Kutan: AKP Oyları İntikam Oylarıdır.
SP Genel Başkanı Recai Kutan dünkü tolantıda açıklamalarda bulundu.
Saadet Partisi, 22 Temmuz seçimleri sonrasında ikinci değerlendirme toplantısını dün Ankara’da gerçekleştirdi. Geçtiğimiz Cuma günü Başkanlık Divanı’nı toplayan Saadet Partisi dün de İl Başkanları ve İl Müfettişlerini Ankara’da toplayarak seçim sonuçlarını masaya yatırdı. İl başkanları ve il müfettişlerinin yoğun ilgi gösterdiği toplantının açılış konuşmasını yapan Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, ortaya çıkan tabloyu değerlendirdi. 22 Temmuz’da milletvekilliği genel seçiminde alınan sonuçların doğru yorumlanmasının çok önemli bir görev olduğuna dikkat çeken Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, “Çünkü doğru tedavi, ancak doğru teşhisle mümkündür” dedi.
Sonucu intikam oyları belirledi
“Bu seçimin doğru değerlendirilmesinin yapılabilmesi için, milletin seçimlere hangi şartlar altında geldiğinin, oyunu verirken hangi etkiler altında kaldığının, niçin böyle oy verdiğinin ve seçim sonuçlarının ne mana ifade ettiğinin isabetle tespiti büyük önem taşımaktadır” diyen Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, “Millette ‘ben inananlara zulüm yapılmasını istemiyorum, ne yapıp, yapıp bu zulüm dalgasını önlemeliyim’ hırs ve intikamını doğurdular” dedi. Kutan, kalkan olarak aslında milletin Saadet Partisi’ni gördüğünü ancak ‘Saadet Partisi barajı geçemez, geçse de tek başına iktidar olamaz’ propagandasıyla halkın bilinçli bir şekilde yanlış mecraya yönlendirildiğini belirtti.
- Ülkemizde 23 Temmuz 2007 günü milletvekili genel seçimleri yapıldı. Bu seçimlerin Ülkemiz, İslâm Dünyası ve bütün insanlık için hayırlı gelişmelerin doğmasına vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Bu seçimler münasebetiyle, her şeyden önce Saadet Parti’mizin adaylarımız, teşkilat mensuplarımız, hatiplerimiz ve gönüllüleri olarak muazzam bir kadronun bütün vatan sathında inançla, azimle ve eşine rastlanmayan bir gayretle gerçekleştirdiğiniz çalışmadan dolayı hepinizi birer kahraman olarak, milletimiz ve bütün insanlık adına candan kutluyor, alınlarınızdan öpüyor, bağrıma basıyorum ve yürekten tebrik ediyorum.
Doğru tedavi, ancak doğru teşhisle mümkündür
Bizim davamız haktır. Saadetin tek kurtuluş çaresidir. Rakamlarla ölçülemez. 22 Temmuz seçim sonuçlarını doğru yorumlamak çok önemli bir görevdir.
Çünkü, doğru tedavi, ancak doğru teşhisle mümkündür. Bu seçimlerin herkes tarafından yorumları, hiç şüphesiz uzun süre yapılacaktır ve herkes kendine göre bir yorum ortaya koyacaktır. Şu husus her şeyden önce bilinmelidir ki, gerçek, gerçektir. Yorumlarla değiştirilemez. Önemli ve faydalı olan, gerçeği doğru olarak görebilmektir. Bu seçimin doğru değerlendirilmesinin yapılabilmesi için, milletin seçimlere hangi şartlar altında geldiğinin, oyunu verirken hangi etkiler altında kaldığının, niçin böyle oy verdiğinin ve seçim sonuçlarının ne mana ifade ettiğinin isabetle tespiti büyük önem taşımaktadır.
Her önemli olayda olduğu gibi, bu seçimlerde de sağlıklı bir değerlendirmeye, ancak bu seçim furyasının ve heyecanın dinmesi ve toz dumanının ortadan kalkmasından sonra ulaşılabilecektir.
