Hürmüz’de görünmez kriz: Tankerler geçiyor, fiyatlar düşmüyor
Hürmüz Boğazı açık mı, kapalı mı sorusu, İran ile ABD arasındaki söylem savaşının merkezine yerleşti.
Hürmüz Boğazı kapalı mı, açık mı? Bu soru son haftalarda İran ile ABD arasındaki söylem savaşının en önemli eksenlerinden biri haline geldi. Washington ve ona yakın medya, tankerlerin geçiş görüntülerini yayımlayarak ve petrol transfer istatistiklerini öne çıkararak kamuoyuna Hürmüz’ün pratikte açık olduğu, enerji akışının sorunsuz sürdüğü ve İran’ın artık en önemli jeopolitik konumunu Batı ekonomisini etkilemek için kullanamayacağı fikrini empoze etmeye çalışıyor.
Ancak sahadaki gerçek ve daha önemlisi enerji piyasasının davranışı farklı bir anlatı sunuyor.
Hürmüz’ü tek bir “evet” veya “hayır”la tanımlamak mümkün değil. Tankerler bu su yolundan geçebilir; ancak birkaç tankerin geçmesi Hürmüz’ün normal koşullara döndüğü anlamına gelmez. Asıl mesele, tankerin hangi risk seviyesiyle, hangi sigorta maliyetiyle, hangi kısıtlamalarla ve ne düzeyde güvenle bu güzergâhı kullandığıdır.
İşte Hürmüz bilmecesinin önemli bir kısmı burada ortaya çıkıyor.
İran’ın elindeki Hürmüz kaldıracı çıkmadı
Son haftalarda bazı analistler ve medya, “Hürmüz kaldıracı İran’ın elinden çıktı” ve Tahran’ın artık bu boğazın jeopolitik konumunu ABD’ye baskı uygulamak için kullanamayacağı görüşünü yerleştirmeye çalıştı.
Bu iddia, enerji ekonomisi gerçeklerinden çok İran’a karşı yürütülen psikolojik ve medya savaşının bir parçasıdır.
Petrolün bir kısmı güney güzergâhlarından veya alternatif koridorlardan çıkabilir, hatta günde milyonlarca varil dünya pazarına ulaşabilir; ancak bu, denklemin yalnızca bir parçasıdır.
Enerji ekonomisinde yalnızca geçen petrol hacmi belirleyici değildir; geçiş maliyeti ve güvenliği de önemlidir.
Bir tanker Hürmüz’den geçebiliyor ama sigorta maliyeti onlarca kat artıyorsa, gemi sahibi saldırı, el koyma, hasar veya gecikme riskiyle karşılaşıyorsa ve büyük denizcilik şirketleri sözleşmelerine yeni bir risk faktörü eklemek zorunda kalıyorsa, Hürmüz’ün normale döndüğü söylenemez.
İşte Amerikan anlatısının piyasanın ekonomik gerçekliğiyle çatıştığı nokta burasıdır.
Petrol geçişine rağmen fiyatlar neden düşmüyor?
Bu, belki de bu raporun en önemli sorusudur.
Bazı kaynakların iddia ettiği gibi Hürmüz’den günde milyonlarca varil petrol geçiyorsa ve Suudi Arabistan ile BAE’nin alternatif boru hatları üzerinden ek hacim taşınıyorsa, petrol piyasası neden hâlâ savaş öncesi fiyatlara dönmedi? Cevap, savaşın görünmez maliyetlerinde aranmalıdır.
Petrol ancak nakliyesi de ucuz, öngörülebilir ve güvenli olduğunda ucuzdur. Sigorta, taşıma, yakıt, bekleme süresi ve güvenlik riskindeki her artış nihayetinde petrol fiyatına eklenir. Bu nedenle tanker hareket edebilir, ancak piyasa gergin kalmaya devam edebilir.
ABD’nin dünya kamuoyunun konuşmasını istemediği şey tam da budur; çünkü o zaman İran’ın Hürmüz’ü tamamen kapatmaya ihtiyaç duymadan Batı’nın ekonomik hesaplarını etkileyebildiği ortaya çıkar.
Tanker sigortası: Krizin görünmez vergisi
Bu denklemin en önemli bileşenlerinden biri savaş riski sigortasıdır.
