İslami Cihad Lideri'nden Çarpıcı Açıklamalar
İslami Cihad Genel Sekreteri Abdullah Şallah, Filistin Direnişinin geçtiğimiz yıl kazandığı "Sekiz Günlük Savaş"ın yıl dönümünde konuştu..
İslami Cihad Genel Sekreteri: Herhangi Bir Saldırı Karşısında Direniş Zaferden Başka Bir Şeye Sahip Değil
İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Doktor Ramazan Abdullah Şallah: "Filistin Davasının yaşadığı bu dar boğazdan geçebilmesinin tek yolu, temelini direniş ve Filistin’in verdiği kararlarda yalnız bırakılmaması gerçeğinin oluşturduğu yeni bir stratejik çözüm üretmektir. Zira nerede bulunursa bulunsun bütün Filistinliler için, Filistin tek vatandır" dedi.
Ramazan Şallah “Sekiz Gün Savaşı’nın birinci seneyi devriyesi münasebetiyle Reşad Alşavu kongre merkezinde yaptığı önemli konuşmada şu hususlara değindi: "Bu kutlama, Gazze şeridinde vuku bulan ve zaferle sonuçlanan “Sekiz Gün Savaşı”nın birinci yıl dönümü kutlamasıdır. Bu savaşın zaferle sonuçlandığına birkaç delilimiz bulunmaktadır. Birincisi az da olsa bu zaferle, Siyonistlerin savaştan çok az önce ilan ettikleri hedeflerine bir set çekilmiştir. Bu zafer sayesinde bizler düşmanın kalbinin tam ortasında derin bir çukur açtık. Bu zafer bizim halkımızın ve ümmetimizin tarihinde, Lübnan ve Filistin’de eş zamanlı gerçekleşen direniş dolayısıyla ilk kez vuku bulmuştur. Zira bizler düşmanla olan kavgamızda uzun zamandır yenilgi psikolojisine alışmıştık. Zira acıların en büyüğünü 1948 Nekbe gününde yaşadık ve ardından 1967 yenilgisini. Maalesef bütün bu acı gelişmelere rağmen Arap Yönetimlerinin çoğu İsrail’i düşman olarak görmek şöyle dursun, aksine Amerikan şemsiyesi altında İsrail’in müttefiki oldular.
Delillerin ikincisine gelince: Bizler Siyonist düşmanla olan mücadele tarihinde yaşadığımız bu “Sekiz Gün Savaşı'nda Filistin Halkı olarak, herhangi bir Arap devletinden yardım görmeden direnişi üstlendik. Siyonist İsrail’in sahip olduğu maddi imkanlar karşısında, bizlerin gerçekleştirdiği istişhad operasyonları İsrail’e korku salmaya yetti. Kahraman Batı Yaka halkının ve diğer direniş gruplarının yükünü omuzladığı Aksa İntifadası sayesinde Siyonistler, Gazze şeridinden çekilmeye başladı. Gazze’nin bu çetin düşmanlık karşısında savunma savaşına girebilmesi için kendisini geliştirmesi ve silaha sahip olması gerekiyordu. Bu nedenle kendisi silah üretimine başladı. Ve aynı şekilde direnişe ve Filistin’e yardım elini uzatanlardan da Gazze’ye silah giriyordu. Allah’ın lütfu sayesinde düşmanın uykusunu kaçıran silaha da sahip olduk, bu silahla Tel Aviv’i bombalayacak cesarete de."
Öte yandan Şallah, İslami Cihad Hareketi ile Hamas’ın birlikte Tel Aviv’i bombalama kararı almasını tarihi bir karar olarak değerlendirdi ve "Önemli olan bombaların sayısı veya tahrip gücü değil, Tel Aviv için ifade ettiği manadır" dedi.
"Bu mücadelemizde ayaklarımızı sabit kılması ve bu yolda bizleri muvaffak kılması için Allah (c.c)’a dua ediyoruz. Ve Tel Aviv’in akıbetini tarihe, halkımızın ve direnişin iradesine bırakıyoruz. Hepinizden isteğim, Filistin Direnişinin azim ve sebatı ile “Sekiz Gün Savaşı”nı kıyaslamanız".
Şallah sözlerine şöyle devam etti: "Bölgeye bakan kimse mücadelenin bitmediğini ve huzurun bölgeye; Arapların Filistinlileri kendi dertlerine terk etmesiyle de gelmeyeceğini anlar. Düşmanın direniş sayesinde 2012 yılında Gazze’den çekilmesinin ardından, direniş gruplarının kendisini geliştirmesi ve düşmana karşı koyacak silahlara sahip olması gerekirdi".
