İsimleri yerli, cisimleri yabancı ünlüler!



Hani, bir zamanlar Sequela adlı bir "reklamcı" vardı...

Bizler, Sequela'yı "Mesut Yılmaz'ın reklamcısı" olarak tanımıştık... Ama, en çok da; "Sakın anneme reklamcı olduğumu söylemeyin... O, beni genelevde kemancı sanıyor" sözüyle tanımıştık... Sizin anlayacağınız; annesinin "genelevde kemancı" zannettiği Sequela, aslında bir "reklamcı"ydı ama, annesi bunu bilmiyordu...
Aslına bakarsanız; Kamuoyunda "Türk milleti"nden olarak tanınan birçok kişinin de, "Sequela'nın annesi"nden pek farkı yok... Çünkü, "Türk" zannettiklerimizin çoğu ya Ermeni, ya Rum, ya da Yunan... Ama, ortak noktaları "Hıristiyan" oluşları!..
Yücel Aşkın'ın, üniversite bahçesine "Kuş" kılıfı altında "Haç'lı heykeller" diktiğini biliyorsunuz...
ORTAK ÖZELLİKLERİ “YABANCI”LIKLARI!
Yargılandığı "Tarihi eser kaçakçılığı" davası sürecinde incelenen 1019 eserden oluşan koleksiyonunun önemli bir bölümünü "Hıristiyanlığın sembolü Haç"ların oluşturduğu belirlenmişti.
Hakkındaki usûlsüzlük iddialarıyla ilgili savunmasında da mütedeyyin çevrelere saldıran Aşkın, "Radikal İslâm'ın kalesi olmuş bir üniversitede görev yapıyoruz. Biz geldikten sonra bazı değişimler yaşandı. Bundan rahatsız olanlar var" ifadelerini kullanmıştı.
Üniversitenin İlahiyat Fakültesi'ni de kapatan Rektör Aşkın'ın, Ermeni asıllı Agop Vartovyan'ın torunu olduğu herkes tarafından biliniyor.
AK Parti iktidarının hazırladığı YÖK Yasa Tasarısı'na karşı çıkarak, büyük bir provokasyona soyunan ve "Gerekirse yeni Kubilaylar oluruz" ifadelerini kullanan Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Emin Alıcı da, son olarak İslâmiyet'i geri kalmışlığın sebebi şeklinde göstererek, "1450'li yıllarda matbaa bulundu ve hızla Avrupa'da yayıldı. Biz, 250 yıl sonra matbaayı kullanabildik. Matbaayı Müslüman olmayan halk kullandı. Keşke o zamanlar Anadolu Müslüman olmasaydı.." deme cür'etini göstermişti... Emin Alıcı'nın nüfus cüzdanının din hanesinde ise "Hıristiyan" yazdığını bilmeyen yok!
Emin Alıcı'nın dedelerinden birinin adı Artin, diğeri ise Ohanis.
Şimdi de Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin Başkanı ve YÖK üyesi Türkan Saylan'dan söz edelim...
Saylan'ın, eğitimin bütün kesimlerinin temsil edildiği 17. Milli Eğitim Şûrası'ndan oylama sonucunda 4'e karşı 66 oyla "Katsayı adaletsizliğine son verilsin" yönünde karar çıkması karşısındaki tavrı, hâlâ hatırlarda...
İçine sindiremediği "Herkes üniversiteye eşit şartlarda girsin" kararını "hazırlanmış bir oylama" şeklinde değerlendiren Türkan Saylan'ın da Hıristiyan kökenli olduğu biliniyor...
Türkan Saylan'ın Nüfus Kayıt Örneği'nde annesinin asıl isminin Lilimina Raiman olduğu görülüyor. Aynı zamanda YÖK üyeliği de yapmış olan Türkan Saylan'ın 1924 İngiltere doğumlu olan annesi Lilimina Raiman, 1936 yılında Leyla ismini almış.
İstanbul ili Eminönü ilçesine kayıtlı Türkan Saylan'ın anne tarafından dedesinin ismi Raber Ragman, anneannesinin ismi ise Minaverlig.
Türkan Saylan'ın annesi Leyla Hanım'ın din hanesinde "Katolik Hıristiyan" yazıyor.
BÜTÜN BUNLAR TESADÜF(!) MÜ?
Oldu olacak, "sondan bir önceki" haberi de aktarayım:
"TMSF'nin el koyduğu İktisat Bankası'nın eski sahibi Erol Aksoy'un 86 yaşında ölen annesi Stavrinia Melek Aksoy, Rum Kilisesi'ndeki cenaze töreninin ardından son yolculuğuna uğurlandı. Stavrinia Melek Aksoy için Arnavutköy Taksiarhis Rum Kilisesi'nde, 7 Mayıs günü cenaze töreni düzenlendi. Törenden önce matem için çanlar çalındı.
Çok sayıda ünlü ismin yer aldığı "kilisedeki ayin"de, Aksoy Ailesi'nin büyük üzüntü yaşadığı görüldü.