Sigorta piyasasına ilişkin raporlar, büyük tankerler için savaş riski teminat maliyetinin kriz öncesine göre ciddi biçimde arttığını gösteriyor. Savaş öncesinde bir tanker sahibi sınırlı bir maliyetle gemisini bölgesel risklere karşı sigortalayabiliyorsa, bugün aynı teminat milyonlarca dolara mal olabilir.
Bu maliyet artışını nihayetinde kim ödüyor?
Ne Washington ne de büyük petrol şirketleri bu yükü kârlarından karşılamaya razı. Nihai maliyet tedarik zincirine yansıtılır ve Avrupa, Doğu Asya ve dünyanın diğer büyük pazarlarındaki tüketici bunu öder. Daha açık ifadeyle Hürmüz, tamamen kapatılmadan bile Batı ekonomisine maliyet yükleyebilir.
Bu, güvenlik krizinin küresel ekonomiye dayattığı “görünmez vergi”dir.
Hürmüz normalleştiyse ABD neden stratejik rezervlere başvurdu?
Burada Washington anlatısının en önemli çelişkilerinden biri ortaya çıkıyor. Bir yandan ABD Hürmüz’ün açık olduğunu, İran’ın kaldıracını kaybettiğini ve petrol akışının sorunsuz sürdüğünü söylemeye çalışıyor; diğer yandan enerji piyasasını yönetmek için stratejik rezervlere başvuruyor ve müttefiklerini de rezerv serbest bırakmaya teşvik ediyor.
İran, Hürmüz’ün jeopolitik kapasitesini kullanmak için onu sonsuza dek fiziksel olarak kapatmak zorunda değil. Bu enerji yolunun güvenliğinin ve geçiş maliyetinin küresel ekonomik hesaplarda belirleyici bir değişken haline gelmesi yeterlidir.
Böyle bir ortamda geçen her tanker mutlaka İran’ın yenilgisi anlamına gelmez; belki de aynı tankerin geçmişe göre kat kat yüksek maliyetle geçmesi denklemin değiştiğinin göstergesidir.
Ve belki de Washington için en önemli soru şudur:
Hürmüz kartı gerçekten İran’ın elinden çıktıysa ve boğaz tamamen ABD ile müttefiklerinin kontrolündeyse, petrol piyasası neden hâlâ endişeli, sigorta neden pahalandı ve Batılı hükümetler enerji fiyatlarını dizginlemek için neden stratejik rezervlerine başvurmak zorunda kalıyor?
Bu sorunun cevabı, Hürmüz bilmecesinin ABD için henüz çözülmediğinin en açık göstergesi olabilir.
Bu iki durum kolayca yan yana getirilemez. Hürmüz gerçekten normal koşullara döndüyse ve küresel piyasada petrol arzına ilişkin hiçbir endişe yoksa, büyük enerji tüketicisi hükümetler neden stratejik rezervlerinin bir kısmını piyasaya sürmek zorunda kalıyor?
Stratejik rezervler tam da kriz günleri için tasarlanmıştır; her şeyin olağan seyrinde gittiği zamanlar için değil.
Dolayısıyla ABD ve müttefiklerinin davranışı, medyadaki anlatının aksine, Hürmüz krizinin enerji piyasası hesapları üzerindeki etkisini hâlâ koruduğunu gösteriyor.
Alternatif koridor Hürmüz’ü ortadan kaldırmaz
Bu arada alternatif boru hatları ve yeni petrol taşıma güzergâhları propagandası da aynı anlatının parçasıdır.
Suudi Arabistan ve BAE, petrolünün bir kısmını Hürmüz dışındaki güzergâhlardan taşıma kapasitesine sahiptir; ancak bu kapasiteler ne hacim ne de ekonomik işlev açısından boğazın tamamen yerini alabilir. Hürmüz sıradan bir denizcilik güzergâhı değildir; dünyanın en önemli enerji üretim bölgelerinden birini küresel tüketim pazarına bağlayan düğüm noktasıdır.
Bu nedenle birkaç alternatif güzergâh yaratmak bile onun jeopolitik önemini ortadan kaldıramaz.
Bir boru hattı kurulması veya petrolün bir kısmının güney güzergâhından taşınmasıyla Hürmüz’ün öneminin bittiğini düşünenler, aslında enerji ekonomisini siyasi coğrafyasından ayırmaktadır; oysa bu ikisi birbirinden ayrılamaz.
