Hüzün ve Umut İçindeki Kudüs

Hüzün ve Umut İçindeki Kudüs

Karanlık devam etse de, günler uğursuz gibi görünse de ümitsizlik asla kalbimize giremeyecektir. Kudüs’e sadece “Ey peygamberlerin ve şehitlerin anası! Ey hayatın dayanağı, azıcık sabret”, deriz. Kudüs’e “Hoşçakal” değil, “muhakkak gelecek zaferde buluşma

Ahmet Atvan

Güzelim Kudüs'ümüz şu anda hayatının en riskli, en kritik ve en zorlu dönemini yaşıyor. Siyonist rejim Müslümanlarla Hıristiyanların nezdindeki kutsiyetini görmezlikten gelerek şehri tarihi ve coğrafik yapısından koparıp diliyle, dokusuyla, şekliyle ve kalbiyle tam bir Yahudi şehri haline getirmek istiyor.

Kudüs'ün hem halkı hem toprağı; hem şimdiki durumu hem geleceği tam bir tehlike içindedir. İşgal rejimi onun taşını ve toprağını Yahudileştirmek; halkını yurdundan çıkarmak, onları tarihi kökenlerinden koparmak ve birbirlerinden uzaklaştırmak amacıyla ekonomik ve sosyal ambargo uygulamak için yoğun çaba harcıyor. O halka karşı her türlü aşağılayıcı politikayı uyguluyor; evlerini yıkıyor, mallarını talan ediyor, ulusal kurumlarının kapısına kilit vuruyor, Filistin toplumunu birbirinden uzaklaştırmak için toprakları üzerinde ayırım duvarı inşa ediyor, ibadethanelerine saldırıyor. Onun bu saldırılarından canlılar kadar ölüler ve hatta cansız varlıklar da nasiplerini alıyor.

Bütün veriler, Kudüs sorununun yakın gelecekte çözüme kavuşamayacağını gösteriyor. Çünkü onu kurtarmak için ciddi bir proje olmadığı gibi, anti Siyonist ilaçlar da Arap ve Müslüman ülkelerin eczanelerinde maalesef şu anda bulunmuyor.

Siyonist hükümetler sağcısıyla solcusuyla; Likud ve İşçi Partisiyle hepsi Kudüs'ün Yahudileştirilmesinde, orayı İsrail'in ebedi başkenti kabul etmede ve buna karşı alınacak bir kararın reddedilmesinde hemfikirdirler.

Hepimiz, Doğu Kudüs işgal edildiği zaman Burak Duvarına gelip dua eden zamanın Siyonist Savaş Bakanı Moşe Dayan'ın şöyle dediğini hatırlıyoruz: "Bugünden sonra buradan ayrılma, tecrit ve uzaklaşma olmayacak. Halk, topak ve duvar olarak artık hep birlikte kalacağız."

Filistin toprakları üzerinde süren Yahudi yerleşim inşaatı çılgınlığını ve Kudüs'ün Yahudileştirilme çabalarını takip eden biri, bu konularda Siyonistlerdeki plan, proje ve görüş netliğini görürken, buna mukabil ümmette yanlış tevekkül ve parçalanmışlığı görecektir.

Kudüs şimdiye kadar Arap ve İslam ülkelerinden kendisinin kimliğini ve tarihi köklerini muhafaza edecek, düşmanın saldırılarından koruyacak etkin bir proje göremedi. Ümmetten gördüğü tek şey, sözden öteye geçmeyen kınama mesajları olmuştur. Büyük küçük düzenlediğimiz bütün konferanslarda gayri meşru işgal rejiminin Kudüs şehrine yönelik tecavüzlerini hep şiddetle kınadık. Ama bu kınamalar bir türlü pratiğe yansımayan, kâğıt üzerinde kalan içi boş yaldızlı laflardan ibaret kaldı.

Ancak Allah Kudüs'ü ve çevresini mübarek kıldı. Bu toprakları son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.s)'in ziyaretiyle şereflendirdi. Yine Allah Mescidi Aksa ile Mescidi Haram'ı Rabbani ve ezeli bir bağla birbirine bağladı. Tuğyanı ve tiranlığı ne olursa olsun hiçbir beşeri güç bu bağı koparamaz. Çünkü Mescidi Aksa ve Kudüs Allah'ın Kur'an'da geçen ayetlerindendir.

O zaman Kudüs dünyanın herhangi bir şehri veya dünyadaki herhangi bir başkent değildir. Burası hiçbir zaman sönmeyecek bir ışığın, nurun ve aydınlığın kaynağıdır. Burası tarihi ve dini yakıtla aydınlanıyor. Kudüs konusunda ihmalkâr davranmak, dinin, tarihin ve medeniyetin bir kısmında ihmalkâr davranmak demektir. Yine böyle bir kusur veya ihmal geçmişe, şimdiki zamana ve geleceğe karşı da kusur işlemek demektir.

Kudüs tarih boyunca 18 kez işgale uğrayıp birçok katliam ve felaket yaşamasına rağmen her seferinde bu badirelerden başı dik, onurlu ve izzetli bir şekilde çıkmayı başarmıştır.

Siyonist işgalcilerin buradaki topraklarda kalışları uzun sürse de, daha önceki işgalciler gibi bir gün mutlaka buralardan çekip gitmek zorunda kalacaklar. Filistin topraklarında tarihin en büyük savaşları cereyan etmiştir. Hıttin, Ecnadin, Ayn Calut ve Yermuk Kudüs'ün yabancısı olduğu savaşlar değildir. Güçle alınan topraklar ancak güçle geri alınabilir. Tarih tekerrür eder; bir gün lehte ise diğer gün aleyhtedir. Bugün yaşadığımız geri çekilme veya cezir, tarihte şahit olduğumuz med ve cezirlerin aynısıdır. Biri gelince diğeri gider.

Bugün ümmeti perişan eden acziyet kesinlikle bize dayatılan bir kader değildir. Bugün gerçekleştirmekten aciz kaldığımız durumu yarın Allah'ın izniyle gerçekleştireceğiz. Bu Allah (c.c)'ın şu fermanının da bir gereğidir: "İşte o günleri biz onları insanlar arasında devrettirip dururuz". Allah başımıza gelen musibetten ötürü üzülmememizi ve umutsuzluğa kapılmamamızı da istemektedir: "Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz".

Allah kendi yardımını, Müslümanların onun iradesine teslim olmalarına ve ona itaat etmelerine bağlamıştır: "Şüphesiz ki Allah kendi (dini)ne yardım edenlere yardım eder", O bize zaferi de vaat etmiştir.

Katar'da çıkan Er-Re'y gazetesinin genel yayın yönetmeni Nasır El-Osman'ın dediği gibi Kudüs'ün yüreğimizde diri ve canlı durması için var gücümüzle çalışmamız gerekir. Onun tarihini okur, geçirdiği süreci tahlil eder, haber ve gelişmelerini takip ederiz. Bununla yetinmez onun sevgisini genç nesillere de aktarırız.

Kudüs'ü tanıyan onu sever ve onun için fedakârlıkta bulunur. Fedakârlık dünyadaki zaferin olduğu kadar ahireti kazanmanın da anahtarıdır. İşte o gün müminler zaferden ötürü gerçekten sevinecekler.

Karanlık devam etse de, günler uğursuz gibi görünse de ümitsizlik asla kalbimize giremeyecektir. Kudüs'e sadece "Ey peygamberlerin ve şehitlerin anası! Ey hayatın dayanağı, azıcık sabret", deriz. Kudüs'e "Hoşçakal" değil, "muhakkak gelecek zaferde buluşmak üzere" deriz.