22 Temmuz seçimlerinin yıldızı olan ve Türkiye’mizin ve insanlığın kurtuluşunun tek çaresi olan Saadet Partimizin seçimleri en doğru bir şekilde değerlendirmesi ve ona göre üzerine düşen görevleri en mükemmel şekilde yerine getirmesinin ne kadar büyük önem taşıdığının idraki içindeyiz. Bu değerlendirmeyi en doğru ve en isabetli bir şekilde yapabilmek için çalışmalarımızı başlatmış bulunuyoruz.
AKP sunulan avantajları heba etti
İlk değerlendirme 27 Temmuz Cuma günü Başkanlık Divanımızda yapılmıştır. 29 Temmuz Pazar günü, bugün başta Genel Merkez MKYK üyelerimiz, İl Sorumlularımız, seçimlerden önceki ve seçim esnasındaki İl Başkanlarımız ve İl Müfettişlerimiz olarak bir araya geldik. İkinci Değerlendirme toplantımızı yapıyoruz.
Seçim süresi boyunca canla başla çalışan 550 Adayımız, bütün İl ve İlçelerin Seçim Başkanları ve Karargâh Başkanları, Hanım Komisyonlarımız ve Gençlik Kollarımızın canla başla çalışan seçim kadrolarıyla istişarelerimiz ve değerlendirme toplantılarımız önümüzdeki belli bir süreçte yapılmak suretiyle bu görevimizi en mükemmel şekilde yerine getirmek için elimizden gelen gayreti göstereceğiz.
Bugünkü 22 Temmuz 2007 seçimlerinin değerlendirilmesi toplantısının iş bu açış konuşmasında sizlere, kıymetli basın mensuplarının katkısıyla bütün milletimize aşağıdaki gerçekleri sunmakta yarar görüyorum.
22 Temmuz 2007 seçimlerine yüzeysel bir bakışla bakıldığı zaman zahiren bu seçimde, daha çok önceden ilan edilmiş olan üç partinin, TBMM’ye girmiş olduğu ve AKP’nin de ikinci defa tek başına iktidara gelmiş olduğu görülür.
Gerçekte ise;
3 Kasım 2002 seçimlerinde de AKP, hiçbir partinin sahip olamadığı avantaj ve fırsatlarla tek başına iktidara gelmişti ama bu dönemde AKP, milletimizin beklentilerine cevap verememiş, hayati önem taşıyan ülke sorunlarına çözüm üretmek şurada dursun, onları daha da ağırlaştırmıştır.
Hal böyle iken;
Bu seçimlerde AKP’nin % 46.66’lık bir oranda oy almış olmasının, geçtiğimiz 5 yıllık dönemde, AKP iktidarının başarılı olduğunu ortaya koyan bir sonuçmuş gibi kabul edilmesi mümkün müdür?
Biz Saadet Partisi olarak, Türkiye’nin ve insanlığın tek kurtuluş çaresi olduğumuzun bilinci ile bu sorumluluğumuzun gereği olarak daha 2005 yılı sonundan itibaren kollarımızı sıvadık, seçim çalışmalarımıza başladık. 2 yıldır bütün teşkilatımızla eşine rastlanmayan gayretle yapmış olduğumuz çalışmalarımız esnasında binlerce konferanslar verdik.
Yurdun her ilini, ilçesini, beldesini ve köyünü ziyaret ettik. Esnaflarımızı, sivil toplum kuruluşlarımızı ve milletimizi evlerinde ziyaret ettik. Sayısız salon toplantıları, mitingler yaptık ve bütün Türkiye’yi sarsan konferanslarla gerçekleri ortaya koyduk. En coşkulu, en kalabalık mitinglerle halkımızla kucaklaştık. Bütün Türkiye sathında vatandaşlarımızla beraber olduk.
Halkın yüzde 70’i yoksulluk ve açlık sınırında
Gördüğümüz manzara yürekler acısıydı. Halkımızın nerdeyse yüzde 70’i, yoksulluk veya açlık sınırına düşürülmüştü. Memurumuz, işçimiz, emeklimiz, çiftçimiz, esnaf ve sanatkârımız perişan ve şikâyetçiydi. Halkımızın gerçek gündeminde, işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, gelir dağılımındaki adaletsizlik, manevi ve ahlâki tahribat, dış politikada ürkütücü gelişmeler vardı. Halkımız, AKP’nin emperyalist güçlerin emrine girmiş olmasından dolayı ve AKP’nin desteğiyle emperyalizmin İslâm Âlemine açtığı savaşlar ve ortaya koyduğu vahşet karşısında AKP’ye karşı büyük bir kızgınlık ve öfke içindeydi.
Onun için biz Saadet Partisi olarak, seçim süresi boyunca şu üç konuda, milletimizi bilgilendirmek ve uyarmak gayreti içinde olduk.
1- Ekonomik Yıkım, 2- Manevi Tahribat, 3- Dış Politika Faciası
Bir yandan bu tehlikeleri açıklarken, diğer yandan da çözüm önerilerimizi izah ediyor, vatandaşlarımıza, “bu sıkıntılara bakarak katiyen ümitsiz olmayın, bunların çözümü de, çaresi de var, çözüm de, çare de Saadet Partisi iktidarındadır.” diyorduk. Bu çalışmalarımızda halkımızdan inanılmaz ölçüde ilgi, büyük teveccüh görüyorduk. Buna mukabil halkımız, AKP’ye de sandıkta en acı dersi vereceğini ifade etmekteydi.
Bu seçimde Saadet Partisi tarihi bir görev ifa etmiştir. Tarih, bu kampanyada ortaya koyduğumuz vatansever çıkışın, milli duruşun ne derece hayati ve anlamlı bir ikaz olduğunu yazacaktır.
Emperyalist güçler yine devreye girdi
Bizim seçim sürecindeki, ikazlarımız, söylemlerimiz hâlâ geçerlidir ve doğrudur. Tehlikeler hâlâ mevcuttur ve çok yakındır. Bu ölçüde tehlikeli gelişmeler ve başarısızlıklar ortada iken, AKP’ nin bu ölçüde yüksek oy almış olmasını başka sebeplerde aramamız gerekir.
Bu sebepler nelerdir? Ferasetle bakıldığı zaman bu sebepleri açıkça görmek mümkündür.
Şöyle ki;
Bilindiği gibi toplumsal olayların doğal bir sonucu olarak her seçim bir “Seçim Havası” içinde yapılır. Büyük çoğunluklar bu havaya kapılırlar ve esen rüzgâr, sonucu büyük ölçüde etkiler. Emperyalist güçlerin, bu havaları oluşturmakta imkânları, etkinlikleri, geniş tecrübeleri ve uzman kadroları vardır.
Onlar, bir yandan olayları tanzim ederken, diğer yandan da başka niyetle yapılmış faaliyetleri, millete, kendi stratejilerine yarayacak şekilde takdim etme ve tanıtma imkânına sahiptirler.
Bu imkân ve deneyimleriyle hepimizin gördüğü gibi ve Saadet Partisi olarak seçim esnasında sürekli milletimizi uyarmaya çalıştığımız gibi, bütün güçleriyle meşhur tabiriyle “Horoz Dövüşü”nü sahnelediler.
AKP ve CHP ikilisini sözde bir birleriyle çatışıyorlarmış gibi göstererek ön plana çıkarttılar ve masa başı anketleriyle, başta Saadet Partisi olmak üzere, diğer partileri gözlerden kaçırmak için bütün güçlerini ve gayretlerini ortaya koydular.
“İnananlara karşı korkunç zulüm dalgası geliyor”
Seçim öncesinde, şu 5 olayı öylesine ortaya koydular ki, millet bu atmosfer karşısında “inananlara muazzam bir zulüm tîsunamisi geliyor” görüntüsünü verdiler.
Millette “Ben inananlara zulüm yapılmasını istemiyorum, ne yapıp, yapıp bu zulüm dalgasını önlemeliyim” hırs ve intikamını doğurdular.
Emperyalizm, seçimi etkilemek için başta medya gücü olmak üzere elindeki bütün imkânları seferber ederek “inananlara karşı korkunç bir zulüm dalgası geliyor” inancını verebilmek için yararlandıkları 5 olay şunlardır:
1- Cumhurbaşkanının bazı beyanları ve uygulamaları, 2- Bir gece yarısı Genelkurmayın muhtıra diye algılanan açıklaması, 3- CHP’nin mütedeyyin insanları rencide eden beyanları, ikili kutuplaşmayı tahrik eden kavgacı ve hırçın üslubu, 4- YÖK’ün beyan ve uygulamaları, 5- Tusunami diye adlandırdığımız, Büyükşehirlerimizde milyonluk kalabalıklarla yapılan “Laiklik, Cumhuriyet” mitinglerinde, dindarları ürküten beyanlar ve görüntüler.
Emperyalizm elindeki medya gücüyle milleti etkilemek için sunduğu haberler ve görüntüler geniş halk kitlelerinde “inananlara büyük bir zulüm dalgasının gelmekte olduğu” şeklinde algılandı.
AKP’ye verilen oylar, zulüm dalgasının ürünü
Dış basın, Türkiye’de “Laikler güçleniyor” manşetleriyle, bu korkuyu körükledi. Bu faktörlerin etkisiyle millet “açlığı, işsizliği, dış güçlerin dayatmalarını, manevi ve ahlâkî çöküntüyü” bir kenara bırakarak, aman CHP gelmesin, bu dalgaları durdurmak için ne yapıp yapıp, ne olursa olsun, nerden bulursam bulayım, bir kalkan, bir dalga kıran koymalıyım hırsının içine girdi.
Bu kalkanı nerden bulacağım diye düşündüğü zaman, evet asıl kalkan Saadet Partisi’dir ama, yapılan propagandalara göre Saadet Partisi barajı geçemez, geçse de tek başına iktidar olamaz, diye düşündürüldüğü için, istemeye istemeye kerhen AKP’yi kalkan olarak desteklemekten başka çare göremedi.
İşte, bu şartlar ve sebeplerden dolayı millet AKP’ye oy vermiştir.
Açıkladığımız gerçeklerin berrak bir şekilde gösterdiği gibi AKP’ye verilen oylar AKP’yi istediğinden dolayı değil, inananlara zulüm dalgasına karşı, kin ve intikam oylarıdır.
Böylece,
Seçmen çoğunluğu, inancına saygı talebini yaşamakta olduğu sıkıntılardan daha öncelikli bir mesele olarak gördüğünü oyları ile ortaya koydu.
Vatandaş;
- Din düşmanlığı istemiyoruz,
- Başörtüsüne uzanan eller çekilsin diyor.
Halkımızın inancı ile ilgili hassasiyeti, elbette her türlü takdirin üzerindedir. Bu sebeple, oylarıyla AKP’ye destek olmaları bir yönüyle mazur görülebilir.
AKP zulmün kalkanı değil, müsebbibidir
ANCAK, ortada çok ciddi bir yanılgı var. Bu önemli yanılgı şudur: Halkımız “inananlara zulüm yapılmasını istemiyor” bu korku nereden ileri geliyor: Milli ve manevi değerlere bağlılığın azalmasından, milli ve manevi değerlere bağlığın azalmasında baş etken bizzat AKP’nin kendisidir. Ve emperyalizmin talebiyle yürüttüğü “manevi tahribat” uygulamalarıdır. Bu konuyu siz milletimize bütün seçim süresince defaatle anlattığımız gibi, Erbakan Hocamızın “AKP’nin Manevi Tahribatı” konferansında da delilleriyle ortaya konmuştur.
AKP “İnananlara zulmün kalkanı değil, ilacı değil, bu olayın müsebbibidir” milli ve manevi değerlere bağlılığın artırılması isteniyorsa ilaç AKP değil, Saadet Partisi’dir. Onun için aziz vatandaşlarımıza sesleniyoruz.
