İsrail medyası: Tarihî hata tekrarlanıyor... Lübnan'daki yeni güvenlik kuşağı ölüm tuzağına dönüşüyor.
İsrailli bir analist, "Lübnan'daki yeni güvenlik kuşağının kuzeydeki sakinleri koruyamayacağını, çünkü Hizbullah'ın sınırların ötesinde İsrail ordusunun önüne konuşlandırdığı binlerce hedefe ...
İsrailli askeri işler analisti Alon Ben David, “Maariv” gazetesindeki yazısında Güney Lübnan’da tarihi bir hatanın tekrarlandığını belirterek, “yeni güvenlik bölgesinin ölümcül bir tuzağa dönüştüğünü” ifade etti.
Ben David, “Tarih kendini iki kez tekrar eder; ilki trajedi, ikincisi ise komedi olarak” ifadelerini kullanarak, “Bugün kendimizi trajedi aşamasında buluyoruz. Bu trajediyi daha da büyüten gerçek ise bu savaşı yönetenlerin, yani işgal ordusunun üst düzey komutanlarının, 1990’lı yıllarda Lübnan’daki aptallık yürüyüşünün mezunları olmasıdır” dedi.
Yıpratma Darbeleri
Bu bağlamda Ben David, bu hafta Litani bölgesinde iki özel birlikten oluşan bir gücün faaliyet yürüttüğünü, Hizbullah savaşçılarının ise bu gücü izlediğini, hareket güzergâhını dikkatle analiz ettiğini, patlayıcı yerleştirerek gücü gözetim altında tuttukları sırada infilak ettirdiğini ve bunun sonucunda dört askerin yaralandığını aktardı.
Ben David, bu sahnenin Hizbullah’ın güvenlik kuşağı yıllarında, yani 1985-2000 döneminde Güney Lübnan’da işgal ordusuna karşı yürüttüğü gerilla savaşının birebir kopyası olduğunu belirtti.
Ben David’e göre Hizbullah, 15 yıl boyunca Lübnan’daki işgal askerleri üzerinden nüfuzunu ve kabiliyetlerini geliştirdi. Onlarla günlük temas içinde tecrübe kazandı, küçük bir örgütten deneyimli bir gerilla ordusuna dönüştü. 2000 yılında Lübnan’dan çekilmenin ardından ise kendisini yeniden inşa ederek kelimenin tam anlamıyla gerçek bir orduya dönüştürdü.
“İsraillinin Zayıf Noktalarını Tespit Edip Yıpratmak”
Ben David, 2024 yılında ağır darbeler alan Hizbullah’ın bugün yeniden büyük kuvvetler gerektirmeyen gerilla savaşı yöntemlerine döndüğünü belirtti. Ona göre bu yöntem, işgal ordusunun yeni güvenlik bölgesi içinde önüne serdiği binlerce hedefe karşı sürekli darbe ve yıpratma mantığına dayanıyor.
Ben David, temel fikrin teknik araçlar gelişmiş olsa da aynı kaldığını ifade etti: “Düşmanın zayıf noktalarını tespit etmek ve ona darbe vurmak. Amaç askeri kesin sonuç almak değil, onu yormak ve yıpratmaktır.”
Ben David’e göre bugün yaşanan da tam olarak budur. İsrail her gün, yeni güvenlik şeridinin kuzeydeki yerleşimcileri ne roketlerden ne de insansız hava araçlarından koruyabildiğini hatırlatan gelişmelerle karşılaşıyor. Dahası, bu şerit ilan edilenin aksine onları tanksavar güdümlü füzelerin menzilinden de uzaklaştıramıyor.
Patlayıcı Dron Tehdidi
Hizbullah’ın saldırı tipi dronlarına değinen Ben David, Hizbullah’ın 35 yıl önce psikolojik ve medya savaşına odaklanmaya başladığını belirtti. O dönemdeki anlayışın, “Bir askerin yaralanması bir anneyi ağlatır; o yaralanmanın görüntülenmesi ise binlerce anneyi ağlatır” sözleriyle özetlendiğini aktardı.
Ben David’e göre fiber optik kablolarla yönlendirilen patlayıcı dronlar tam da bu anlayışa uygun bir silah. Çünkü bu silah, hedef alınan kişide “kişisel ve doğrudan hedef seçildiği” hissi oluşturuyor. Rastgele düşen bir mermi değil; seni gören, seni seçen, peşinden gelen ve hedef alan bir araç görüntüsü veriyor.
Ben David şöyle devam etti:
“Ukrayna’dan gelen ve savaşçıların dronlar karşısında hayatlarını kurtarmak için yalvardığı görüntülere baktığımızda, benzer sahneleri bizde görmemeyi ummaktan başka bir şey gelmiyor elimizden.”
Ben David, Ukraynalıların savaşın üzerinden yıllar geçmesine rağmen dron tehdidine karşı henüz kapsamlı ve entegre bir çözüm bulamadığını da vurguladı.
Buna karşılık İsrail güvenlik ve askeri kurumları, ellerindeki tüm teknolojiyi Lübnan’da kurulan yeni uygulama laboratuvarına sürüyor. Dronları tespit, önleme veya onlardan korunmaya yönelik mevcut her araç, çok fazla ön fizibilite testi yapılmadan Lübnan’a taşınıyor.
Bugün bölgede mevzileri ve araçları korumak için av ağları, hassas atış sistemleri, parça tesirli mühimmatlar, ağ atan dronlar, fiber optik kabloları kesmek veya yakmak üzere tasarlanmış dikenli teller, lazer sistemleri ve elbette Demir Kubbe konuşlandırılmış durumda.
Ancak en büyük zorluk hâlâ dronun önceden ve yeterli süre içinde tespit edilmesi. Erken tespit, önleme veya korunma ihtimalini artırıyor. Bu alanda her türden sensör devreye sokuldu: Radarlar, optik sistemler ve akustik yani ses temelli algılama araçları.
Ben David’e göre bu çözüm bulunana kadar işgal ordusu, yaşadığı hayal kırıklığının etkisiyle eski klasik çözümlere yöneliyor. Buna karşın işgal güçleri, Litani’nin Rakbe bölgesine hâkim olan ve bölgeyi yukarıdan gören Ali Tahir tepeleri karşısında tamamen açıkta bırakılıyor.
“Kuzeydeki Kanamayı Durdurmak İçin”
Ateşkes meselesine de değinen Ben David, bazı yorumcuların “işgal ordusunun ellerinin Amerikalılar tarafından dayatılan anlaşma nedeniyle bağlı olduğu” yönündeki iddialarını aktardı. Ancak ona göre gerçek şu: İşgal ordusunun, imha edilmesi halinde çatışmaları durdurabilecek hedefleri bulunmuyor. Hatta orduya bütün askeri yollar açılsa bile bu durum değişmeyecek.
Ben David, işgal ordusunun Hizbullah’ı tamamen etkisiz hale getirecek bir yönteme sahip olmadığını da belirtti. Ona göre bunun tek yolu, işgal ordusunun Beyrut’u ve Bekaa Vadisi’ni işgal etmek üzere gönderilmesi olur. Ancak Ben David, nadir fırsatın Hizbullah’la yüzleşmeye kararlı ve azimli bir Lübnan hükümetinin varlığında yattığını savundu.
Bu çerçevede Ben David, varılacak anlaşmanın acil gerekliliğinin her şeyden önce “kuzeydeki kanamayı durdurmak” olduğunu söyledi. Bunun yalnızca kuzeyle sınırlı olmadığını da vurguladı.
Ben David, “Lübnan’da sekiz tugay muharebe timiyle bir güvenlik kuşağını koruyabileceğini, aynı zamanda Suriye’de güvenlik şeridi, Gazze’de güvenlik şeridi, Ürdün sınırının güvenliği ve Batı Şeria’da kurulan 30 ek yerleşimin korunmasını sürdürebileceğini düşünen herkes, hesaplarını derhal yeniden yapmalıdır” ifadelerini kullandı.
Ben David yazısını şu ifadelerle tamamladı:
“Kara kuvvetleri aşırı derecede yıpranmış durumda. Genelkurmay Başkanı bu gerçeği kendisinden sorumlu makamlara açık biçimde yansıtmaya cesaret edemese bile ordu yorgun. Disiplin geriliyor. Düzenli eğitimlerin ve askeri rutinin yokluğunda profesyonel seviye aşınıyor.”