İran’ın gücü Hürmüz’ü kapatmakla sınırlı değil
İran’ın kapasitesini analiz ederken yapılan temel hatalardan biri, Tahran’ın Hürmüz’deki gücünü yalnızca “boğazı tamamen kapatmak” ile ölçmektir.
Buradaki gerçek güç, İran’ın karşı tarafın hesaplarını değiştirme yeteneğidir.
Sigorta şirketleri Hürmüz riskini artırmak zorunda kalıyorsa, gemiler daha yüksek maliyetle hareket ediyorsa, Batılı hükümetler stratejik rezervlerini serbest bırakmak zorunda kalıyorsa ve enerji piyasası her gün arzda kesinti olasılığını fiyatlara yansıtıyorsa, İran resmî bir kapatma ilan etmeden bile Hürmüz’ün jeopolitik kapasitesinin bir kısmını harekete geçirmiş demektir.
Asimetrik caydırıcılık literatüründe önemli olan da budur.
Güç, mutlaka askerî kapasitenin azami kullanımı anlamına gelmez; bazen yalnızca inandırıcı ve uygulanabilir bir kabiliyetin varlığı düşmanın hesaplarını değiştirir.
ABD Hürmüz’de farklı bir denklemle karşı karşıya
ABD yıllarca Basra Körfezi’ndeki askerî varlığını enerji güvenliğinin garantörü olarak sunmaya çalıştı. Uçak gemileri, destroyerler, keşif uçakları ve deniz koalisyonlarının tümü Washington’un deniz ticaret hatlarının güvenliğini garanti edebileceği mesajını vermek içindi.
Ancak bir geminin güvenliği yalnızca askerî eskortla tanımlanmaz.
Sigorta şirketi, gemi sahibi, denizcilik şirketi ve petrol alıcısı da riskin kriz öncesi seviyeye döndüğüne ikna olmalıdır.
Sigorta piyasası bölge riskini hâlâ yüksek değerlendirirken, ABD savaş gemilerinin varlığı siyasi bir talimatla risk fiyatını sıfıra indiremez.
Bu açıdan ABD’nin Basra Körfezi’ndeki geniş askerî varlığı denklemi eski koşullara döndürmekle kalmamış, çatışmanın yayılma olasılığına ilişkin endişeleri artıran faktörlerden biri haline gelmiştir.
Hürmüz üzerine söylem savaşı
Bu nedenle askerî savaşın yanında Hürmüz üzerine söylem savaşı da önem kazanmıştır.
Washington boğazın açık olduğunu göstermeye ihtiyaç duyuyor; çünkü İran’ın enerji akışının bir kısmını dahi risk artışıyla karşı karşıya bırakabildiği gerçeğini kabul etmek, ABD’nin azami baskı stratejisinin bir bölümünde yenilgiyi kabul etmesi anlamına gelir.
Buna karşılık İran’ın gücünü kanıtlamak için her gün Hürmüz kapalı demesine gerek yoktur. Piyasa davranışı, maliyet artışları ve enerji tüketen hükümetlerin tedirginliği gerçeğin bir kısmını anlatabilir.
Elbette burada güvenilir verilerle medya iddialarını da ayırmak gerekir. Tanker izleme kurumlarının verilerinin kasıtlı olarak çarpıtıldığı veya bu kurumların istihbarat servisleriyle bağlantılı olduğu yönündeki her iddia, doğrulanabilir belgelerle kanıtlanmalıdır. Ancak bu tür iddialara girmeden bile bir gerçek sabittir: Tankerlerin geçmesi tek başına enerji piyasasına güven ve istikrarın döndüğü anlamına gelmez.
Hürmüz açık; ama normal mi?
Nihayetinde raporun başındaki sorunun cevabı netleşir.
Eğer “açıklık” ile kastedilen bazı tankerlerin boğazdan geçmesi ise evet; güzergâh tamamen ve mutlak biçimde kapatılmamıştır.
Ancak “açıklık” ile Hürmüz’ün savaş öncesi dönemdeki gibi olağan maliyet, risk ve güvenlikle faaliyet göstermesi kastediliyorsa, mevcut kanıtlar böyle bir sonucu doğrulamıyor.