Direnişçilere seslenen Şallah, onlardan direnişin sorumluluğunu üstlenme noktasında en üst seviyede olmalarını istedi. Ve önümüzdeki süreçte geçmişte yenilgiyle sonuçlanan savaşların aksine, "Karışılacağımız herhangi bir saldırıda bizi bekleyen ancak zaferdir" diyerek mücahitlerin bu vazifesinin farkında olması gerektiğini hatırlattı.
Ayrıca Şallah: "Halkımızdan herhangi bir grup ve cemaatin kalkıp da, Filistin halkının geri dönüş hakkı, direniş hakkı, bu memleketin herhangi bir yerine sefer etme hakkı gibi haklarından vazgeçmesini kapsayan bir çözüm önerisini asla doğru bulmadığını" ifade etti ve ekledi: "Filistinlilerin arasında düşmanla mücadele stratejimiz konusunda asla ayrılığa düşmememiz gerekir. Yoksa Filistin’in Siyonist yerleşim yerine dönüşmesine seyirci kalmaktan başka bir şey yapamayız."
Hamas'ı Eleştiren Aramızdaki Kardeşliği Eleştirmiş Olur!
Filistin direnişi hakkında konuşan Şallah: "Filistin halkı direnişi istiyor. Bunun en büyük delili ise, Hamas’ın 2006 seçimlerini kazanmasıdır. Kardeş Hamas Hareketi için açıkça söylüyorum ki, Hamas’ı eleştiren aramızdaki kardeşliği eleştiriyordur. Çünkü o, yönetimde söz sahibidir. Hatta içimizden Filistin yönetimine ve Hamas’a düşmanlık besleyenler de Hamas’ı eleştirmektedir. Peki, sorarım: "Siyonist rejimle müzakere bahsine girmek, direniş ve cihad yolunu seçmekten daha mı efdaldir? Zira kim direnişi seçmenin meşruiyetinden şüphe ediyorsa, Filistin’deki hakkımızın meşruiyetinden de şüphe ediyor demektir."
Doktor Şallah konuşmasına başlarken konferansa katılanlara hitaben: "Temennim odur ki bu konferanstaki sözleri dinleyip gereğini yerine getirenlerden olursunuz. Keşke ben de sizinle beraber olsaydım da, ömrümün kalan kısmı sizin olsaydı. Bu saatte Gazze’de aranızda olmayı çok isterdim" dedi.
Kudüs hakkında da konuşan Şallah: "Bu gerçekliğin gölgesinde bugün Kudüs her an Yahudileştirilme tehlikesi altındadır. Allah aşkına müzakereler ne yaptı? Yahudi yerleşim bölgelerinin inşa edilmesinden başka? Gün geçtikçe büyüyen bu yerleşim yerleri Mescidi Aksa’nın duvarlarına kadar dayanmış durumdadır. Hatta bugün mescidin merkezine kadar girdiler".
"Gerçek şu ki bizler bugün Kudüs meselesi gündeme geldiğinde karmakarışık bir girdabın eşiğindeyiz. İşgalcinin Kudüs üzerinden planladıkları ve bizim Kudüs deyince anladığımız. Kudüsü Şerif kavramı kullanıldığında bizim anladığımız, tarihi ülkenin tamamıdır. Fakat işgalci, onu Aksa ile sınırlandırıyor ve onun üzerinden müzakere masasına oturuyor. Zira bu sadece Kudüs ile sınırlı değil, üzerinde bahisler oynanan İslami ve Mesihi mukaddesat tehdit altındadır".
Arafat'ın Öldürülmesi Müzakere Masasına Oturanlara Önemli Bir Mesajdır!
Yaser Arafat hakkında ise Şallah şunları aktardı: "Arafat üzerinde bahse girilen bağımsız devlet projesinin çıkmaz sokağa ulaştığını anlamıştı. Zira bu yüzden onu kuşatma altına aldılar ve onu zehirle öldürdüler. Hem de küçük kimyasal bomba zehiriyle. Arafat’ın öldürülmesi aslında müzakere masasına oturanlara gönderilen bir mesaj mesabesindedir. İsrail ile yapılacak hangi barıştan söz ediyorsunuz. Nobel barış ödülünü alan Arafat İsrail tarafından katlediliyorsa, hangi gelecek ve hangi akıbetten söz ediyorsunuz. Kısaca İsrail ile müzakere masasına oturmak vatanımızın menfaati ile taban tabana çelişen onursuz bir davranıştır" dedi.