- Bu böyle gitmez ve Millî Görüşsüz olmaz
BU SEÇİM ÇALIŞMALARI ŞU GERÇEKLERİ ÇOK AÇIKÇA ORTAYA KOYMUŞTUR.
1- Saadet Partisinde, davasına sımsıkı bağlı sağlam bir kadro vardır.
2- Bu kadro, eşine rastlanmayan bir gayretle, vatana, millete ve bütün insanlığa hizmet ve ibadet aşkıyla çalıştı.
Erbakan Hocamızın uyarıları gözardı edilemez
Seçim kampanyası öncesinde, binlerce konferans ve gençlik şölenleri, milyonları bir araya getiren muhteşem mitingler, halkla kucaklaşma programlarının ardından, seçim kampanyası boyunca, bütün genel idare kurulu üyelerimiz, eski milletvekili ve belediye başkanlarımız, il, ilçe, belde yöneticilerimiz, adaylarımız, kadın kolları ve gençlik kolları mensuplarımız, örneği görülmemiş bir azim, kararlılık ve gayretle geceli gündüzlü çalıştılar. Bütün bu kardeşlerimize tebrik ve teşekkürlerimi sunuyorum.
Millî Görüş Liderimiz, Muhterem Erbakan Hocamız da çok zor iklim şartlarına rağmen, iştirak ettiği konferans ve mitinglerdeki açıklamaları ile kamuoyunu çok büyük ölçüde etkiledi ve uyardı. Sizler adına Muhterem Erbakan Hocamıza da şükranlarımızı sunuyor, Allah razı olsun diyorum.
3- Milletin bu kadroya ve geçmiş hizmetlerine büyük sevgisi var.
4- Millet, din düşmanlığı istemiyor.
5- Millet, maneviyatını, maddiyatına tercih ediyor.
6- Millet, sağlam kalkan arıyor.
7- Milletin aradığı kalkan işbirlikçi AKP değil, Millî Görüşün temsilcisi Saadet Partisi’dir.
8- Bu sebeple kabahat millette değil, bazı yanlış adım atanlarda.
Bu gerçekler biz Millî Görüş sahiplerine büyük sorumluluklar yüklemektedir.
Bu sorumluluk duygusu içerisinde;
1- Daha çok ve disiplinli çalışmak, 2- Millete sağlam bir kalkan göstermek, 3- Üyelerimizi süratle arttırmak ve onlara sahip olmak, 4- İnananlara zulüm korkusunun ortadan kalkması için, ilacın işbirlikçi AKP değil, Millî Görüşü temsil eden Saadet Partisi olduğu gerçeğinin şuurlu insanlar tarafından millete tanıtılmasının gerçekleştirilmesi mecburiyetindeyiz.
İşte gerçekler apaçık bir şekilde ortadadır ve gözlerimizin önündedir. Görüldüğü gibi bizim davamız hak davadır. Türkiye’mizin ve bütün insanlığın saadeti davasıdır.
Ve Saadet Partisi, Saadetin tek ilacıdır. Bu inançla yukarıda belirttiğimiz sorumluluk duygusu için de görevlerimizi daha büyük bir gayretle yerine getirmek için yeni bir çalışma dönemine giriyoruz.
24 Temmuz 2007’den sonra başlayan bu yeni dönem Millî Kurtuluş dönemidir.
Bugüne kadar hakkı hâkim kılmak için yaptığı çalışmalarda bütün engelleri kaç defa aşan, emperyalizmin engellerini her defasında bozan, inançlı, şuurlu ve çalışkan kadrolarımız şimdi daha büyük bir gayretle kollarını sıvamıştır. Zafer inananlarındır! Ve zafer yakındır…
Siz Aziz kardeşlerimi, siz Millî Görüş sahiplerini kahramanlar olarak, tekrar sevgi ve saygıyla selamlıyor, saadet ve selametler diliyor, önümüzdeki büyük zaferi müjdeliyor, hepinizi kutluyorum.