Kiliseye gönderilen çok sayıda çelenk dikkat çekti. Stavrinia Melek Aksoy'un naaşı, kilisedeki cenaze töreninin ardından Arnavutköy Rum Mezarlığı'nda toprağa verildi.
Açık söyleyeyim; bu haberi okuduğumda çok şaşırmıştım... Çünkü ben; Erol Aksoy'un annesinin "Rum ve Hıristiyan", babasının ise "Müslüman" olduğunu bilmiyordum... "Adına" bakıp, onun "öz be öz Türk" olduğunu sanıyordum!..
Gelin, görün ki;
"Sequela'nın annesi"nin; oğlunu "genelevde kemancı" zannetmesi gibi; ben de ilk zamanlar Yücel Aşkın'dan Emin Alıcı'ya, Türkan Saylan'dan Erol Aksoy'a kadar, bütün "ünlü isimler"in "ad"larına bakıyor ve onların "Türk" olduğunu zannediyordum!..
Meğer, onların hepsinin isimleri "yerli" ama, cisimlerinde "yabancı"lık varmış!..
"Yabancı"lıkları sadece "cisim"leriyle sınırlı kalsa, yine iyi... Ama, "eylem" ve "söylem"leri de hep "Türkiye aleyhine"ydi!..
Diğerlerinin neler söyleyip, neler yaptıklarını yukarıda özetledik...
Erol Aksoy'un yaptıklarını da hatırlıyor olmalısınız... "Show TV" ve "Cine-5"te bir zamanlar yayınlanan "porno" derecesindeki "müstehcen film"ler ile "kırmızı noktalı film"lerin, bu milletin ahlâkında ne büyük "tahribat"lar yaptığını söylemeye bilmem gerek var mı?..
Söyleyin Allah aşkına;
Toplumun ahlâkının dejenere edilmesinde ve "milletin ruh kökü"ne yönelik saldırılarda "rol ve görev" alan insanların hemen hepsinin "Rum!.. Ermeni!.. İngiliz!..", kısacası "Hıristiyan" olmaları bir "tesadüf"(!) müdür?..
Bu "yerli düşmanlığı"nın temelinde, onların birer "yabancı" olmalarının hiç mi rolü yoktur?..
KİM BU LEYLA GENCER?
Alın işte... Kartel televizyonları ve gazeteleri, şimdi de Leyla Gencer'le yatıp, Leyla Gencer'le kalkmaya başladı...
Habire onu pompalıyorlar!..
"Haber"lerde o!.. "Progam"larda o!..
Peki, kimdir bu Leyla Gencer?..
Buyrun, haberi okuyalım:
"Dünyaca ünlü Türk soprano Leyla Gencer, dün Milano'daki evinde solunum ve kalp yetmezliğinden öldü!.. Gencer için Pazar günü Milano'da La Scala Operası'nda ve Santa Babila Kilisesi'nde bir tören düzenlenecek... Sonra, vasiyeti gereği krematoryumda yakılacak olan Gencer'in külleri, İstanbul'a getirilerek yine vasiyeti üzerine Ortaköy'de bir törenle Boğaz'ın sularına dökülecek."
Haberler böyle!..
Bilmem, hiç dikkatinizi çekiyor mu;
"Müslüman" birisi vefat ettiğinde, "bilinçli" bir şekilde onu "yok" sayan, cenaze törenlerine katılan onbinlerce insanı görmezden gelen kartel medyası; bir "Hıristiyan" veya "Yahudi" öldüğünde, öylesine sahip çıkıyor ki; sanki ölen kendi "anne-babaları"dır!..
Öylesine sahip çıkıyorlar ki;
Leyla Gencer, sanki dünyanın görüp-göreceği "ilk ve son soprano"dur!..
"Oysa" diyor Murat Bardakçı;
"Leyla Gencer, batının sanat çevrelerinde yer edinebilmiş nadir Türk vatandaşlarından ve 20. asır opera tarihinin başarılı olmuş sanatçılarındandır, bunda şüphe yok. Ama, birileri şimdilerde yaptıkları gibi Gencer'i "son diva" yahut "Maria Callas'ın rakibesi" diye nitelemeye başladılar mı, iş değişir ve başka bir hâl alır."
(...)
Ve, işin açıkça söylemem gereken asıl önemli tarafı:
Bu isimlerin yanında bir "Leyla Gencer" maalesef yoktur! Leyla Gencer beğenilmiş ve takdir görmüş bir sanatçıdır; fakat adı bu sopranolarla bir arada anılmamıştır."
Engin Ardıç ise, bambaşka bir "Leyla Gencer portresi" çiziyor ve diyor ki;
“Erkekçe söyleyeyim: Ben ki opera hastasıyım, bir kere bile dinleyemedim!..
Leyla Gencer'den söz ediyorum tabiî... La Diva...
Ya da, "Cenker"... Gencer derseniz kimse tanımaz, İtalyanca okunduğu gibi söyleyeceksiniz.
Genco'yu da "Cenko" okurlar ya...
Soruyorum: Atıp tutanlar, ahkâm kesenler, hanginiz bir tek arya dinlediniz ondan?..
