülkelerde, bu fiili işleyenler yargının en üst düzey kişileri, -Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı da olsa- “millet adına” yargılanmaktan kurtulamazlar.
Savcının hazırladığı metin bir iddianame olmaktan öte iktidar partisine karşı bir muhtıra niteliğindedir, TBMM’yi ve milli egemenliği hedef almıştır.
Yusuf TANRIVERDİ
ÖĞRETMEN-SEN GENEL BAŞKANI