Şallah konuşmasının sonunda “Sekiz Gün Savaşı” sırasında şehid edilen Kassam Tugayları komutanlarından Ahmed Cabiri ve Kudüs Seriyyeleri şehidi Ramiz Harb’i rahmetle andı ve bu dava uğruna kurban olan diğer şehitlere de Allah’tan rahmet diledi.
İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Doktor Ramazan Abdullah Şallah: "Filistin Davasının yaşadığı bu dar boğazdan geçebilmesinin tek yolu, temelini direniş ve Filistin’in verdiği kararlarda yalnız bırakılmaması gerçeğinin oluşturduğu yeni bir stratejik çözüm üretmektir. Zira nerede bulunursa bulunsun bütün Filistinliler için, Filistin tek vatandır" dedi.
Ramazan Şallah “Sekiz Gün Savaşı’nın birinci seneyi devriyesi münasebetiyle Reşad Alşavu kongre merkezinde yaptığı önemli konuşmada şu hususlara değindi: "Bu kutlama, Gazze şeridinde vuku bulan ve zaferle sonuçlanan “Sekiz Gün Savaşı”nın birinci yıl dönümü kutlamasıdır. Bu savaşın zaferle sonuçlandığına birkaç delilimiz bulunmaktadır. Birincisi az da olsa bu zaferle, Siyonistlerin savaştan çok az önce ilan ettikleri hedeflerine bir set çekilmiştir. Bu zafer sayesinde bizler düşmanın kalbinin tam ortasında derin bir çukur açtık. Bu zafer bizim halkımızın ve ümmetimizin tarihinde, Lübnan ve Filistin’de eş zamanlı gerçekleşen direniş dolayısıyla ilk kez vuku bulmuştur. Zira bizler düşmanla olan kavgamızda uzun zamandır yenilgi psikolojisine alışmıştık. Zira acıların en büyüğünü 1948 Nekbe gününde yaşadık ve ardından 1967 yenilgisini. Maalesef bütün bu acı gelişmelere rağmen Arap Yönetimlerinin çoğu İsrail’i düşman olarak görmek şöyle dursun, aksine Amerikan şemsiyesi altında İsrail’in müttefiki oldular.
Delillerin ikincisine gelince: Bizler Siyonist düşmanla olan mücadele tarihinde yaşadığımız bu “Sekiz Gün Savaşı'nda Filistin Halkı olarak, herhangi bir Arap devletinden yardım görmeden direnişi üstlendik. Siyonist İsrail’in sahip olduğu maddi imkanlar karşısında, bizlerin gerçekleştirdiği istişhad operasyonları İsrail’e korku salmaya yetti. Kahraman Batı Yaka halkının ve diğer direniş gruplarının yükünü omuzladığı Aksa İntifadası sayesinde Siyonistler, Gazze şeridinden çekilmeye başladı. Gazze’nin bu çetin düşmanlık karşısında savunma savaşına girebilmesi için kendisini geliştirmesi ve silaha sahip olması gerekiyordu. Bu nedenle kendisi silah üretimine başladı. Ve aynı şekilde direnişe ve Filistin’e yardım elini uzatanlardan da Gazze’ye silah giriyordu. Allah’ın lütfu sayesinde düşmanın uykusunu kaçıran silaha da sahip olduk, bu silahla Tel Aviv’i bombalayacak cesarete de."
Öte yandan Şallah, İslami Cihad Hareketi ile Hamas’ın birlikte Tel Aviv’i bombalama kararı almasını tarihi bir karar olarak değerlendirdi ve "Önemli olan bombaların sayısı veya tahrip gücü değil, Tel Aviv için ifade ettiği manadır" dedi.
"Bu mücadelemizde ayaklarımızı sabit kılması ve bu yolda bizleri muvaffak kılması için Allah (c.c)’a dua ediyoruz. Ve Tel Aviv’in akıbetini tarihe, halkımızın ve direnişin iradesine bırakıyoruz. Hepinizden isteğim, Filistin Direnişinin azim ve sebatı ile “Sekiz Gün Savaşı”nı kıyaslamanız".
Şallah sözlerine şöyle devam etti: "Bölgeye bakan kimse mücadelenin bitmediğini ve huzurun bölgeye; Arapların Filistinlileri kendi dertlerine terk etmesiyle de gelmeyeceğini anlar. Düşmanın direniş sayesinde 2012 yılında Gazze’den çekilmesinin ardından, direniş gruplarının kendisini geliştirmesi ve düşmana karşı koyacak silahlara sahip olması gerekirdi".
Direnişçilere seslenen Şallah, onlardan direnişin sorumluluğunu üstlenme noktasında en üst seviyede olmalarını istedi. Ve önümüzdeki süreçte geçmişte yenilgiyle sonuçlanan savaşların aksine, "Karışılacağımız herhangi bir saldırıda bizi bekleyen ancak zaferdir" diyerek mücahitlerin bu vazifesinin farkında olması gerektiğini hatırlattı.
Ayrıca Şallah: "Halkımızdan herhangi bir grup ve cemaatin kalkıp da, Filistin halkının geri dönüş hakkı, direniş hakkı, bu memleketin herhangi bir yerine sefer etme hakkı gibi haklarından vazgeçmesini kapsayan bir çözüm önerisini asla doğru bulmadığını" ifade etti ve ekledi: "Filistinlilerin arasında düşmanla mücadele stratejimiz konusunda asla ayrılığa düşmememiz gerekir. Yoksa Filistin’in Siyonist yerleşim yerine dönüşmesine seyirci kalmaktan başka bir şey yapamayız."
Hamas'ı Eleştiren Aramızdaki Kardeşliği Eleştirmiş Olur!
Filistin direnişi hakkında konuşan Şallah: "Filistin halkı direnişi istiyor. Bunun en büyük delili ise, Hamas’ın 2006 seçimlerini kazanmasıdır. Kardeş Hamas Hareketi için açıkça söylüyorum ki, Hamas’ı eleştiren aramızdaki kardeşliği eleştiriyordur. Çünkü o, yönetimde söz sahibidir. Hatta içimizden Filistin yönetimine ve Hamas’a düşmanlık besleyenler de Hamas’ı eleştirmektedir. Peki, sorarım: "Siyonist rejimle müzakere bahsine girmek, direniş ve cihad yolunu seçmekten daha mı efdaldir? Zira kim direnişi seçmenin meşruiyetinden şüphe ediyorsa, Filistin’deki hakkımızın meşruiyetinden de şüphe ediyor demektir."
Doktor Şallah konuşmasına başlarken konferansa katılanlara hitaben: "Temennim odur ki bu konferanstaki sözleri dinleyip gereğini yerine getirenlerden olursunuz. Keşke ben de sizinle beraber olsaydım da, ömrümün kalan kısmı sizin olsaydı. Bu saatte Gazze’de aranızda olmayı çok isterdim" dedi.
Kudüs hakkında da konuşan Şallah: "Bu gerçekliğin gölgesinde bugün Kudüs her an Yahudileştirilme tehlikesi altındadır. Allah aşkına müzakereler ne yaptı? Yahudi yerleşim bölgelerinin inşa edilmesinden başka? Gün geçtikçe büyüyen bu yerleşim yerleri Mescidi Aksa’nın duvarlarına kadar dayanmış durumdadır. Hatta bugün mescidin merkezine kadar girdiler".
"Gerçek şu ki bizler bugün Kudüs meselesi gündeme geldiğinde karmakarışık bir girdabın eşiğindeyiz. İşgalcinin Kudüs üzerinden planladıkları ve bizim Kudüs deyince anladığımız. Kudüsü Şerif kavramı kullanıldığında bizim anladığımız, tarihi ülkenin tamamıdır. Fakat işgalci, onu Aksa ile sınırlandırıyor ve onun üzerinden müzakere masasına oturuyor. Zira bu sadece Kudüs ile sınırlı değil, üzerinde bahisler oynanan İslami ve Mesihi mukaddesat tehdit altındadır".
Arafat'ın Öldürülmesi Müzakere Masasına Oturanlara Önemli Bir Mesajdır!
Yaser Arafat hakkında ise Şallah şunları aktardı: "Arafat üzerinde bahse girilen bağımsız devlet projesinin çıkmaz sokağa ulaştığını anlamıştı. Zira bu yüzden onu kuşatma altına aldılar ve onu zehirle öldürdüler. Hem de küçük kimyasal bomba zehiriyle. Arafat’ın öldürülmesi aslında müzakere masasına oturanlara gönderilen bir mesaj mesabesindedir. İsrail ile yapılacak hangi barıştan söz ediyorsunuz. Nobel barış ödülünü alan Arafat İsrail tarafından katlediliyorsa, hangi gelecek ve hangi akıbetten söz ediyorsunuz. Kısaca İsrail ile müzakere masasına oturmak vatanımızın menfaati ile taban tabana çelişen onursuz bir davranıştır" dedi.
Şallah konuşmasının sonunda “Sekiz Gün Savaşı” sırasında şehid edilen Kassam Tugayları komutanlarından Ahmed Cabiri ve Kudüs Seriyyeleri şehidi Ramiz Harb’i rahmetle andı ve bu dava uğruna kurban olan diğer şehitlere de Allah’tan rahmet diledi.
isra haber