Parlak devri ellili yıllardı, hayatta mıydınız o dönemde, yoksa operadan anlayacak yaşta mı?..
Yirmi sekiz senedir sahneye çıkmıyordu, yirmi dokuz sene evveline kadar La Scala'ya mı takılıyordunuz gidip gidip?
Ya plakları, diyeceksiniz...
Uzun süre plak yapmadı ki!..
Türkiye'yi unutun, Leyla Gencer'in ülkesinde Leyla Gencer'den üç dakikalık "single" bile bulamazsınız.
Ama sallamaya gelince, iş kolaydır: "Maria Callas'ın en büyük rakibesiymiş"...
Hayır, o Renata Tebaldi'ydi... Leyla Hanım'ın asıl iyi bir "Donizetti yorumcusu" olduğu söylenir, işe bakın, benim de en sevmediğim operacıdır Donizetti.
"Donizetti rönesansı" dedikleri de, adamın en hurda, en kıyıda köşede kalmış, en kötü operalarına çok az kişi tarafından "entellik ayağından" ilgi gösterilmesinden ibarettir.
Fazıl Say gibi ağlayıp zırlayacağına "vakitlice" Türkiye'yi terk etmiş, bununla da akıllılık etmişti. Çünkü buraya sekiz numara büyük gelecekti.
Polonezköylü olduğunu, Minakowski ailesinden geldiğini de biliyor muydunuz? Burada kalıp ne yapacaktı? Üçüncü derecenin ikinci kademesinden emekli olmak için mi kalacaktı burada?
"Anadolu'daki köklerini unutmamış"...
Yok yahu, hangi kökü vardı Anadolu'da?
Yoksa "armonize edilmiş" türkü mü söylüyordu Milano'da?..”
İSİMLERİ YERLİ, KENDİLERİ YABANCI
Bu konuları bilmediğimiz için, "bilenler"in yazılarından aktarma yaptım ki; Leyla Gencer'i daha iyi tanıyasınız...
Gördüğünüz gibi, "Türkiye'ye her şeyiyle yabancı" bir kadın... "Din"iyle yabancı, "kültür"üyle yabancı, "müziği"yle yabancı!..
Hatta, "ölü"süyle bile yabancı!..
Evet, "yakılacak" kadar yabancı!..
Gelin, görün ki;
"Hocaların hocası bir Müslüman" öldüğünde umursamayan ve "tek sütuna bir haber" bile vermeyen kartel medyası; isimleri "Türk" ama, cisimleri "Hıristiyan/Yahudi" olan "yabancı"ları öve öve bitiremiyor!..
Öyle allayıp-pullayıp sunuyorlar ki;
"Vay beee" diyor insan,
"Ne büyük insanmış da, hiç haberimiz yokmuş!"
Ama, olmuyor işte... "Ölüm"leri ile, "ne" olduklarından haberimiz oluyor!.. Kiminin "Ermeni", kiminin "Rum", kiminin "İngiliz" olduğunu öğreniyoruz!..
Ama onların çoğu, "yaşadıkları" sürece kendilerini gizlediler!.. Sanki, "Reklâmcı Sequela'nın gizlediği" gibi gizlediler!..
"Sakın Türk Milleti'ne Hıristiyan olduğumuzu söylemeyin!.. Onlar bizi öz be öz Türk sanıyor!"
Hee... Gerçekten de öyle sanıyorduk!..
Öyle sanıyor ve "Bir Türk; Türk'ün inanç ve değerlerine bu kadar nasıl saldırır?" diye meraklanıyorduk!..
İşte şimdi meraktan kurtulduk;
Meğer onlar "yerli" görünümlü "yabancı"ymış!..
www.bizkaclirayiz.com.tr
İtiraf etmek gerekir ki; Tuncayım Özkanım'la ilgili en güzel başlığı, dünkü Radikal gazetesi atmış... Tuncayım Özkanım'la, çok güzel kafa bulup, gırgırlarını geçmişler!..

Evet, "www.bizkaclirayiz.com.tr" başlığı
Tuncayım Özkanım'ın kafa yapısını çok iyi ortaya koyuyor... Biliyorsunuz, "AK Parti aleyhtarı" yayınları, "bizkackisiyiz.com" gibi "ulusalcı" kampanyaları ve "miting" organizeleriyle tanınan, bu haliyle de bir "ideoloji adamı" ve "vatansever" görüntüsü veren Tuncayım Özkanım'ın, aslında nasıl bir "parasever" olduğu çıktı ortaya!..
Herhalde duydunuz... Tuncayım Özkanım'ın başında bulunduğu Ulusalcı Kanaltürk, Bugün gazetesinin sahibi Akın İpek'e satılmış... Demek oluyor ki; Kanaltürk'ün izleyicileri "az" kişiymiş ve değirmeni döndürememişler!
Tuncayım Özkanım da, kanalı satmış... Artık, "Biz kaç kişiyiz" diyemeyecek... "Kaç lira" olduklarını söyleyecek... "Herkesin bir fiyatı vardır" derlerdi de inanmazdım.





vakit

Bu yazı toplam 647 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar