Masonlarla ilgili gensoru verdi kıyamet koptu

Masonlarla ilgili gensoru verdi kıyamet koptu

Masonlar için ilk gensoru önergesi veren Akmumcu'dan ilginç açıklamalar.

1969 yılında Adalet Partisi'nden Isparta milletvekili seçilen Hüsamettin Akmumcu, Demirel'in uygulamalarından rahatsız olur ve yeni bir siyasi arayış içine girer. O tarihlerde Necmettin Erbakan Konya'dan milletvekili seçilerek TBMM'ye girmiş ve bağımsız bir hareket başlatmıştır. Ankara'da toplantılar düzenlenir, Akmumcu da bu toplantılara iştirak eder. İşte o günlerde Milli Nizam Partisi'nin temelleri atılır. Adalet Partisi'nin amansızca hüküm sürdüğü dönemlerdir o günler. Demirel'in memleketi Isparta'dan vekil seçilen Akmumcu, Demirel'den duyduğu rahatsızlığını istifa ederek gösterir ve Erbakan'ın saflarına katılır. Akmumcu, TBMM'de masonların ağırlığını iyice hissettirdiğini gördüğü bir dönemde verdiği gensoru önergesiyle şimşekleri üzerine toplar. Büyük tepkiler ve tehditler de alır. Hatta suikasta bile uğrar. Demirel'le aralarındaki soğukluk, Akmumcu'nun Demirel'in çevresi tarafından ölümde tehdide kadar vardırılır. Beduüzzaman Said Nursi'nin avukatlığını yaptığı dönemde çok defa haksız yere gözaltına alınır ve ölümle tehdit edilir.

-Şu andaki uygulamaları nasıl görüyorsunuz?
Benim üzerinde durduğum mesele bir insanı sevip sevmemek değil de İslam ve adalete uyuyor mu uymuyor mu? Nerede izzetle ölmeyi tercih eden insanlar? Ondan sonra da hadise rey vermekte düğümleniyor. Neden rey vereyim o zaman? Ben rey meselesine karışmam"

-Üstad hazretlerinin yolunda gittiğini söyleyen kesimlerle AK Parti'nin benzer politikalar güttüğünü görüyoruz. Bu hususta ne düşünüyorsunuz?
Öteden beri Türkiye'de iktidarla geçimsizliğe düşmemek gibi bir prensip var. Aman iktidarla ters düşmeyelim. Aramızda anlaşma olsun. Bir takım hadiselerde müsamahasını rica edeceğiz diye söyleyen arkadaşlar olabilir. O tabi kendilerinin şahsi durumu ile alakalı, saygı duymamız lazım. Bunu yanlış görerek kabul etmemek, reddetmek olmaz.

GÜLEN HOCAEFENDİ İLE İLGİLİ BİR ANI

-Fethullah Gülen Hocaefendi ile ilgili anılarınız da var sanıyorum"

Bana Fethullah Hocayı sordular. Orhan Kilercioğlu, Kurmay Albay'ken benim arkadaşımdı. Generalliğinde de öyle. Sonra ben hiçbir zaman ondan yakışıksız bir şey duymadım. Ankara'dan Isparta'ya geleceğim sıra, bana dediler ki 'Efendim Fethullah Gülen İzmir'de, Sıkı Yönetim Komutanı rahatsız edebilir. Sen Generale söyle, Orhan Kilercioğlu'na bu işi halletsin.' Orhan Kilercioğlu da Bergama'da. Bizim motorize gücün en güçlü olduğu yerde. Ben hemen uçağa atlayıp İzmir'e gittim. Arkadaşlar beni alıp Kilercioğlu'nun bulunduğu ilçeye götürdüler. Telefonla görüştüm, Orhan Kilercioğlu telefonda bana dedi ki 'Ben şimdi subaylarla toplantıya gireceğim, görüşelim. Eve telefon ediyorum, seni karşılayacaklar yoksa giremezsin' dedi. Beni oraya önde ve arkada subayların olduğu bir güçle götürdüler. Buna hayret ettim. Evine gittim, Allah razı olsun izzeti ikram. Durumu anlattım kendisine. 'O sosyetik komutan dedi, böyle şeylere gelmez. Ama benim burası büyük bir kaza, istediği gibi yaşasın' dedi.

