İşte Azgın Azınlığın Mağdurları
28 Şubat süreciyle artan inançlı insanlara yaşama hakkı tanımayan azgın azınlığın mağdurları, yaşadıkları baskıları Vakit gazetesine anlattı.
28 Şubat süreciyle artan inançlı insanlara yaşama hakkı tanımayan azgın azınlığın mağdurları, yaşadıkları baskıları Vakit’e anlattı. Mağdurlar, “Bizim mahallede kimseye baskı yapılmaz, ama biz yıllardır bir avuç mutlu azınlığın yaşadığı karşı mahallenin baskı ve dayatmaları ile karşı karşıyayız” dediler.
ÖNDER Başkanı Yusuf Ziyaeddin Sula
İSTİKBALLERİ KARARDI
“Yıllardır baskının en alasını onlar yapıyor. ‘Biz onlara baskı yaptık, onlar da bize yaparlar mı’ korkusu bu. Üniversitelerde başörtüsü yasağından önce kızlarımız başı açık arkadaşlarıyla gayet samimi ilişkiler kuruyorlardı. Hiçbir sorun yoktu. Normal şartlar altında bizim insanlarımız asla böyle bir baskı ortamına girmezler. Geçmişten günümüze inançlı insanların kendisi gibi olmayanlara gösterdiği hoşgörü ortadadır. Karşı mahallenin 11 yıldır sürdürdüğü baskılar binlerce insanın istikbaline mal oldu. Çocuklar başörtü ve hayat arasında tercih yapmak zorunda bırakıldı. Başörtüyü tercih edip evine çekilenler geleceklerinden vazgeçtiler. Açılıp üniversiteye devam edenler ciddi kimlik bunalımlarına ve psikolojik depresyonlara girdiler. Kendilerine bu baskıyı yapan kurum ve kişilere karşı büyük bir nefret ve sevgisizlik doğdu. Bu yaşanılanlar anormaldi ve bu anormalliklerin bir an önce bitmesini istiyoruz.”
Özgür Der Genel Başkanı Hülya Şekerci
TEK GERÇEK BAŞÖRTÜSÜ ZULMÜ
“Bizim eylemlerimizde kullandığımız bir slogan vardı. ‘Mahalle baskısı yalan, toplumsal gerçek başörtüsü zulmü’ diye. Mahalle baskısı bir kuruntu. Şu an hali hazırda bu baskı ve zorbalığı biz yaşıyoruz ve hâlâ da devam ediyor. Başörtüsü yasağı kaldırılacak olursa başörtülüler ilk defa üniversiteye girmiş olmayacaklar. Yasaktan önce ben de dahil olmak üzere üniversitelerde okuduk. Böyle bir baskının olmadığı ve bundan sonra da olmayacağı çok bariz görülüyor. 28 Şubat sürecinden itibaren çok ciddi mağduriyetler yaşandı. Başlarını açıp okuyanlar psikolojik bunalımlar yaşadılar. Bırakanlar evlerine dönüp belki istemedikleri evlilikler yaptılar. Ailelerinden çok ciddi baskılar gördüler. Özellikle her af çıkışında bu kızlar ailelerinden tekrar tekrar baskı gördüler. Dolayısıyla karşı mahallenin baskısı bir vehim değil gerçek olarak üzerimizde uygulanmaya devam etmekte.”
ASDER Başkanı Adnan Tanrıverdi
BAŞÖRTÜLÜ SUBAY EŞLERİ TACİZ EDİLDİ
“Kendileri gibi düşünmeyen insanları tehdit olarak göstermek suretiyle özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nde, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında, üniversitelerimizde çalışanlar üzerinde büyük bir baskı uygulandı. Silahlı kuvvetlerde bugüne kadar inançları nedeniyle 1568 subay astsubay ihraç edildi. Bunlar sadece YAŞ kararı ile ihraç edilenler. Bir kısmı da ihraç tehdidi altında olduğu için kendileri bırakanlar var ki bunların sayıları ihraç edilenlerden 3-4 misli daha çok. Bu insanlara bir yargı hakkı bile verilmedi. Eğer gerçekten bir baskıdan söz edeceksek, bu öbür mahallenin, inançlı insanlara yaptığı baskıdır.”
Merve Kavakçı’nın isyanı!
PERVASIZCA MAHALLE BASKISINDAN BAHSEDEBİLİYORLAR
“Başörtüsü yasağı bir neslin değil, nesillerin hayatını alt-üst ediyor. Yasağın 26. senesindeyiz. Ben ilk olarak küçük bir çocukken annemin Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde öğretim üyeliğinden istifa etmeye mecbur edildiği günleri, babamın aynı üniversitede İslâmi İlimler Fakültesi dekanı olarak başörtülü öğrencilerine başını açma baskısı yapmadığı için zamanın rektörüyle ters düşüşünü hatırlıyorum. Bir süre sonra Ankara Tıp Fakültesi öğrencisi olarak annemin yaşadıklarını ben öğrenci olarak yaşayacakmışım meğer... Bizim Amerika'ya ilk "savruluşumuz" o sene oldu zaten. Ben başımı açamadım. Türkiye’de yaşayamadık. Babam "sizin tahsil yapabileceğiniz bir yerlere gitmemiz lazım" deyince bu günlerde yirminci senesini doldurduğumuz Amerika maceramız da başlamış oldu. İnsanın ülkesinde hor görülüp, çok uzaklarda her şeyiyle, örtüsü, inancı, namazı ile "şartsız" kabul görmesi çok acı bir duygu. Bedeniniz bir ülkede, ama aklınız hep vatanınızda oluyor... 1999 itibariyle yaşadıklarımız ise tarihsel bir ibretlik teşkil etti.
O günleri unutmak ve yapılanları affetmek herhalde hiçbir zaman mümkün olmayacak. Bir aile, bir kadın, iki çocuk, bir dindar halk ancak bu kadar taciz edilebilirdi. Benim üzerimden yürütülen güçler savaşıydı o günlerde yaşanan. Şimdi pervasızca "mahalle baskısı"ndan söz ediyorlar. "Baskı mı?" diyorum içimden, "Gelin de onu bana sorun... Benim Fatima'mın Meryem'imin çektiği laikçi mahalle baskısını.." Telefonla, sözle apartmanımızın içinde "komşu" diye bildiklerimizin yaptıklarını... Şoförsüz, korumasız ailecek hiçbir yere adım atamadığımız iki yılı hatırlıyorum da içim titriyor... Benim küçücük çocuklarıma okulda "Türkiye laiktir, laik kalacak" haykırmalarıyla saldırışlarından daha "mahalle baskısı" olabilir mi! Kimin kime mahalle baskısından söz ediyorlar? Biraz insafları olsa baskının adını bile ağızlarına almazlar. Çocukluğumdan orta yaşlılığıma hayatımın yüzde sekseni "onlar"ın baskılarıyla geçti. Ellerine fırsat geçtikçe burada Amerika'da bile bulup baskılarını sürdürmeye devama yelteniyorlar. Ben üç nesildir bu baskıyı yaşayan aileden geliyorum.”
Vakit