HOCAEFENDİ ESARET ALTINDADIR

-Peki, Hocaefendi'nin şu an içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendirmek gerek?

Hocaefendi için hürriyetten bahsedebilir miyiz? Hayır, esaret altındadır. Bunu inkar mümkün değil. Düşmanın eline esir olarak düşmüş. Ne yapacaksın, ses çıkarmayacaksın. Veyahut konuşmaların ona göre olacak. Bazı şeylerle İslam'ı böyle parçalamak istiyorlar. İslam bir güçtür, kuvvettir. Üzücü hadiseleri yüreğimiz yanarak izliyoruz. Meseleleri İslam alimi olarak görmek zorundayız.

-Bu sadece Türkiye için geçerli bir durum değil sanırım, yani İslam dünyasının genel durumu bu değil mi?
Mısır'ın firavunu mesela orada oturuyor. Hüsnü Mübarek. İsmi ile müsemma bir adam değil. Türkiye'ye bakınca öyle. Suriye'de öyle. Irak'ı ABD parçaladı. Afganistan öyle. Türkiye'den asker gidecek de Taliban'la vuruşacak. Asıl Taliban'ın yanında vuruşacak bir manga ya da bir bölük olmalıydı.

-Sizce mütedeyyin kesim, fikirlerini, inançlarını özgürce yaşamak için bir mesafe kat etti mi?
Her hadisede bir vakıa teşekkül ediyor. Mesela başörtüsü. Kendini kabul ettirir hale geldi. Ama AKP'liler cesaret etti mi etmedi mi bilmiyorum. Sen ebadını ver ölçülerini ver olsun. Maksat tesettür değil mi, örtsün. İslami ölçünün dışına çıkmadıktan sonra kumaşı neden olursa olsun. İsterse kefen bezinden olsun. Onun için hiç tahrik edici söz söylememek gerek.

BAROSSO KADAR DİNDAR DEĞİLLER
Partinin kapatılmak istenmesi baştan sona bir haksızlık. AK Parti'yi ister beğenin ister beğenmeyin. Halkın tercihini kabul etmek zorundasınız. Ha 'maşallah' dedi. Maşallah inşallah ne demek, Allah'ın izniyle demek. Hadi kapatma davası açalım. Böyle olmaz ki. Barosso bile 'Dinsiz millet yaşayamaz' demek zorunda kaldı. İnancın olmadığı bir cemiyet anarşiye sürüklenir. Bunlar, Barosso kadar dindar değiller. Bunlara verilecek cevap hep seçimlerle olmalıdır. Onların kafasında ne var? 'Efendim halk bu şekilde inanmıyor. Bilgisi yok, cahil. Cahillerin verdiği reyle amel edilir mi? Hayır edilmez.' Böyle bakıyorlar halka. Meselelere şahsi olarak bakmamak gerekiyor, basında da böyle bir hava var. Mesela ben Vakit'i çok beğeniyorum. Şahsın önünde her zaman fikir hâkimdir. Önemli olan da meselelere fikren hakim olmaktır.

HAİNİN HÜKMÜ MERDUDTUR
Hükümet haklı olarak referanduma da gidebilir, ama bunu yaparken insanları doğru yönlendirmeli. Üstad hazretleri her sıkıntıya, ezaya, cefaya katlandı, hep müspet hareket etti. Hiç menfi hareket etmedi. 'İman'dan sonra en yüksek mertebe namazdır namaz kılmayan haindir, hainin hükmü ise merdudtur' diyor. Ve bu açıklanmıyor. Bazı sırlar var, bunlardan bir tanesi de manen yükselmektir. Bu insanlara vakti ile makamlar verilmiş, seviyeleri gösterilmiş. Bize şimdi bir şey düşmüyor. Mevla'm yol vermediği müddetçe Mevlana gibi olamayız, Bediuzzaman Hazretleri gibi olamayız.

-Bediüzzaman'la ilk nerede görüştünüz?
Ben Bediüzzaman'la Isparta ve Emirdağ'da görüştüm ilk defa. Bir de Kirazlıdere'de görüştüm. Burdur'da bir jandarma astsubayı vardı. İsmail Ağabey. Çok ehli hizmet biriydi. Üstad hazretleri de onu çok severdi. Benim yanımda Üstad ona, 'Sana hakkımı helal ediyorum' dedi. 'Beni şehirden şehre dolaştıran, gezdiren, eza eden ve cefa çektiren, hapis yatıran, karakollarda kalmamı kararlaştıran bütün herkese hakkımı helal ediyorum. Talebelerim de etsinler' diyor. Benim de aklıma o geldi.

HİLMİ ÖZKÖK EHL-İ İMANDI

-Sizin de bu süreçte yaşadığınız çok şey oldu. Yani oldukça sıkıntılı günler geçirdiniz"

Her askeri darbede içeri giriyorum ben, neden? En son Kenan Evren attı beni içeri. Beni içeriden çıkaran adamsa Genelkurmay Başkanı'ydı; Hilmi Özkök. 12 Eylül'de yine içeri attılar. 12 Eylül sonrasında kız kardeşim ile Hilmi Özkök, Ankara'da Aşağı Ayrancı'da aynı apartmanda oturuyorlardı. Hilmi Özkök kiracı o apartmanda. Bir gün Hilmi Özkök'le karşılaşmış bizim hemşire, 'Hilmi Bey oğlum' demiş. 'Ağabeyimin nesi vardı da içeri alındı?' demiş. Hilmi Özkök o sıralar Kurmay Albay. 'Ben bir bakayım da' demiş. Ondan sonra akşamüzeri gelmiş, bu mevzularda çok hassas adamdır. 'Bir şeyi yok çıkacak' demiş. 'Ben yardımcı oluyorum' falan dememiş. Dünya saltanatını hiç bulaştırmamış hayatına. Mesela hiç öyle darbeye teşebbüs etmedi. Kimseyi incitmedi. Ehli iman olduğunu geç fark ettiler. Asker olduğu için kimse kimseye sual soramıyor.

MASONLARLA İLGİLİ GENSORU VERDİM KIYAMET KOPTU

-Meclis'te bulunduğunuz dönemde en çok dikkatinizi çeken konu sanıyorum Masonlardı. Siz, bu konuda gensoru veren ilk milletvekili oldunuz. Bu süreci de anlatır mısınız?

Mecliste masonlardan oluşan büyük bir ekseriyet vardı. Ben gensoru verdikten sonra, büyük şaşkınlık oldu. 'Aman geri çek, geri çek, geri çek.' Ferruh Bozbeyler'in partisinden Grup Başkanvekili Vedat vardı. Devlet Demir Yolları Umum Müdürlüğü yapmış, Masonlukla hiçbir alakası yok. Onu bile göndermişler bana. Masonlukla ilgili ilk gensoru önergesini veren benim. Vaktiyle Demokrat Parti içinde yer almış çok sayıda Mason vardı. Şimdi benim sevdiğim, saydığım, saygısından şüphe etmediğim Vedat'ı gönderiyorlar. Grup Başkanvekili. İşte ne olur yapma, etme. Hayret ettim ben bunların adedindeki ziyadeliğe. Şaşılacak kadar ağırlığını hissettiriyorlardı. Sonra meclis araştırması istendi, bir vekil, ben bu kadar çok Mason olduğunu bilmiyordum mecliste dedi.

DERNEĞİMİZİ KAPATTILAR ARKADAŞLARIMIZI TEHDİT ETTİLER

-Sizin dikkatinizi çekti, bir araştırma yaptınız ve bunun üzerine bir gensoru verdiniz galiba. Önceden bazı çalışmalarımız oldu.

İlk günden hem de. Biz de o dönemde bir dernek kurduk ve Isparta Milletvekili Sait Bey'i başkan yaptık. Sait Bilgiç gayret etti, çalışıyor. Buna rağmen mahkemeye verdiler derneği. Mahkeme derneği kapattı. Sait Bilgiç, derneği kapatan hakimle karşılaşmış. Ne demiş hâkim? 'Sait Bey, arkadaşlarına söyle, ben derneği kapatmayacaktım, fakat daha da ileri gidip efkârı umumiyede sizleri küçük düşürmeye çalışacaklardı da ben ona engel oldum. Bunları önledim' diyerek ağlıyor. Bize de Sait Bilgiç anlatıyor bunları. Arkasından Nurettin Ardıçoğlu, Millet Partisi'nin yazarı. Ona da 'sen bu derneğin avukatlığını yaparsan başına olmadık işler gelir' demişler. Ardından partisini de kapattılar. İstanbul'dan arayan zengin işadamının masonlarla ilgili konuşmak istemesinin altında da bu yatıyordu. Ama öyle durmak yok. Biz sadece mücadele etmek için varız. Amacımız daha fazla ileri gitmek.

BÜYÜK BİR SUİKAST ATLATTIM

-Bu süreçte başınıza bir şey geldi mi? Baskı ve tehdit oldu mu size yönelik?

Bir gün cumhurbaşkanlığına resepsiyona gittik. Demirel beni bir takdim etti, ayrılmadan evvel. Öyle bir takdim etti ki, ben neymişim dedim, böyle acayibime gitti. Çıkarken ne yapacak diye aklıma geldi. Cevdet Sunay elimi sıkmış, bırakmıyor. Bir şey diyecek ama onu da diyemiyor. Sonra oradan ayrıldık. Yanımda Rasim Deniz vardı. İyi arkadaştı, iyi kardeşti. Onunla Çankaya'dan çıktık asfalta, aşağı doğru iniyoruz. Aşağıdan yukarı doğru siyah bir araba geliyor, tam gaz. İniş aşağı iner gibi geliyor. Tam bize doğru yaklaşırken adam direksiyonu kırmaz mı üzerimize. Hemen sıçradık Rasim'le ikimiz. Ben hemen tabancama elimi attım, ateş etmeye vakit kalmadan araba gözden kayboldu. Böyle bir suikast atlattım. Cenab-ı Hak kim bilir nelerini atattırmıştır. Böyle çok hadiselerimiz oldu. Dava adına çıkmıştık biz, hizmet adına, millet için.

VAKİT'İN BAŞINA PLANLAR KURUYORLAR

-Masonların nasıl bir gücü ve etkinliği vardı mecliste?

Mesela harp sanayine el atamıyoruz, meclis masonların hegemonyasında. Günümüzde de böyle değil mi? Basın sektörüne bir bakın,Vakit dışında hepsini kaybettik. Bir bir satın alıyorlar. Vakit'ten ve bir iki gazeteden başka hepsini satın alıyor adamlar. Vakit'in başına planlar kuruyorlar. Bunlar önemli. Gençlerimizin Masonluğu iyi öğrenmesi lazım. Dernekler faaliyete geçecek, bu konuda çalışmalar yapılacak.

TÜRKEŞ'E MANEVİYATI HATIRLATTIM HEP

-O dönemde Alparslan Türkeş'le hiç karşılaştınız mı?

Benim bir ara Türkeş'le bir ahbaplığım vardı. Yaşı müsait olanlar bilir. Türkeş, Isparta'ya geldi mi, evvela bize gelirdi. Bizde bir buçuk-iki saat otururdu. Ondan sonra ayrılırdı. Türkeş'e suikast olmasın diye siyasi polis de burada vazife görürdü. Beklerdi, ben de onlara üzülürdüm. Onunla görüşmelerimizde manevi bakımdan ona gerekenleri hatırlatmaya çalıştım. Ama onda o hava yok tabi. Şimdiki başkanda da yok, Bahçeli'de. Bahçeli çok sakin tabiatlıydı. Hiç ağzından laf alamazdık. Bu mücadeleler kolay değil tabi. Geleceğe dair adımlar atarken geçmişi hesaba katmak lazım.
Yener Dönmez-habervaktim